Showing posts with label Irak-İran ilişkileri. Show all posts
Showing posts with label Irak-İran ilişkileri. Show all posts

Bağımsızlık Referandumu Sonrasında IKBY-İran İlişkileri

Bağımsızlık Referandumu Sonrasında IKBY-İran İlişkileri


20. yüzyılın ortalarında şekillenen bölge- sel jeopolitik koşullar ve tarihsel bağlar Irak Kürtlerini İran’a yakınlaştırdı. Bu süreçte ‘özerklik’ peşindeki Irak Kürtleri ile ‘bölgesel hırsları’ olan İran arasında ‘netameli bir ittifak’ ortaya çıktı. Zaman zaman güçlenen, perçinlenen bu ittifak, zaman zaman da çetin testlerden geçti. Irak Kürdis- tan Bölgesi’nde 25 Eylül 2017’de yapılan ‘bağımsızlık referandumu’ Erbil-Tahran ilişkilerinde yeni ve zorlu bir sınav oldu.

Aralarındaki dostluğa rağmen İran, Irak Kürtle- rinin ‘bağımsızlık’ girişimlerine her zaman şüpheyle baktı. Nitekim İran yönetimi, Kürtler üzerindeki et- kisini kaybetme riski, bölgede olası istikrarsızlaştırıcı etkileri, İranlı Kürt grupları cesaretlendirmesi ve ABD ile İsrail’in İran karşıtı faaliyetleri için uygun bir zemin sağlaması ihtimalleri gibi stratejik kaygılarla Irak Kürdistan Bölgesel Yönetiminin (IKBY) aldığı ‘bağımsızlık referandumuna’ karşı durdu. İranlı liderler, ‘ABD ile Siyonistlerin bölgeyi istikrarsızlaştırmak için icat ettikleri IŞİD fitnesinden sonra sahaya sürdükleri ikinci bir komplo’ diye nitelendirdikleri ‘bağımsızlık referandumunu’ daha başından boğulması gereken bir adım olarak gördü. Referandumun getirmesi muhtemel risklerin yanı sıra IKBY’nin aynı zamanda petrol zengini Kerkük gibi tartışmalı bölgeleri Irak Kürdistan Bölgesi sınırlarına dâhil etme teşebbüsü meseleyi daha çetrefil hale getirdi.

Bu çerçevede İranlı yetkililer hem Iraklı Kürt siya- setçilerle yaptıkları çeşitli görüşmelerde Irak’ın toprak bütünlüğünden yana olduklarını ve referanduma karşı çıktıklarını açıkça belirttiler hem de Erbil ile Bağdat arasındaki sorunların çözülmesi için arabuluculuğa soyundular. Ayrıca Irak Kürtleri içerisinde kendilerine daha yakın duran –Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), Goran, İslami Komel gibi– hareketleri, referanduma karşı durmaları ve IKBY Lideri Mesud Barzani’niyi yalnız bırakılmaları için ‘ikna’ etmeye çalıştılar. Öte yandan İran hükümeti, Irak ve Türkiye ile temaslarını yoğunlaştırdı ve bu ülkeler arasında referanduma karşı ortak bir duruş benimsenmesi için çalıştı. IKBY’nin referandum kararından vazgeçme- mesi üzerine Erbil’i sınır kapılarının kapatılması ve güvenlik anlaşmalarının iptaliyle tehdit etti; sınırda askerî tatbikat yaparak Irak Kürtlerine gözdağı vermeye çalıştı.

Referanduma İran’ın Tepkisi

İran yönetimi, bütün ikazlara rağmen 25 Eylül’de referandumun yapılmasını bir ‘hata’ olarak gördü ve Irak Kürt yönetiminden referandumun yok sayılmasını; Irak’ın toprak bütünlüğünün, millî birliğinin ve egemenliğinin korunmasını; Erbil ile Bağdat arasındaki sorunların müzakere yoluyla çözülmesini istedi. Bununla birlikte referandum kararında direten IKBY’ye tepki olarak İran ile IKBY arasındaki tüm uçuşların durdurulması; sınır kapılarından geçişlerin sıkılaştırılması; İran ile Irak Kürdistan Bölgesi arasında petrol ve petrol ürünlerinin ticaretinin yasaklanması gibi tedbirler aldı. Ayrıca Türkiye ve Irak ile askerî işbirliğini güçlendirdi ve sınırda askerî tatbikat yaptı. Erbil merkezli Kürdistan 24 TV’nin Tahran ofisini kapat- ma kararı aldı. İran yönetimi, IKBY’ye yönelik sert söylemlerine ve yaptırım kararlarına karşılık Erbil ile bağları tam olarak koparmak istemedi. Nitekim İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, eski Irak Cumhurbaşkanı ve KYB Lideri Celal Talabani’nin Süleymaniye’deki cenaze törenine katıldı. Keza İslam Devrimi Muhafızları Ordusu’nun dış operasyonlarından sorumlu birimi Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani cenazeye katılmadı, ama daha sonra Talabani’nin kabrini ziyaret etti.

Referanduma karşı ‘sert’ duruşuna rağmen İran, IKBY’ye karşı tek taraflı adım atmaktan kaçındı. Tek taraflı adımlar ve müdahaleler yerine Türkiye ve Irak ile koordineli şekilde hareket etti ve meselenin Bağdat ile Erbil arasında çözülmesi için faaliyetlerini yo- ğunlaştırdı. 4 Ekim’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Tahran ziyareti sırasında iki ülkenin de ‘gayrimeşru referandumu’ tanımadığı belirtildi ve bu adımın geri alınması talep edildi. Türkiye, İran ve Irak arasında IKBY’ye karşı alınacak tedbirleri ve yaptırım kararlarını koordine etmek için ortak istişare mekanizması kuruldu. İran, Bağdat’ın talebi üzerine 15 Ekim’de IKBY ile olan sınır kapılarının –Başmak, Pervizhan ve Hacı Umran– tamamını kapattı.

Kerkük Operasyonunda İran’ın Rolü

İran tek taraflı müdahaleden kaçındı, ama Bağdat’ı IKBY üzerindeki siyasi, ekonomik ve askerî baskısını artırması yönünde teşvik etti. Nihayet Irak ordusu ve Haşdi Şaabi güçleri Kerkük başta olmak üzere Kürt peşmergelerinin kontrolü altında olan statüsü tartış- malı bölgeleri ele geçirmek için 16 Ekim’de operas- yon başlattı. Merkezî hükümete bağlı güçler kısa süre içerisinde önce Kerkük’te, ardından diğer tartışmalı bölgelerde kontrolü sağladı. Bu süreçte İranlı General Kasım Süleymani aktif bir rol oynadı.

Askeri danışma’ sıfatıyla Irak’ta faal olan Süleyma- ni, Kerkük operasyonunun başlamasından önce en az üç defa Kürdistan bölgesine gitti ve Kürt liderlerle görüştü. Süleymaniye’de KYB yetkilileriyle bir araya gelen Süleymani, Kürt peşmergelerinin Batı’nın ve bölge ülkelerinin desteğini almış olan Bağdat karşısında askerî olarak duramayacağını söyledi ve onlara Kerkük’ten çekilmek veya İran’ın desteğini kaybetmek arasında seçenek sundu. Toplantıda hazır bulunan KYB yetkililerinden Ala Talabani’nin ifadesiyle Kürt liderlere ‘bilgece’ tavsiyede bulunan İranlı general, “Kerkük’ün kanun ve anayasaya geri dönmesi gerektiğini” belirtti ve bunun için bir anlaşmaya varma çağrısında bulundu. Irak parlamentosundaki Kürdistan Milletvekili Mesud Haydar, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada Süleymani’nin aracılığıyla KYB’nin peşmerge sorumlusu Bafel Talabani ve Haşdi Şaabi Lideri Hadi el-Ameri arasında referandum sonuçlarının iptal edilmesini öngören bir anlaşma yapıldığını ileri sürdü.

Barzani çevresi ve Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) askerî operasyonlardan KDP’yi bitirmeyi hedefleyen İran’ı doğrudan sorumlu olduğunu ileri sürdü. Süleymani’nin aktif rolünün yanı sıra Irak ordusu ve Haşdi Şaabi saflarında İranlı Devrim Muhafızlarının olduğu iddia edildi. Keza, Kerkük operasyonunun başlamasından hemen önce Süleymani’nin arkadaşlarından İkbalpur isimli İranlı generalin, Haşdi Şaabi komutanları Abu Mahdi Muhandis ve Hadi Ameri ile beraber şehirdeki KYB ofisinde Kürt yetkililerle bir araya geldiği iddia edildi. Bu iddiaya göre İkbalpur ortaya bir harita çıkardı ve Irak güçlerinin saldırı planlarını anlattıktan sonra Kürt yetkililerden şehirden barışçı şekilde çekilmelerini istedi; “Direnecek olursanız sizi ezeceğiz ve her şeyinizi kaybedeceksiniz!” dedi. Gerçekten de ertesi gün operasyonun başlamasından sonra Bafel Talabani ve Lahur Şeyh Cengi’ye bağlı peşmerge güçleri mevzilerini terk etti ve merkezi hükümete bağlı güçlerle çatışmadan Kerkük’ten çekildi. Kerkük’ün Irak ordusu ile Haşdi Şaabi güçlerinin eline geçmesinden sonra bir Haşdi Şaabi militanının filme alındığı video kaydında Kerkük valiliğinin duvarına Ayetullah Hamanei’nin fotoğrafının asıldığı görüldü.

Amerikan Ordu Sözcüsü Albay Ryan Dillon 17 Ekim’de yaptığı açıklamada Haşdi Şaabi ve İran Dev-rim Muhafızı güçlerinin Kerkük operasyonlarında aktif rol aldıklarına dair güvenilir bilgiler olmadığını söyledi. Bununla beraber CIA Direktörü Mike Pom- peo, İran’ın Kerkük dâhil Ortadoğu’daki bütün problemlerin merkezinde olduğunu ileri sürdü. Kerkük operasyonuna destek veren İranlı liderler ülkelerinin operasyonda yer aldığı iddialarını ilk etapta reddetti. Hamaney’in dış politika danışmanı Ali Ekber Velayeti, 17 Ekim’de yaptığı açıklamada İran’ın Kerkük operas- yonunda hiç bir rolünün olmadığını söyledi ve Iraklı Kürtlerin çoğunun Barzani’nin ihtiraslarına karşı olduğunu ileri sürdü. Fakat Hamaney’in ofisinin genel sekreteri Muhammed Gulpaygani daha sonra yaptığı bir açıklamada, Ayetullah Hamanei’nin talimatları ve Kudüs Gücü Komutanı Süleymani’nin fedakârlıkları sayesinde ABD ile İsrail’in Kürdistan bölgesinde ‘ikinci bir İsrail’ kurma planının engellendiğini ve Kerkük’ün kurtarıldığını söyledi.

İran’ın operasyondaki rolü Kürdistan bölgesinde İran karşıtı duyguların artmasına neden oldu. Peşmerge Genel Komutanlığından 16 Ekim’de yapılan açıklamada İkbalpur’un liderliğindeki Kudüs gücünün desteğiyle Irak güçlerinin ve özellikle Haşdi Şaabi’nin Kürdistan halkının özgürlük talebine karşı saldırıya geçtiği ileri sürdü. KDP’li sözcüler, Süleymani’nin Haşdi Şaabi ile iç içe olduğunu belirterek Kerkük’teki gelişmeleri “İran’ın Kerkük’ü fethi!” diye nitelendirdi. Kürt yetkililerden gelen sert İran karşıtı açıklamaların yanı sıra 20 Ekim’de Erbil’deki İran Konsolosluğu önünde protesto gösterisi düzenlendi. Konsolosluk binasının duvarına çıkan bir eylemci İran bayrağını indirdi.

Sonuç

25 Eylül’de yapılan bağımsızlık referandumu İran ile Irak Kürtleri arasındaki ilişkileri zorlayan çok boyutlu bir meseleye dönüşmüştür. Meselenin birinci boyutu tabii ki İran ile Irak Kürtleri arasındaki ilişkidir. KDP başta olmak üzere Kürtlerin önemli bir kısmı bağımsızlık girişimini boğmaya çalışan İran’a karşı tepkilidir ve güvensizdir. Bununla beraber İran-Kürt ilişkileri tabiatı itibariyle inişli çıkışlıdır ve güven esasına değil, pragmatik hesaplara dayanmaktadır. Bununla beraber KDP’den gelen sert açıklamalara rağmen hem İran hem de Iraklı Kürtler köprüleri atmaktan kaçınmıştır. Nitekim Kerkük ve diğer tartışmalı bölgelerin merkezî hükümete bağlı güçlerin eline geçmesi ve IKBY’in referandum sonuçlarını dondurma kararı almasından sonra İran, sınır kapılarını tekrar açmıştır. IKBY’nin ve KYB’nin Tahran’daki temsilcisi Nazım Dabbagh, Süleymani’nin Kürtlere karşı dürüst dav- randığını ve onları referandumun sonuçları hakkında uyardığını hatırlatmıştır. Dabbagh, İran hükümetinin Irak Kürdistan Bölgesi ile merkezî yönetim arasındaki meselelerin Irak Anayasası çerçevesinde çözülmesi için çalıştığını ve İran’ın bu doğrultuda attığı adımları olumlu gördüklerini ifade etmiştir.

Referandum meselesinin ikinci boyutu ise İran-I- rak ilişkileriyle ilgilidir. İran, merkezî hükümete verdiği desteğin yanı sıra gerek IŞİD’e karşı mücadelede gerekse referanduma karşı atılan adımlarda Irak hükümetinin yanında olmuştur. Diğer bir ifadeyle İran, Irak’ın birliğinin ve bütünlüğünün en büyük destekçilerinden birisi olmuştur. Dolayısıyla bu süreçte İran’ın Bağdat üzerindeki etkisi daha fazla artmıştır. İran’ın Irak’ta artan etkisi ise ABD, İsrail ve bölgedeki Arap ülkeleri için potansiyel bir tehdit olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle hem bölge ülkeleri, hem de Amerikan yönetimi Irak Başbakanı Abadi’den Bağdat hükümetinin İran’ın ‘kuklası’ olmadığını göstermesini bekliyor. Dolayısıyla, referandum sonrası süreçte Irak’ın İran etkisinden uzaklaşması için Bağdat hükü- meti üzerinde uluslararası ve bölgesel baskının artması beklenmektedir.

Bayram SİNKAYA
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Yrd. Doç. Dr.

Ortadoğu Analiz, cilt 9, sayı 83 (Kasım-Aralık 2017), s.20-22, http://orsam.org.tr/files/OA/83/6_bayramsinkaya.pdf   

İran’ın ‘Kürdistan Bağımsızlık Referandumu’na Karşı Tepkisi

İran’ın ‘Kürdistan Bağımsızlık Referandumu’na Karşı Tepkisi

20.09.2017
http://orsam.org.tr/orsam/DPAnaliz/14503?dil=tr


IKBY Başkanı Mesud Barzani’nin 7 Haziran’da Kürdistan bölgesinin bağımsızlığı için 25 Eylülde referandum yapılacağını ilan etmesinden sonra İran’da hemen her kesimden bu girişime karşı olumsuz ve sert tepki geldi.İranlı yetkililer her fırsatta bağımsızlık referandumun kararının Irak’ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tehdit edenyanlı bir karar olduğunu savundu ve Irak Kürt liderlerinin bu karardan vazgeçmesini istedi.

İranlı yetkililer referandum kararından sonra yapılan karşılıklı ziyaretlerde IKBY’yi referandum girişiminden vazgeçirmeye çalıştı. İran’ın daveti üzerine Temmuz ayının ortalarında Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden (KYB) bir heyet (Celal Talabani, Molla Bahtiyar, Kosrat Rasul Ali vd.) Tahran’a gitti ve İranlı yetkililerle görüştü. Yüksek Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri ve Ayetullah Hamanei’nin konseydeki temsilcisiAli Şamhani heyeti kabulünde referandumun halkın önceliği veya ihtiyacı olmadığını, Kürdistan’ı ve bütün Irak’ı zayıflatacağını söyledi.

Tahran Cuma İmamı Ahmed Hatemi, 15 Eylül’de yaptığı konuşmada referandumu yeni bir İsrail kurma komplosunun bir parçası olduğunu iddia etti. Bölge ülkelerinin karşı olmasına rağmen İsrail’in referandumu açıkça desteklediğini hatırlatarak Kürdistan bölgesi yetkililerinin akıllarını  başlarına almaları ve Israil komplosundan vazgeçmeleri çağrısı yaptı. Ayetullah Hamanei’nin danışmanı Ali Ekber Velayeti, bağımsızlık referandumunun Irak’ın parçalanmasının ilk adımı olacağını belirtti ve bu adımın bölge ülkelerini zayıflatıp, yabancıların, özellikle Siyonistlerin bölgeye nüfuz etmesinin önünü açacağını ileri sürdü.

İran yönetimi, IKBY’nin bağımsızlık referandumunu ilk defa gündeme getirdiği 2014’te açıkça karşı çıktı ve o zamandan beri her fırsatta Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasına verdiği önemi dile getirdi. Referandumun tekrar gündeme gelmesinden sonra İran ilk etapta Erbil ile Bağdat arasında görüşmeler yoluyla bu meselenin halledilmesini istedi ve taraflar arasında arabuluculuk yapabileceğini belirtti. Hatta Kudüs Ordusu Komutanı Kasım Süleymani, geçtiğimiz hafta Erbil ve Süleymaniye’de KDP, KYB ve Goran yetkilileri ile görüştü. Süleymani, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasının İran’ın kırmızı çizgisi olduğunu belirtti. Referandumun iptal edilmesi durumunda İran’ın Erbilile Bağdat arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için çalışacağını, aksi halde IKBY’nin karşılacağı muhtemel tehditlere karşı yalnız başına kalacağını söyledi.

İran’ın ikinci adımı bölge ülkeleri ile, özellikle Türkiye ile temasa geçerek ortak bir duruş belirlenmesi için çalıştı. İran Genelkurmay Başkanı Bagheri’nin15-17 Ağustos’ta Ankara’ya yaptığı ziyarette gündemdeki maddelerden birisi IKBY’nin referandum girişimi idi. Bagheri ile Türkiye Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar daha sonra yaptıkları telefon görüşmesinde de bu konuyu ele aldı. Akar’ın önümüzdeki günlerde Tahran’a ziyaret yapması bekleniyor. Düzenin Yararını Teşhis Heyeti’nin başkanı Ayetullah Şahrudi ile genel sekreteri, Devrim Muhafızları Ordusu’nun eski komutanı Muhsin Rezai Eylül başında Bağdat’a gitti ve Iraklı yetkililerle bir dizi görüşme yaptı.

IKBY’nin referandumun yapılacağı konusunda ısrarcı olması üzerine Tahran,Irak Kürdistan yönetimine gözdağı vermeye başladı. Ali Şamhani, IKBY’nin bağımsızlığını ilan etmesi durumunda İran’ın Irak Kürdistanı ile ilişkilerini gözden geçireceğini, sınır kapılarının kapatılabileceğini ve IKBY ile İran arasında akdedilen askeri ve güvenlik işbirliği anlaşmalarının askıya alınabileceğini söyledi. Süleymani’nin Irak’taki temasları sırasında muhataplarını Haşdi Şaabi’nin harekete geçmesiyle tehdit ettiği iddia edildi.

İran referanduma neden karşı çıkıyor?

Aralarında zaman zaman ortaya çıkan anlaşmazlıklara rağmen IKBY kuruluşundan beri İran ile iyi ilişkiler içerisinde idi.Hatta İran IKBY’nin Irak içerisinde federal bir bölge olmasını destekleyen tek bölge ülkesi idi. Buna rağmen İran neden IKBY’nin bağımsızlığına karşı çıkıyor?

Uluslararası sistem ve bölge ülkeleri tarafından egemen bir devlet olan Irak’ın toprak bütünlüğünün parçalanması bölgede yeni güvenlik sorunlarını tetikleyebilir. Irak’ın parçalanması Suriye, İran ve Türkiye’de de ayrılıkçı hareketleri cesaretlendirebilir.Bu süreç sadece Kürtleri değil diğer etnik grupları da etkileyebilir. Bu nedenle birçok etnik azınlığın bulunduğu İran bu süreçten rahatsızlık duyuyor.

Ayrıca, Irak hükümetinin referanduma karşı çıkması ve Kerkük gibi tartışmalı bölgelerin kontrolü Kürtler ile Irak yönetimi arasında çatışmaya neden olabilir. Dolayısıyla, Irak Kürtlerinin bağımsızlık girişimi hem Irak içerisinde hem de bölgesel düzeyde istikrarsızlığa ve yeni çatışmalara neden olabilecek bir adım olarak görülüyor. Dahası bölgede ortaya çıkması muhtemel yeni çatışma ve krizler IŞİD karşıtı mücadeleye ket vurabilir.

İran’ın batı sınırlarının güvenliği için Irak’ta istikrarın sürdürülmesi önemli. Oysa referandumun muhtemel çatışmaları tetiklemesi, İran’ın batı sınırlarının istikrarsızlaşması ve güvenliğinin tehlikeye düşmesi anlamına geliyor.  Halihazırda İran’a karşı mücadele veren silahlı Kürt hareketlerinin (KDP-İ, Komala, PJAK vd.) IKBY topraklarını kullanması İran’ın kronik güvenlik sorunlarından birisi. Son zamanlarda bu grupların İran karşıtı faaliyetlerini şiddetlendirmesi Tahran’ı alarma geçirdi.

İranlıların değerlendirmelerine göre bağımsızlık referandumu halkın bir talebi değil, Barzani’nin kişisel hesabı. Kürt liderlerin önemli bir kısmı referanduma karşı çıkıyor. Dolayısıyla referandum sürecinde Kürt gruplar arasında çatışma çıkması muhtemel. Bu da bölgede yeni bir istikrarsızlık kaynağı olabilir.

ABD, BM ve Avrupa ülkeleride  en azından söylemsel düzeyde referanduma karşı çıkıyor. BM ve Avrupa ülkeleri referandumu izlemek için gözlemci göndermeyi de reddetti.Görünürde referanduma karşı çıkmasına rağmen bir çok İranlı analist ABD’nin referandumun arkasında olduğunu düşünüyor. 1990’ların başından beri İran’ın en büyük korkularından birisi Irak Kürdistan bölgesinin İsrail’in rahatça kullanabileceği bir sahaya dönüşmesi. Şimdi İsrail’in referandumu açıkça desteklemesi ve Amerikan yönetiminin bölgesel politikalarına karşı duyulan şüpheler İran’ın kaygılarını depreştiriyor.

Irak Kürdistan bölgesinin bağımsız olması durumunda İran’ın bölgeye müdahale ihtimali azalabilir. Bugüne kadar farklı Kürt gruplarla ikili ilişkileri, Erbil yönetimi ile ilişkileri veya Bağdat üzerinden bölgeye rahatlıkla müdahale edebiliyordu. Ayrıca, İran yönetimi Kürtler üzerindeki etkisini genel Irak siyasetinde de kullanabiliyordu.  ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra ortaya çıkan Şii-Kürt ittifakında İran rolü ve çıkarları yadsınamaz. Dolayısıyla İran, Irak’a yönelik politikalarda etkili bir maniveladan mahrum kalabilir.Öte yandan Irak içerisinde federal bir bölge olarak IKBY siyasi ve güvenlik açılarından Tahran’ın desteğine muhtaçtı. Nitekim bu durum IŞİD tehdidi sırasında net bir şekilde görüldü. Bu asimetrik ilişki, İran’a Iraklı Kürtler üzerinde baskı yapma fırsatı sağlıyor. Bununla beraber, IKBY’nin bağımsızlığını ilan etmesi ve uluslararası toplum tarafından egemen bir devlet olarak tanınması, İran’ın Kürtler üzerindeki nüfuzunu azaltabilir.

20.09.2017

IŞİD GÖLGESİNDE IRAK-İRAN İLİŞKİLERİ

IŞİD GÖLGESİNDE IRAK-İRAN İLİŞKİLERİ

Son zamanlarda Ortadoğu siyasetinde en çok tar- tışılan konulardan birisi Irak-İran ilişkileridir. Öyle ki 2003’te ABD’nin Irak’ı işgal etmesinin ardından iki ülke arasındaki ilişkilerin niteliği köklü bir şekilde değişmiş, rekabet ve düşmanlık- tan ‘stratejik ortaklığa’ dönüşmüştür. Taraflar bir- birlerini resmen ‘stratejik ortak’ olarak nitelendirse de gerçekte Irak birçok kişi tarafından İran’ın nüfuz alanı olarak görülmektedir. Bu süreçte en büyük pay sahiplerinden birisi eski Irak Başbakanı Nuri al-Ma- liki’dir. Onun içeride ve dışarıda izlediği politikalar, doğrudan veya dolaylı olarak İran’ın Irak üzerindeki etkisinin artmasına sebep oldu. Fakat bu süreç, içeri- den ve dışarıdan gelen baskılarla Maliki’nin Ağustos 2014’te iktidardan uzaklaştırılmasına rağmen halefi Haydar el-Abadi döneminde de devam etti. Öyle ki nerdeyse her on beş günde bir iki ülke arasında karşılıklı olarak üst düzey heyetler gelip gitmekte- dir. İki ülke arasında güvenlik ve siyasi işbirliğinin yanında ekonomik ilişkiler de kayda değer oranda arttı, toplam ticaret hacmi 14 milyar doları geçti. İki ülke ilişkilerindeki en önemli sorunlardan birisi olan Irak topraklarında İran muhalifi Halkın Mücahitleri Örgütü’nün varlığı, Eylül 2016’da tamamen sona erdi. Bununla beraber, Abadi hükümeti döneminde Irak ile İran arasındaki ilişkilerinin en önemli gün- demi IŞİD ile mücadele oldu. 


IŞİD Tehdidi

Haydar al-Abadi’nin Ağustos 2014’te yeni başbakan olarak ‘se- çilmesi,’ Maliki’nin politikaların- dan açıkça rahatsız olan bölge ül- keleri ile Iraklı gruplar tarafından, mezhepler üstü ve daha dengeli politika izleyeceği beklentisiyle memnuniyetle karşılandı. Fakat Abadi iktidara geldiğinde Irak’ın en büyük ikinci şehri Musul dahil ülkenin önemli bir kısmı IŞİD’in eline geçmişti. 10 Haziran’da Mu- sul’u ele geçirdikten sonra hızla ilerleyen ve kısa bir süre içerisin- de Bağdat yakınlarına kadar gelen IŞİD karşısında Irak güvenlik güç- leri neredeyse dağılmıştı.

Açıkça İran ve Şii karşıtı bir hareket olan IŞİD’in kısa bir sü- rede Irak topraklarında yayılması İran’ın derhal harekete geçmesine neden oldu. Her şeyden önce Irak ile İran arasında 1,400 kilometre- den uzun bir sınır var. Dolayısıy- la, Irak’ta istikrarsızlık ve düşman bir rejimin ortaya çıkması ihtimali hem İran’ın önceki yıllardaki ka- zanımının heba olması hem de güvenliğinin doğrudan tehdit al- tında olması anlamına geliyordu. Diğer yandan kendisini Şiilerin hamisi olarak gören İran yöneti- mi, IŞİD’in yükselişini Irak’taki Şii varlığı için ciddi bir tehdit olarak gördü. Bu nedenle İranlı yetkililer IŞİD’in İran sınırına 40 kilomet- reye kadar yaklaşmasını veya Sa- marra, Kerbela, Necef gibi Şiiler- ce kutsal sayılan yerlere girmesini İran’ın kırmızı çizgisi ilan etti. Ay- rıca IŞİD’e karşı mücadele için Irak yönetimine tam destek verdi. Daha IŞİD’e karşı uluslararası koalisyon kurulmadan ve Irak hükümeti üzerinde pazarlıklar devam eder- ken İran yönetimi Irak’a, silah ve mühimmat yardımı yaptı. İki ülke arasında askeri eğitim, danışman- lık ve istihbarat alanlarında işbirliği geliştirildi. O zaman Irak Başbaka- nı olan Maliki’nin ifadesiyle İran, “en zor zamanında Irak’ın yanında oldu hem para verdi hem şehit ver- di, hem destek verdi hem de Irak’ı himaye etti.”

Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani başta olmak üzere İranlı askeri danışmanlar, Ayetul- lah Sistani’nin çağrısı ile 15 Ha- ziran 2014’te kurulan Halk Se- ferberlik Gücü’nün (Haşdi Şaabi) örgütlenmesinde ve eğitilmesinde önemli rol oynadı. Ayrıca, İran ile bağlantılı olan Şii milis güçleri (Bedr Gücü, Asaib-e Ehli el-Hak, Ketaib-i Hizbullah vb.) seferberlik gücüne katıldı. Seferberlik güçleri ve Irak ordusu 1 Eylül 2014’te, üç ay boyunca IŞİD kuşatması altın- da kalan Şii Türkmenlerin yaşadığı Emirli kasabasını kurtardı. Bu, Irak güçlerinin IŞİD karşısında aldığı ilk başarı oldu.

İran’ın Irak hükümetine verdiği destek hala devam ediyor. IŞİD’e karşı mücadelede Irak’ı cephe ül- kesi olarak tanımlayan İranlı yet- kililer, İran’ın her durumda terö- rizmle mücadelede Irak halkının ve hükümetinin yanında duracağını ifade ediyorlar. Buna karşılık Irak- lı yetkililer İran’ın verdiği desteğe minnettar olduklarını her fırsatta dile getirmektedir. Dolayısıyla, İran’ın en zor zamanında Irak’ın yardımına koşması ve IŞİD’e karşı mücadelede aktif destek vermesi, Irak üzerinde etkisinin biraz daha artmasına neden oluyor.

Irak’ın toprak bütünlüğünün hamisi!

Bu dönemde İran, Irak yönetimine IŞİD’e karşı askeri destek vermekle kalmadı, Irak’ın birliğinin ve
toprak bütünlüğünün hamisi ol- du. IŞİD’in Musul’u ele geçirme- sinden sonra IKBY Lideri Mesut Barzani’nin bağımsızlık referan- dumunu gündeme getirmesine en sert tepki İran hükümetinden gel- di. Keza, bazı üst düzey Amerikalı askeri yetkililerin değişik zaman- larda Irak’ın parçalanması ihtima- linden bahsetmesi, İran’da rahat- sızlık uyandırdı. Mesela Amerikan Genel Kurmay Başkanı Odierno Ağustos 2015’te yaptığı bir konuş- mada ileride Irak’ın bölünmesinin muhtemel olduğunu söyledi. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüse- yin Amir Abdullahiyan, “Ameri- ka’nın müdahalelerinin ve yanlış politikalarının bölgede ve Irak’ta ciddi sorunların çıkmasına sebep olduğunu” söyledi. Ülkesinin, Irak’ın milli birliğini ve toprak bütünlüğünü desteklediğini vurgulayan Abdullahiyan, “Irak’ın si- yasal sistemi ülkenin anayasasında açıkça belirlenmiştir. Üst düzey Amerikalı askeri yetkilinin açıkla- maları provokatif, Irak’ta barış ve güvenliğin sağlanmasına karşı ve hatta kendi ülkesinin politikaları ile çelişkilidir” dedi.

Iraklı yetkililerle görüşmesinde İran lideri Ayetullah Hamanei, sık sık ABD’nin IŞİD’i desteklediği- ni ve Irak’ı parçalamaya çalıştığını ileri sürerek, Irak’ın bütünlüğü- nün korunmasını tavsiye etmek- tedir. Mesela, Kasım 2015’te Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum ile Tahran’da görüşen Hamanei, “Irak halkı, Şiisi, Sünnisi, Kürdü ve Arabı yüzyıllardır yan yana ve sorunsuz bir şekilde yaşadı. Fakat, maalesef bazı bölge ülkeleri ve ya- bancılar farklılıkları büyütmeye çalışıyor. Onlarla mücadele edil- meli ve ayrışma yönünde her tür- lü bahaneden kaçınılmalı. (...) Ortam, Amerikalıların açıkça Irak’ın parçalanmasından söz etmesini cesaretlendirecek şekilde olmamalıdır” dedi.

İranlı yetkililere göre Irak’ın ve İran’ın güvenliği iç içe geçmiştir. Irak hem güvenlik hem de bölgesel politikalar açısından İran için son derece önemlidir. Halihazırda Bağdat merkezli hükümet ile ‘it- tifak’ içinde olmanın konforunu yaşayan İran, doğal olarak Irak’ın milli birliğini, toprak bütünlüğünü ve içişlerine müdahale edilmemesi prensibini savunmaktadır.

Abadi’nin Denge Arayışı

İran’ın Irak’a IŞİD’e karşı mücade- lede verdiği destek, dolayısıyla bu ülkedeki ‘askeri varlığı’ hükümet çevrelerinde memnuniyetle karşı- lansa da özellikle Sünni milletve- killerinden ve aşiret liderlerinden sert eleştiriler geliyor. Askeri danış- man desteği olarak neden özellik- le İran’dan askeri alındığı, benzer şekilde diğer bölge ülkelerinden destek alınmadığı soruluyor ve İran’ın niyetleri sorgulanıyor. Bu eleştirilere karşılık Bağdat hükü- meti, İran’ın IŞİD’e karşı mücade- leye destek verdiği için iki ülke ara- sında işbirliğinin gerekli olduğunu savunuyor ve İranlı askeri danış- manların hükümetin isteği üzerine ülkede bulunduğunu belirtiyor.

Bununla beraber, bazı İranlı yetkililerin Irak’ın egemenliğini görmezden gelen fütursuz söylem ve davranışları sadece Sünni poli- tikacılar arasında değil, Şii liderler arasında da tepkiye neden olmak- tadır. Mesela, İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin azınlıklarla ilişkilerden sorumlu özel danışmanı ve eski İs- tihbarat Bakanı Hüccetülislam Ali Yunusi, Mart 2015’te İran kimliği üzerine düzenlenen bir konferansta
şöyle dedi; “Hâlihazırda Irak, sa- dece bizim medeniyetimizin etki sahası içinde değil, kimlik, kül- tür, merkez ve başkentimizdir. Bu mesele hem geçmişte böyle idi hem şimdi böyledir. Çünkü İran ve Irak’ın coğrafyası ayrılamaz ve kültürümüz ayrıştırılamaz. O hal- de birlikte savaşmalıyız veya bir ol- malıyız.” Bu konuşmaya tepki ola- rak Ayetullah Sistani’nin temsilcisi Ahmad al-Saafi “ülkemiz, kimliği- miz, bağımsızlığımız ve egemenli- ğimizle gurur duyuyoruz. Bugün kardeşlerimizin ve dostlarımızın terörizmle savaşmak için her tür- lü yardımını kabul edip teşekkür ederiz, ama bu bizim kimliğimizi ve bağımsızlığımızı ihmal ettiğimiz anlamına gelmez” dedi.

Başbakan Abadi, Nisan 2015’da Washington’da yaptığı bir ko- nuşmada Kasım Süleymani’nin Irak’ta değişik cephelerde çekilmiş fotoğraflarının yayınlanmasını tas- vip etmediğini söyledi. Halk Se- ferberlik Gücü’nün mezhepçilik yaptığı iddiaları üzerine, bu gücü kontrol altına almak için doğrudan başbakanlığa bağladı. Ayrıca, sefer- berlik gücünün orduya destek ver- mesini, özellikle Sünnilerin yoğun olarak yaşadığı yerlere girmemesini istedi. Abadi, Süleymani’den sava- şın planlanmasını Irak ordusuna bırakmasını istedi. Abadi, Ağustos 2015’te Şii liderlerin katıldığı bir toplantıda ‘reform programı’nı eleştirmesi üzerine Süleymani ile sert bir şekilde tartıştı. Ayetullah Sistani’nin de Süleymani’nin ‘ken- di başına buyruk’ davranışlarından duyduğu rahatsızlığı bir mektupla Ayetullah Hamanei’ye ilettiği söy- leniyor. Yer yer tepki gösterse de Abadi hükümetinin İran’ın etkisini dengelemekte başarılı olduğunu söylemek zor.

Sonuç olarak, IŞİD tehdidi, Irak ile İran arasında stratejik or- taklığın derinleşmesinden ziyade İran’ın Irak’taki nüfuzunun oran- tısız biçimde artmasına neden ol- muştur. Abadi hükümeti zaman zaman İran’a karşı kendi egemen- liğini korumaya çalışsa da bu hu- susta başarılı olduğu söylenemez. Bir kere IŞİD ile mücadelede İran’ın askeri desteği oldukça etki- lidir ve Bağdat hükümeti bu des- teğe muhtaçtır. Bölge ülkelerinden ve Batıdan beklediği kadar destek bulamaması, Abadi hükümetini İran’a mecbur bırakmaktadır. İkin- cisi, Irak’ta siyasi elitler arasındaki dağınıklık ve rekabet, Bağdat hü- kümetinin İran’a karşı direnmesini zorlaştırmaktadır. Etkili bir siya- si ve toplumsal tabandan yoksun olan Abadi’nin, İran ile birlikte ha- reket eden siyasi grupların desteği olmadan iktidarını sürdürmesi söz konusu değildir.

ORSAM Danışmanı / Yrd. Doç. Dr. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi 
Ortadoğu Analiz, Kasım-Aralık 2016, cilt 8, sayı 77, s.35-37

http://www.orsam.org.tr/files/OA/77/9_bayramsinkaya.pdf


Musul Operasyonu ve İran

Musul Operasyonu ve İran

2016-10-27


Yurtdışında asker bulundurma tezkeresini TBMM’den geçirmesinin ardından ve uzun süreden beri hazırlıkları süren Musul operasyonunun başlamasından az önce Irak hükümeti ile Ankara arasında Başika’daki Türk üssü nedeniyle gerilim arttı. Irak Başbakanı Haydar el-Abadi 5 Ekim’de ‘Türklerin macerasının bölgesel bir savaşa dönüşmesinden korkuyorum’ dedi. Abadi’nin bu sözü, çoğunlukla Türkiye’ye yönelik tehdit olarak değerlendirildi. Ayrıca, Abadi hükümetinin aslında Bağdat üzerinde nüfuz sahibi olduğu düşünülen ABD ile İran’ın baskılarınedeniyle Türkiye’ye karşı tavır aldığı öne sürüldü.
Gerçekten de İranlı yetkililer arka arkaya yaptıkları açıklamalarla  Irak hükümetinin yanında durdu. Son olarak Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani 24 Ekim’de yaptığı bir konuşmada isim vermeden Türkiye’yi eleştirdi. ‘Yabancı ülkelerin, ev sahibi ülke ile hiçbir şekilde koordine etmeden yaptıkları müdahaleleri çok tehlikeli görüyoruz. Irak ve Suriye yönetimi talepte bulunursa başka bir ülke onların topraklarında terörizme karşı eylemde bulunabilir. Müdahale bu şekilde yapılırsa uluslararası kurallara göre yapılmış olur aksi takdirde bölgedeki güvensizliği artırır.’ dedi.
Gerek Irak içinden, gerek dışarıdan hükümete yapılan baskılar bir yana, Abadi’nin yukarıdaki sözü aslındabölgesel güçlerin çıkarlarının özellikle Musul üzerinde ne denli içiçe geçtiğine işaret ediyordu. Musul’un IŞİD’den kurtarılmasından sonra Irak, İran, Türkiye ile bölgede etkili olan Kürt hareketlerinin çıkarlarının çatışması muhtemel.

İran’ın Irak’taki Kaygıları, Hedefleri ve Türkiye

İran, 1400 kilometreden daha uzun bir sınırı paylaştığı Irak’a tarihsel, kültürel ve stratejik nedenlerle büyük önem vermektedir. Cumhurbaşkanı Ruhani’nin danışmanı ve eski İstihbarat Bakanı Ali Yunusi’nin Mart 2015’te yaptığı konuşmada bu hususta şöyle dedi: ‘Halihazırda Irak, sadece bizim medeniyetimizin etki sahası içinde değil, kimlik, kültür, merkez ve başkentimizdir. bu mesele hem geçmişte böyle idi hem şimdi böyledir. Çünkü İran ve Irak’ın coğrafyası ayrılamaz ve kültürümüz ayrıştırılamaz.’ Keza, İran Lideri Ayetullah Hamanei’nin danışmanı ve eski Dışişleri Bakanı Ali Ekber Velayeti, As-Safir gazetesine verdiği mülakatta‘Irak, Suriye dahil, diğer bütün Arap ülkelerinden daha önemlidir.’ dedi.
İran’ın Irak ile ilgili en büyük endişesi bu ülkenin parçalanması veya ülkede İran’a hasım yada rakip güçlerin etkili olması. Halihazırda mevcut Irak hükümeti ile ‘stratejik ortaklık’ içinde olan Tahran yönetimi, Irak’ın egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasına büyük önem veriyor. İran’ın Türkiye’ye tepkisi de bundan kaynaklanıyor. Her şeyden önce Türkiye’nin buradaki varlığı, Bağdat hükümetinin egemenliğini zedeliyor. Oysa İran, Irak’ta kendisine tehdit oluşturmayacak kadar zayıf, ancak dağılmayacak kadar güçlü bir hükümet olmasını istiyor. Bu, İran’ın geçen on yıl zarfında burada elde ettiği kazanımların korunması açısından önemli.
İkincisi, İran bölgesel meselelerde rakip olarak gördüğü Türkiye’nin Irak içerisinde kendi nüfuz alanlarını inşa etmeye çalışmasından rahatsız oluyor. Öteden beri Türk ‘milliyetçilerinin’ Musul ve Kerkük iddiaları İran için endişe konusudur. Şimdi, Bağdat’ın itirazlarına rağmen Musul yakınında konuşlanan Türk askeri varlığı, IKBY lideri Mesut Barzani’nin Ankara ile yakın ilişkileri ve bazı Türk yetkililerin bölgedeki sınırları sorgulaması İran’ın endişelerinin daha da derinleştirmektedir.
Ayrıca, gerek Irak Kürdistanı’nda gerekse Iraklı Şiiler arasında ve Bağdat üzerinde hatırı sayılır bir etkisi olduğu halde İran’ın, Musul gibi Sünni Arapların çoğunlukta olduğu bölgelerde bir etkisinden söz edilemez. Bu nedenle İran, Musul operasyonunu, kendi etkisini Irak’ın geri kalan bölgelerine yaymak için bir fırsat olarak görmektedir. Bunun bir yolu, İran’ın desteklediği Irak güçlerinin bu toprakları IŞİD’in elinden kurtarmasıdır. Böylece hem buralarda Bağdat’ın otoritesi yeniden tesis edilecek, hem de Bağdat’ın en büyük destekçisi olan İran, Musul’un kurtarıcılarından birisi olacaktır.Diğer yandan, İranlı yetkililer Haşdi Şaabi’nin (Halk Seferberlik Gücü) Musul operasyonunda olmasını istemektedir. Musul’ın IŞİD’den kurtarılmasından sonra da bölgede yerleşmesi muhtemel Haşdi Şaabi sayesinde İran sahadaki etkisini artırabilecektir. Zira Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığının altında resmi bir güvenlik gücüne dönüştürülse de Haşdi Şaabi çok sayıda ve farklı milis gruplarından oluşan şemsiye bir örgüttür. Bu örgüt içerisinde yer alan Bedr Gücü, Asaib-e Ehli el-Hak, Ketaib-i Hizbullah gibi yapıların İran ile yakın ilişki içinde olduğu bilinmektedir. Keza, bu teşkilat içerisindeyer alan Hizbullah el-Nuceba grubunun lideri Şeyh Akram Al-Kaabi, Ağustos 2016’da ilk defa Tahran’a gitti ve üst düzey yetkililerle görüştü. Al-Kaabi, Ayetullah Mohsen araki ile görüşmesinde ‘velayet-i fakih prensibini ve İmam Hamanei’nin rehberliğini kabul ettiklerini’ söyledi.
İran’ın Türkiye’ye yönelik tepkilerinin artmasının sebeplerinden birisi de Türk hükümetinin, Suudi Arabistan ile stratejik işbirliği içine girmesi. Nitekim son olarak 13 Ekim 2016’da Riyad’da dışişleri bakanları düzeyinde gerçekleşen ‘5. Türkiye-KİK Stratejik Diyalog Toplantısı’ sonunda yayınlanan ortak bildiri, İran’ın büyük tepkisini çekti. Çünkü bildiride İran’ın ‘bölge ülkelerinin içişlerine karışmaması’ ve ‘Tunb ve Abu Musa adaları sorununun çözümü için BAE’nin çabalarına olumlu yanıt vermesi’ istenildi. Bildiride ayrıca, ‘Musul operasyonuna, intikam saldırıları, katliamlar ve işkencelerin sorumlusu mezhepçi milislerin dahil edilmesi planlarının endişe ile karşılandığı’ belirtildi. Türk-Suudi yakınlaşmasına tepki olarak İranlı yetkililer ve analistler Suriye’de ve Yemen’de olduğu gibi Irak’ta da Suudi Arabistan’ın dümen suyuna girdiğini iddia ediyor. Suudi Arabistan’ı tekfirci terörizmin, hatta IŞİD’in hamisi olmakla itham eden İran, benzer suçlamaları Türkiye’ye de yöneltmekte.

İranlıların Türkiye’ye Yönelik Suçlamaları

Türkiye’ninbölgedeki askeri ve siyasi varlığını kendi çıkarları için tehdit olarak gören İranlı yetkililerin Ankara’ya yönelik eleştirileri üç noktada yoğunlaşmaktadır. Birincisi, Türkiye’nin söylemlerinin ve eylemlerinin bölgedeki etnik ve mezhepsel ayrımları körüklediği iddia edilmektedir. Türkiye’nin Irak milletinin bütünlüğünü göz ardı ederek Şiiler ve Sünniler arasında ayrım yapması, Şii olduğu gerekçesiyle Haşdi Şaabi’nin Musul operasyonuna katılmasına karşı çıkması Irak için yıkıcı bir etkiye sahiptir. Buna karşılık İranlı yetkililer söylemlerinde sık sık Şii, Sünni, Kürt, Arap olsun Irak milletinin bütünlüğünden ve birlikteliğinden söz ediyorlar. Keza Haşdi Şaabinin sadece Şii olmadığı, Sünniler, Türkmenler, Kürtler, Hıristiyanlar dahil Irak toplumunun her kesiminin Haşdi Şaabi içinde yer aldığı belirtiliyor. İranlıların Türkiye’ye yönelik ikinci eleştirisi, Türkiye’nin ‘teröristleri’ desteklediği iddialarıdır. Hatta, Türkiye’nin Musul operasyonuna dahil olmakta ısrar etmekteki amacının ‘teröristlere’ yardım etmek olduğu ileri sürülmektedir. Son olarak Türkiye’nin eylemleriyle, Suriye ve Irak’ın parçalanmasını öngören Amerikan ve Siyonist projelerine hizmet ettiği iddia ediliyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Ghasemi, 19 Ekim’de İran gazetesi için kaleme aldığı yazıda, ‘maalesef bazı bölge ülkeleri Irak’ın tek parça olmasını istemiyor, mevcut Irak hükümetini beğenmiyor ve Irak’ın kendi geçmişlerindeki gibi veya ona yakın bir vaziyette olmasını istiyor’ diye yazdı.
Irak üzerinden bölgesel politikaları doğrultusunda Türkiye’yi dengelemeye çalışan İran’ın en büyük avantajı, Bağdat hükümeti ile ittifak içinde olması. Bu sayede birkaç bin İranlı asker, ‘askeri danışman’ sıfatıyla ve Irak hükümetinin daveti ve isteği üzerine rahatlıkla çeşitli operasyonlara katılabiliyor ve Haşdi Şaabi üzerinden ülkedeki etkisini artırabiliyor.Keza, Irak hükümeti ile anlaşmış olmanın rahatlığıyla Musul’un IŞİD’in elinden kurtarılması için başlatılan operasyona tam destek veriyor. Hatta bir yandan ‘Irak’ın birliğini, toprak bütünlüğünü ve terörizmle mücadelesini’ destekleme adı altında bölgesel rakiplerinin etkilerini sınırlamaya çalışırken, Irak üzerindeki nüfuzunu pekiştiriyor.

http://www.orsam.org.tr/index.php/Content/Analiz/4945?s=orsam|turkish 


Irak-İran Savaşı Tahran'ı nasıl güçlendirdi?

22 Eylül 1980’de Irak askeri güçlerinin havadan ve karadan İran’a saldırmasıyla 20. yüzyılın en uzun savaşlarından birisi başladı. Çağın en kanlı savaşlarından birisi olan bu savaşta kaç kişinin öldüğü tam olarak bilinmiyor, tahminler beş yüz bin ile bir milyon arasında değişiyor. 
Sekiz yıl süren ve 20 Ağustos 1988’de sona eren bu savaş İran halkının dimağında derin izler bıraktı. 22-29 Eylül haftası her yıl “İran’da Mukaddes Savunma Haftası” olarak anılır. Savaşın hatıraları olabildiğince canlı tutulur, şehitler anılır ve şehadet kavramı yüceltilir. Ayrıca sekiz yıl süren ve İran yazınında geçtiği şekliyle İran’a “dayatılmış savaş”ın İran halkını nasıl birleştirdiği vurgulanır. Öyle ki farklı etnik kökenlerden ve kültürel ortamlardan gelen insanlar gerek dini ve ideolojik duygularla devrimi savunmak için, gerek milli hislerle vatan savunması adına aynı saflarda birleşti. ‘Dayatılmış Savaş’ karşısında ortaya çıkan bu birliktelik devrim sonrasında ‘İran milliyetçiliğinin’ yükselmesine katkıda bulundu.  Bu savaş sadece İran milliyetçiliğinin şekillenmesinde ve yükselmesinde değil; İran siyaseti, dış politikası ve güvenlik kültürü üzerinde de belirleyici oldu. Her şeyden önce İran’da savaşla yetişen bir nesil ortaya çıktı. Genç yaşta hayatının bir kısmını cephede geçiren, kimisi savaşın izlerini hala bedenlerinde taşıyan bu nesil bugün İran’da önemli makamlara geldi. Sekiz yıl süren savaşın türlü etkileri altında zihinleri şekillenen bu nesilden gelen siyasetçiler şu an İran siyasetine yön veriyor.
Yeni savunma stratejisi
Irak savaşının dış politika ve güvenlik kültürü üzerindeki en önemli etkisi, devrim sonrası İran’ın Orta Doğu/İslam tarihi ve siyaseti içerisinde ‘müstesna’ bir yere sahip olduğu düşüncesinin yerleşmesidir. Buna göre İran, İslam ülkeleri arasında emperyalizmin tasallutuna karşı direnişe ve devrime öncülük etmiş bir ülkedir. Bu nedenle İran bölgesindeki diğer “devrimci mücadelelere ve direniş hareketleri”ne destek vermekle yükümlüdür ve onlara liderlik etmelidir. Bu doğrultuda İran, emperyalizme karşı direniş adına farklı ülkelerden çok sayıda siyasi hareketle ilişki kurmuştur. 
İran bu müstesna konumu nedeniyle “emperyalistler”tarafından kışkırtılan ve desteklenen Irak’ın saldırısına maruz kalmış, savaş İran’a dayatılmıştır. Üstelik İran savaş boyunca “yalnız” kalmıştır. Oysa Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak, Suriye dışında Arap ülkelerinin çoğundan destek almıştır. Üstelik İran türlü ambargolara maruz iken Irak, Batı Avrupa ülkeleri ve Sovyetler Birliği dâhil dünyanın farklı ülkelerinden silah tedarik edebilmiştir. Dolayısıyla Irak Savaşı, devrim sonrası İran’ın bölge siyasetinde müstesna bir yeri ve rolü olduğu inancının pekişmesine sebep olmuştur. Bunun pratik sonucu ise İran’ın bölgesel ve küresel aktörlere, özellikle Batılı ülkelere karşı şüpheyle yaklaşmasıdır. İran’ın yalnızlığı, güvenlik alanında kendi kendine yeterli olması için gerekli stratejik adımların atılmasını beraberinde getirmiştir.
İranlıların sekiz yıl süren savaştan öğrendikleri hususlardan birisi ‘savunmanın sınırların ötesinde başlaması’ gerektiği görüşüdür. Savaşın ilk yıllarında topraklarının bir kısmı istila edilen ve düşman karşısında “yalnız” kalan İranlılar, tekrar benzer bir durumla karşılaşmamak için savunma hatlarını topraklarının ötesinde kurmaya karar verdiler. Bunun iki yolu vardı: Birincisi ittifak ilişkileri, askeri güç, yumuşak güç unsurları ve benzeri siyasi manevralar ile etki alanını genişletmekti. Bu çerçevede İran, hükümetler ile kurduğu diplomatik ilişkilere alternatif olarak devlet dışı aktörler ile ilişki içerisine girmiş, ilgili başkentleri bypass ederek doğrudan halklarla ilişki kurmanın yolunu aramıştır.
Güvenliğin sınırların ötesinde kurulmasının ikinci yolu ise bölgedeki ihtilafların İran’ın güvenliğine potansiyel etkileri açısından değerlendirilmesi ve bu çerçevede politika belirlenmesiydi. Bütün bölgesel gelişmeler doğrudan İran ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın İran-merkezli olarak değerlendirilmiş, bölgedeki bütün çatışmalar İran’ın öncülük ettiği ‘devrimci cephe’, ‘direniş cephesi’ ile devrim karşıtı emperyalistlerin mücadelesi olarak görülmüştür. Böylece İran bölgede birçok çatışmanın doğrudan veya dolaylı bir parçası olmuştur.
Altüst olan jeopolitik
Gerçekten de Irak-İran Savaşı, İran Devrimi’nin doğrudan sonuçlarından birisidir. Savaşın sebebi yalnızca iki ülke arasına Şatt’ül Arab (Arvand Rud) su yolu üzerindeki anlaşmazlık değildir; savaş birçok çevrede iddia edildiği gibi geçmişi çok gerilere giden Arap-Fars, Sünni-Şii savaşı da değildir. Irak-İran Savaşı, devrimin bölgedeki jeopolitik dengeleri altüst etmesinin bir sonucudur. Devrim öncesinde ABD öncülüğünde Basra Körfezi’nde kurulan güvenlik mimarisinin asli unsurlarından birisi ve muhafazakâr Arap rejimlerinin dostu olan İran, devrimden sonra bölgedeki statükoya doğrudan meydan okumaya başlamıştır. Devrimci coşku ile birlikte Arap sokağına yapılan ayaklanma ve iktidardaki “gayri-meşru, emperyalizmin kuklası” rejimlerin devrilmesi çağrısı hemen hemen bütün bölge ülkelerinin İran’daki yeni rejime şüpheyle bakmasına neden olmuştur. Devrim çağrılarının özellikle Iraklı Şiiler arasında karşılık bulmaya başlaması savaşın esas sebeplerinden birisidir. Diğer yandan İran’ın devrim çağrısından endişe eden diğer bölge ülkeleri de doğal olarak doğrudan veya dolaylı şekillerde Irak yönetimine destek vermiştir. 
Her iki taraf da zafer ilan etse de sekiz yıllık savaşın ardından kazanan olmadı. Bununla birlikte savaşın İran Devrimi’nin yayılmacı etkisini durdurduğunu söylemek mümkündür. Nitekim İran’ın bölgesel etkisi Saddam Hüseyin, Irak’ta iktidarda olduğu sürece sınırlı kaldı.
Devlet dışı aktörlerle ilişkiler 
Savaş boyunca İran ile Irak’a destek veren Arap ülkeleri arasındaki ilişkiler gergin bir şekilde seyretti. 1988’de hem ateşkesin sağlanması hem de İran dış politikasında görülen bazı revizyonların sonucunda İran’ın Arap dünyası ile ilişkileri değişmeye başladı.
Hatta 1990’da Saddam’ın Kuveyt’i işgal etmesi ve Irak’ın bölge ülkeleri için bir tehdide dönüşmesi, diğer Arap ülkeleri ile İran arasındaki yakınlaşmayı artırdı. Bu durum Saddam’ın iktidardan uzaklaştırılmasına kadar devam etti. Irak’ta rejimin değişmesi ile birlikte bölgesel dengelerin yeniden şekillenmesi, İran ile Arap dünyası arasındaki ilişkilerde kırılmalara sebep oldu. 
Irak Savaşı’nın İran’ın Orta Doğu politikası üzerindeki en önemli ve kalıcı etkisi, Suriye ile kurulan ittifaktır. Savaş boyunca Saddam yönetimine karşı İran’a destek veren tek lider olan Hafız Esad ile İran arasında o yıllarda kurulan ittifak ilişkisi hâlâ İran’ın bölge siyasetindeki en önemli kartlarından birisidir. 
Savaşın uzun erimli sonuçlarından birisi de İran’ın Iraklı Şiiler ve Kürtler ile kurduğu ilişkilerdir. İki ülke arasında gerilimin artmasıyla birlikte İran’a geçen Şii aktivistler burada uzun süre kalmış, Irak Yüksek İslam Devrimi Konseyi ve Bedir Ordusu gibi hareketleri örgütlemiştir. Saddam Hüseyin’in iktidardan uzaklaştırılmasının ardından Irak’a dönen bu hareketler beraberinde İran’ın etkisini de taşımıştır. Keza İran savaş boyunca Iraklı Kürt hareketleri Saddam yönetimine karşı desteklemiş, dolayısıyla Irak Kürtleri İran’ın müttefiki haline gelmiştir. Savaş yıllarında Irak Kürtleri ile İran arasında temeli atılan bu ilişkinin de etkileri hâlâ sürmektedir. 
Dolayısıyla, savaşın en önemli sonuçlarından birisi İran’ın devlet-dışı aktörler ile yerel düzeyde kurulan işbirlikleri üzerinden kendi çıkarlarını koruma kabiliyetini geliştirmesidir. 
Savaş, uzun vadeli müttefikler sağlamanın yanında İran’a sınırları dışında istihbarat ve askeri operasyon yapma yeteneği kazandırdı. Bu amaçla kurulan Kudüs Gücü, sonraki yıllarda İran’ın bölge politikasındaki en önemli araçlarından birisi oldu. 
Sekiz yıllık savaşın İran’a öğrettikleri ve kazandırdıkları bir yana, Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak, İran’ı dengelemeye devam etmiştir. Ancak 2003 sonrasında Irak’ta yeni bir yönetimin tesisi ile İran’ın Orta Doğu’da daha aktif bir rol oynamasının önü açılmıştır. Savaş sırasında edindiği imkân ve kabiliyetleri – devlet dışı aktörlerle yerel düzeyde işbirliği ve sınırları ötesinde operasyon yapma yeteneğini-  yukarıda izah edilen stratejik kültür çerçevesinde değerlendiren İran yönetimi, bölgede sonraki yıllarda artan ihtilafların bir tarafı olmuş ve bu ihtilafları kendi menfaatleri doğrultusunda şekillendirmeye çalışmıştır. Böylece İran hem bölgesel istikrarsızlığın sürmesinde rol oynamış, hem de bölgedeki ihtilaflardan faydalanan bir aktör olmuştur.
BAYRAM SİNKAYA
Karar Gazetesi, 29 Eylül 2016
http://www.karar.com/gorusler/irak-iran-savasi-tahrani-nasil-guclendirdi-259552# 

U.S. and Israeli Military Attacks Against Iran: Regional and Global Consequences

  1. Introduction On February 28, 2026, U.S. military elements and the Israel Defense Forces (IDF) launched coordinated and joint missile an...