Showing posts with label Türkiye-İran ilişkileri. Show all posts
Showing posts with label Türkiye-İran ilişkileri. Show all posts

Iranian Military Chief Bagheri's Visit to Turkey

Musul Operasyonu ve İran

Musul Operasyonu ve İran

2016-10-27


Yurtdışında asker bulundurma tezkeresini TBMM’den geçirmesinin ardından ve uzun süreden beri hazırlıkları süren Musul operasyonunun başlamasından az önce Irak hükümeti ile Ankara arasında Başika’daki Türk üssü nedeniyle gerilim arttı. Irak Başbakanı Haydar el-Abadi 5 Ekim’de ‘Türklerin macerasının bölgesel bir savaşa dönüşmesinden korkuyorum’ dedi. Abadi’nin bu sözü, çoğunlukla Türkiye’ye yönelik tehdit olarak değerlendirildi. Ayrıca, Abadi hükümetinin aslında Bağdat üzerinde nüfuz sahibi olduğu düşünülen ABD ile İran’ın baskılarınedeniyle Türkiye’ye karşı tavır aldığı öne sürüldü.
Gerçekten de İranlı yetkililer arka arkaya yaptıkları açıklamalarla  Irak hükümetinin yanında durdu. Son olarak Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani 24 Ekim’de yaptığı bir konuşmada isim vermeden Türkiye’yi eleştirdi. ‘Yabancı ülkelerin, ev sahibi ülke ile hiçbir şekilde koordine etmeden yaptıkları müdahaleleri çok tehlikeli görüyoruz. Irak ve Suriye yönetimi talepte bulunursa başka bir ülke onların topraklarında terörizme karşı eylemde bulunabilir. Müdahale bu şekilde yapılırsa uluslararası kurallara göre yapılmış olur aksi takdirde bölgedeki güvensizliği artırır.’ dedi.
Gerek Irak içinden, gerek dışarıdan hükümete yapılan baskılar bir yana, Abadi’nin yukarıdaki sözü aslındabölgesel güçlerin çıkarlarının özellikle Musul üzerinde ne denli içiçe geçtiğine işaret ediyordu. Musul’un IŞİD’den kurtarılmasından sonra Irak, İran, Türkiye ile bölgede etkili olan Kürt hareketlerinin çıkarlarının çatışması muhtemel.

İran’ın Irak’taki Kaygıları, Hedefleri ve Türkiye

İran, 1400 kilometreden daha uzun bir sınırı paylaştığı Irak’a tarihsel, kültürel ve stratejik nedenlerle büyük önem vermektedir. Cumhurbaşkanı Ruhani’nin danışmanı ve eski İstihbarat Bakanı Ali Yunusi’nin Mart 2015’te yaptığı konuşmada bu hususta şöyle dedi: ‘Halihazırda Irak, sadece bizim medeniyetimizin etki sahası içinde değil, kimlik, kültür, merkez ve başkentimizdir. bu mesele hem geçmişte böyle idi hem şimdi böyledir. Çünkü İran ve Irak’ın coğrafyası ayrılamaz ve kültürümüz ayrıştırılamaz.’ Keza, İran Lideri Ayetullah Hamanei’nin danışmanı ve eski Dışişleri Bakanı Ali Ekber Velayeti, As-Safir gazetesine verdiği mülakatta‘Irak, Suriye dahil, diğer bütün Arap ülkelerinden daha önemlidir.’ dedi.
İran’ın Irak ile ilgili en büyük endişesi bu ülkenin parçalanması veya ülkede İran’a hasım yada rakip güçlerin etkili olması. Halihazırda mevcut Irak hükümeti ile ‘stratejik ortaklık’ içinde olan Tahran yönetimi, Irak’ın egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasına büyük önem veriyor. İran’ın Türkiye’ye tepkisi de bundan kaynaklanıyor. Her şeyden önce Türkiye’nin buradaki varlığı, Bağdat hükümetinin egemenliğini zedeliyor. Oysa İran, Irak’ta kendisine tehdit oluşturmayacak kadar zayıf, ancak dağılmayacak kadar güçlü bir hükümet olmasını istiyor. Bu, İran’ın geçen on yıl zarfında burada elde ettiği kazanımların korunması açısından önemli.
İkincisi, İran bölgesel meselelerde rakip olarak gördüğü Türkiye’nin Irak içerisinde kendi nüfuz alanlarını inşa etmeye çalışmasından rahatsız oluyor. Öteden beri Türk ‘milliyetçilerinin’ Musul ve Kerkük iddiaları İran için endişe konusudur. Şimdi, Bağdat’ın itirazlarına rağmen Musul yakınında konuşlanan Türk askeri varlığı, IKBY lideri Mesut Barzani’nin Ankara ile yakın ilişkileri ve bazı Türk yetkililerin bölgedeki sınırları sorgulaması İran’ın endişelerinin daha da derinleştirmektedir.
Ayrıca, gerek Irak Kürdistanı’nda gerekse Iraklı Şiiler arasında ve Bağdat üzerinde hatırı sayılır bir etkisi olduğu halde İran’ın, Musul gibi Sünni Arapların çoğunlukta olduğu bölgelerde bir etkisinden söz edilemez. Bu nedenle İran, Musul operasyonunu, kendi etkisini Irak’ın geri kalan bölgelerine yaymak için bir fırsat olarak görmektedir. Bunun bir yolu, İran’ın desteklediği Irak güçlerinin bu toprakları IŞİD’in elinden kurtarmasıdır. Böylece hem buralarda Bağdat’ın otoritesi yeniden tesis edilecek, hem de Bağdat’ın en büyük destekçisi olan İran, Musul’un kurtarıcılarından birisi olacaktır.Diğer yandan, İranlı yetkililer Haşdi Şaabi’nin (Halk Seferberlik Gücü) Musul operasyonunda olmasını istemektedir. Musul’ın IŞİD’den kurtarılmasından sonra da bölgede yerleşmesi muhtemel Haşdi Şaabi sayesinde İran sahadaki etkisini artırabilecektir. Zira Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığının altında resmi bir güvenlik gücüne dönüştürülse de Haşdi Şaabi çok sayıda ve farklı milis gruplarından oluşan şemsiye bir örgüttür. Bu örgüt içerisinde yer alan Bedr Gücü, Asaib-e Ehli el-Hak, Ketaib-i Hizbullah gibi yapıların İran ile yakın ilişki içinde olduğu bilinmektedir. Keza, bu teşkilat içerisindeyer alan Hizbullah el-Nuceba grubunun lideri Şeyh Akram Al-Kaabi, Ağustos 2016’da ilk defa Tahran’a gitti ve üst düzey yetkililerle görüştü. Al-Kaabi, Ayetullah Mohsen araki ile görüşmesinde ‘velayet-i fakih prensibini ve İmam Hamanei’nin rehberliğini kabul ettiklerini’ söyledi.
İran’ın Türkiye’ye yönelik tepkilerinin artmasının sebeplerinden birisi de Türk hükümetinin, Suudi Arabistan ile stratejik işbirliği içine girmesi. Nitekim son olarak 13 Ekim 2016’da Riyad’da dışişleri bakanları düzeyinde gerçekleşen ‘5. Türkiye-KİK Stratejik Diyalog Toplantısı’ sonunda yayınlanan ortak bildiri, İran’ın büyük tepkisini çekti. Çünkü bildiride İran’ın ‘bölge ülkelerinin içişlerine karışmaması’ ve ‘Tunb ve Abu Musa adaları sorununun çözümü için BAE’nin çabalarına olumlu yanıt vermesi’ istenildi. Bildiride ayrıca, ‘Musul operasyonuna, intikam saldırıları, katliamlar ve işkencelerin sorumlusu mezhepçi milislerin dahil edilmesi planlarının endişe ile karşılandığı’ belirtildi. Türk-Suudi yakınlaşmasına tepki olarak İranlı yetkililer ve analistler Suriye’de ve Yemen’de olduğu gibi Irak’ta da Suudi Arabistan’ın dümen suyuna girdiğini iddia ediyor. Suudi Arabistan’ı tekfirci terörizmin, hatta IŞİD’in hamisi olmakla itham eden İran, benzer suçlamaları Türkiye’ye de yöneltmekte.

İranlıların Türkiye’ye Yönelik Suçlamaları

Türkiye’ninbölgedeki askeri ve siyasi varlığını kendi çıkarları için tehdit olarak gören İranlı yetkililerin Ankara’ya yönelik eleştirileri üç noktada yoğunlaşmaktadır. Birincisi, Türkiye’nin söylemlerinin ve eylemlerinin bölgedeki etnik ve mezhepsel ayrımları körüklediği iddia edilmektedir. Türkiye’nin Irak milletinin bütünlüğünü göz ardı ederek Şiiler ve Sünniler arasında ayrım yapması, Şii olduğu gerekçesiyle Haşdi Şaabi’nin Musul operasyonuna katılmasına karşı çıkması Irak için yıkıcı bir etkiye sahiptir. Buna karşılık İranlı yetkililer söylemlerinde sık sık Şii, Sünni, Kürt, Arap olsun Irak milletinin bütünlüğünden ve birlikteliğinden söz ediyorlar. Keza Haşdi Şaabinin sadece Şii olmadığı, Sünniler, Türkmenler, Kürtler, Hıristiyanlar dahil Irak toplumunun her kesiminin Haşdi Şaabi içinde yer aldığı belirtiliyor. İranlıların Türkiye’ye yönelik ikinci eleştirisi, Türkiye’nin ‘teröristleri’ desteklediği iddialarıdır. Hatta, Türkiye’nin Musul operasyonuna dahil olmakta ısrar etmekteki amacının ‘teröristlere’ yardım etmek olduğu ileri sürülmektedir. Son olarak Türkiye’nin eylemleriyle, Suriye ve Irak’ın parçalanmasını öngören Amerikan ve Siyonist projelerine hizmet ettiği iddia ediliyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Ghasemi, 19 Ekim’de İran gazetesi için kaleme aldığı yazıda, ‘maalesef bazı bölge ülkeleri Irak’ın tek parça olmasını istemiyor, mevcut Irak hükümetini beğenmiyor ve Irak’ın kendi geçmişlerindeki gibi veya ona yakın bir vaziyette olmasını istiyor’ diye yazdı.
Irak üzerinden bölgesel politikaları doğrultusunda Türkiye’yi dengelemeye çalışan İran’ın en büyük avantajı, Bağdat hükümeti ile ittifak içinde olması. Bu sayede birkaç bin İranlı asker, ‘askeri danışman’ sıfatıyla ve Irak hükümetinin daveti ve isteği üzerine rahatlıkla çeşitli operasyonlara katılabiliyor ve Haşdi Şaabi üzerinden ülkedeki etkisini artırabiliyor.Keza, Irak hükümeti ile anlaşmış olmanın rahatlığıyla Musul’un IŞİD’in elinden kurtarılması için başlatılan operasyona tam destek veriyor. Hatta bir yandan ‘Irak’ın birliğini, toprak bütünlüğünü ve terörizmle mücadelesini’ destekleme adı altında bölgesel rakiplerinin etkilerini sınırlamaya çalışırken, Irak üzerindeki nüfuzunu pekiştiriyor.

http://www.orsam.org.tr/index.php/Content/Analiz/4945?s=orsam|turkish 


Başbakan Davutoğlu’nun Tahran Ziyareti: Türkiye-İran İlişkilerinde Yeni Bir İvme

Başbakan Davutoğlu’nun Tahran Ziyareti: Türkiye-İran İlişkilerinde Yeni Bir İvme

2016-03-07


Başbakan Ahmet Davutoğlu 4-5 Mart tarihlerinde Tahran’a resmi bir ziyaret yaptı. Ziyaretin merkezinde iki ülke arasında ikili ekonomik ilişkiler ve bölgesel vardı. Bölgesel meselelerde pek ilerleme kaydedilmese de bu ziyaret, Türkiye-İran ilişkilerine yeni bir ivme kazandırdı.

‘İran baharı’ ve Türkiye-İran ilişkileri
Temmuz 2015’te İran ile Batı arasında nükleer meselenin çözüme kavuşturulmasından sonra İran’a ‘bahar’ geldi. Batı Avrupa ülkeleri başta olmak üzere dünyanın değişik bölgelerinden çok sayıda siyasi heyet ve işadamı nükleer anlaşma sonrası İran’da yatırım fırsatlarını değerlendirmek için Tahran’a gitti. Buna karşılık anlaşma sonrasında ortaya çıkan olumlu koşulları kendi siyasi ve iktisadi menfaatleri doğrultusunda değerlendirmek isteyen İranlı yetkililer de birçok ülkeye çeşitli düzeylerde ziyaret gerçekleştirdi.

Ne var ki İran ile Batı arasında ‘bahar’ yaşanırken Ankara-Tahran ilişkileri geril(e)meye başladı. Türkiye, nükleer anlaşmaya iyimser ama ‘ihtiyatlı’ bir şekilde yaklaştı.  Ankara, Tahran’ın ‘yapıcı diplomasi’ alanındaki maharetini bölgesel meseleler karşısında da sergilemesini ve politikalarını gözden geçirmesini istedi. İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in Ağustos ayında Türkiye’ye yapmayı planladığı ziyaret son anda iptal edildi. İran’ın Rusya ile işbirliği içinde Suriye başta olmak üzere bölgede izlediği ‘agresif’ siyaset karşısında bir Türk yetkilinin deyimiyle Türkiye ‘stratejik sabır’ gösterdi. Aynı zamanda karşılıklı sert demeçler verildi.  Oysa Türkiye uzun bir müddet İran’ın nükleer programına destek vermiş ve tecrit edilmesine karşı çıkmıştı. Buna rağmen Türkiye-İran ilişkilerinin gerilemesinin nedenleri üç başlık altında toplanabilir. Birincisi, İran basınında Türkiye aleyhinde, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan şahsını ve ailesini hedef alan mesnetsiz yayınların yapılması. İkincisi, Türkiye’deki seçim süreci. Üçüncüsü ise bölgede ortaya çıkan bazı gelişmelerdir.

İki ülke ilişkilerinde siyasi gerilimin artmasına rağmen Türk işadamları yönünü İran’a döndü. Türkiye’nin  çeşitli nedenlerle Rusya başta bazı dış pazarlardan çekilmek zorunda kaldığı bir dönemde yaptırımların kalkması İran’ı iş dünyası için daha cazip hale getirdi. Küçük ve orta ölçekli firmaların yanı sıra TÜSİAD üyesi büyük şirketler de İran pazarı ile ilgilenmeye başladı. Son olarak Rifat Hisarcıklıoğlu başkanlığındaki TOBB heyeti Tahran’a giderek iki ülke arasında ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi için çalışmalar yaptı.

İkili ilişkilerde yeni bir ivme
Davutoğlu’nun ziyareti, iki ülke ilişkilerinde son aylarda yaşanan kırılmanın tadilatı olarak görülebilir. Ayrıca, bu ziyaret iki ülke ilişkilerine hem siyasi açıdan hem de iktisadi açıdan yeni bir ivme kazandırdı. Yakın arayla Türkiye’de ve İran’da yapılan seçimlerin sonucunda Davutoğlu ve Ruhani hükümetlerinin güçlerini pekiştirmesi, bu ivmenin sürdürülmesini sağlayacaktır. Önümüzdeki aylar içerisinde Türkiye-İran Karma Ekonomi Komisyonu toplanacak. İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Haziran ayında Ankara’ya gelecek ve 3. YDİK toplantısı yapılacak. Bu toplantıda ikili ilişkilerin durumunun değerlendirilmesi ve yeni işbirliği anlaşmalarının imzalanması bekleniyor.

Davutoğlu, iki ülke ilişkilerinde hedeflenen 30 milyar dolarlık ticaret hacminin yakalanamamasını yaptırımların etkisine bağladı ve yaptırım sonrası dönemi Türkiye-İran ilişkilerinin gelişmesi için önemli bir fırsat olduğunu söyledi. İki ülkenin petrol ve gaz başta olmak üzere enerji, bankacılık ve turizm alanlarında işbirliği yapması bekleniyor. Ayrıca iki ülkenin demiryolu ve karayolu ulaşım ağları ile limanları arasında bağlantı kurulması, tercihli ticaret anlaşmasının kapsamının giderek genişletilmesi ve en geç üç yıl içinde 30 milyar dolar ticaret hacminin yakalanması gibi hedefler belirlendi.

Hükümetler tarafından alınacak tedbirlerin ve alt yapı yatırımlarının yanı sıra özel sektörün devreye girerek iki ülke arasındaki ilişkileri derinleştirmesi ve genişletmesi bekleniyor. Davutoğlu’na ziyaret sırasında 160 işadamı eşlik etti ve Türk-İran İş Forumu gerçekleştirildi. İki ülke arasında ticareti ve ekonomik ilişkileri desteklemek için önümüzdeki aylarda Tahran’da Türk Ticaret Merkezi kurulacak. Halihazırda Türkiye İran’a 3,6 milyar dolarlık ihracat yapıyor. İran’da 200 civarında Türk şirketinin 2,1 milyar dolarlık yatırımının olduğu belirtiliyor. İran pazarında hazır giyim sektöründe ağırlıklı bir yeri olan Türk şirketlerinin önümüzdeki dönemde alış veriş merkezi, enerji, otelcilik, inşaat, karayolu ve demiryolu inşası ve otomotiv sektörlerinde yatırım yapması bekleniyor. 

Ziyaretin ikili ilişkiler üzerindeki etkilerinden birisi de güvenlik işbirliği mekanizmalarının canlandırılmasıdır. 1990’ların sonunda çeşitli düzeylerde ihdas edilen güvenlik komisyonları bir müddettir çalışmıyordu ve bu durum iki ülkenin güvenlik meselelerinde birbirlerine karşı şüpheyle bakmasına sebep oluyordu.

Bölgesel meselelerde görüş ayrılıkları sürüyor
Aslında bölgesel meseleler karşısında iki ülkenin görüş ayrılıkları yeni değil; hatta buna rağmen son yıllarda iki ülke arasındaki ikili ilişkilerde büyük bir ilerleme kaydedilmişti. Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi (YDİK) kurulmuş, tercihli ticaret anlaşması yürürlüğe girmişti. Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nisan 2015’te Tahran’ı ziyaret etmişti. Zira, son 15 yıldır Türkiye-İran ilişkilerinde zımnen benimsenen prensiplerden birisi iki ülke arasında bölgesel meselelerle ilgili görüş ayrılıklarının ikili ilişkilere olumsuz etkilerinin asgari düzeyde tutulmasıdır. Nitekim Davutoğlu daha Tahran yolunda ülkeler arasında görüş ayrılıkları ve farklı öncelikler olmasının doğal olduğunu belirtti ve ‘iletişimin’ sürdürülmesinin önemine değindi. Zira, iletişim kanallarının açık  tutulması suretiyle hem bölgesel pozisyonlardaki farklılıkların derinleşmesinin önüne geçilebilir, hem de potansiyel ortak noktalar tespit edilebilir.

Bilindiği üzere İran ile Türkiye arasında en ciddi bölgesel ihtilaf Suriye, özellikle Esad’ın geleceği meselesidir. İki ülke Irak, Lübnan ve Yemen’deki krizlerde ve Suudi Arabistan ile ilişkiler hususunda karşı karşıya gelmiştir. İran’ın bölgesel politikalarından rahatsız olan Türkiye, Tahran’ın bölgede ‘mezhepçi’ bir siyaset izleyerek bölgede kendi nüfuz alanını genişletmeye çalışmakla suçladı. Buna mukabil İran, Türkiye’yi bölgedeki aşırıcı hareketleri desteklemekle itham etti. Ayrıca, Türkiye ile Suudi Arabistan arasında son aylarda kaydedilen yakınlaşma İran’ı rahatsız etti.

Bölgesel meselelerle ilgili ciddi görüş ayrılıklarına  rağmen Davutoğlu’nun ziyareti sırasında Türkiye ve İran’ın bölge ile ilgili ortak kaygılar ve çıkarların tespit edilmesi, iki ülke arasında bölgesel işbirliğinin önemini ortaya koydu. Davutoğlu’nun sarih bir şekilde ortaya koyduğu üzere Ankara ile Tahran’ın mutabık oldukları hususlardan birisi bölgesel meselelere bölgesel çözümler bulunmasıdır. Suriye meselesiyle ilgili olarak ABD ve Rusya’nın öne çıkması, Türkiye ve İran’ın rollerinin ikincil düzeye düşmesi her iki ülkede de rahatsızlık yaratmaktadır. Son zamanlarda ortaya çıkan ve Suriye’nin bölünmesini öngören ‘B Planı’ tartışmaları, iki ülkenin da kaygılarını artırmıştır. Bu nedenle Davutoğlu, “bölgenin kaderinin dış güçlere bırakılmaması” gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca, her iki ülke de Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması konusunda hassasiyetlerini paylaşmıştır. Bu noktadan hareketle, İran ile Türkiye’nin önümüzdeki günlerde bölgesel meselelere bölgesel çözümler bulunması doğrultusunda yeni adımlar atması beklenebilir.

Davutoğlu’nun Tahran ziyareti ile ikili ilişkilerin ivme kazanması, İran’ın Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki yakınlaşmadan duyduğu rahatsızlığı azaltacaktır. İran ve Suudi Arabistan arasındaki kutuplaşma bölgedeki gerilimin yükselmesine ve çözüm çabalarının sonuçsuz kalmasına neden olmaktadır. Ankara ile Tahran arasında güvenin yeniden tesis edilmesi, Türkiye’nin bu meselede arabuluculuk yapmasını kolaylaştırabilir.

Türkiye-İran ilişkilerinde yakalanan bu ivme tabii ki iki ülke arasında bölgesel meselelerdeki başlıca görüş ayrılıklarının sona erdiği anlamına gelmiyor. Nitekim, Davutoğlu Tahran’daki temaslarını sürdürürken Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, TBMM’deki bütçe görüşmeleri sırasında “İran bizim kardeşimiz ama İran'ın yanlış politikalarını eleştirebiliriz. ... İran'ın mezhepçi politikalarına karşıyız” dedi.

* Bu yazı “Türkiye-İran ilişkilerinde yeni bir ivme” başlığıyla  Al-Jazeera Turk internet sitesinde yayınlanmıştır.

Darbe Girişiminin Türkiye-İran İlişkilerine Etkileri

Darbe Girişiminin Türkiye-İran İlişkilerine Etkileri

2016-08-05


Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere hükümet yetkilileri 15 Temmuz darbe girişimi karşısında Türkiye’nin Batılı müttefiklerinin ikircikliaçıklamalarına sert tepki gösterdi. Batılıların ikircikli tavrına karşılık,Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bu süreçte Türkiye’ye en büyük desteği Rusya’nın verdiğini söyledi. O gece Türkiye’deki gelişmeleri yakından izleyen ve Türk hükümetine açık bir şekilde destek veren devletlerden birisi de İran idi.

İran Hükümetinden Türkiye’ye Destek 
Darbe girişiminin ilk saatlerinde İran alarma geçti. Gümrük kapılarındaki işlemler durduruldu, sınırlar kapatıldı ve iki ülke arasındaki uçuşlar askıya alındı. Güvenliğin sağlanması için sınır bölgelerine askeri birlikler kaydırıldı. İran Dışişleri Bakanlığı’nda darbe girişimini izlemek üzere kriz masası oluşturuldu.
Dışişleri Bakanı M. Cevad Zarif sabaha karşı twitter üzerinden attığı ilk mesajındaTürkiye’deki krizden derin kaygı duyduğunu; istikrar, demokrasi ve Türk halkının güvenliğinin önemli olduğunu; birlik ve basiretin gerekli olduğunu yazdı. Yaklaşık üç saat sonra yeni bir tweet atan Zarif, “Türk halkının demokrasi ve seçilmiş hükümeti cesurca savunması, darbelerin bölgede yerinin olmadığını ve başarısızlığa mahkum olduğunu gösterdi” dedi. Zarif, gelişmeleri yakından takip etmek ve destek vermek için mevkidaşı Çavuşoğlu ile 16 Temmuz Cumartesi günü üç telefon görüşmesi yaptı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasimi, 16 Temmuz’da yaptığı basın açıklamasında İran’ın “Türkiye’de istikrar, güvenlik, birlik, demokrasi ve hukuk devleti ile ilgili derin kaygıları olduğunu ve Ankara’daki seçilmiş hükümeti desteklediklerini” belirtti.
Aynı gün Yüksek Milli Güvenlik Konseyi, Cumhurbaşkanı Ruhani başkanlığında toplandı. Toplantı sonunda açıklama yapan Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Şamhani, İran’ın resmi pozisyonunu,“Türkiye’nin meşru hükümetini desteklemek ve darbeyi reddetmek” diye özetledi. İran Meclis Başkanı Ali Laricani, Türk mevkidaşı İsmail Kahraman’a mesaj gönderdi. Mesajında Türk halkını, hükümetini ve parlamentosunu “Milli iradenin, ulusal egemenliğin ve demokrasinin demokratik bir şekilde seçilmiş hükümete karşı korkunç ve talihsiz saldırı karşısındaki zaferinden ötürü” tebrik etti. Laricani, İslami prensiplerin yanında halkın oyuna ve taleplerine dayalı bir sistem olarak İran’ın, her zaman seçilmiş hükümetleri desteklediğini, demokrasi ve milli iradenin sembolü olan Meclis’e yapılan saldırıyı kınadığını ifade etti. İran Meclisi, 17 Temmuz’da yapılan kapalı bir oturumda Dışişleri Bakanı Zarif’tendarbe girişimi hakkında bilgi aldı.Zarif ordu içerisinde bir grubun darbe yapmaya teşebbüs ettiğini, fakat halkın direnişi ve demokrasiye sahip çıkması nedeniyle darbenin daha başından başarısız olduğunu ifade etti. Türkiye’de barış ve istikrarın sağlanmasının İran için çok önemli olduğunu belirten Zarif, darbe girişimini kınayan ilk dışişleri bakanı olduğunu söyledi.
İran Cumhurbaşkanı Ruhani, 17 Temmuz’da Kirmanşah’ta yaptığı konuşmada darbe girişimini ima ederek şöyle dedi: “Kimileri hala tank ve topla halkın seçtiği hükümetleri devirebileceğini sanıyor. Darbe dönemi ve tank ile topun cirit attığı sahneler bitmiştir.” . 18 Temmuz’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayan Ruhani, “Erdoğan’ın kriz sırasındaki etkili idaresini takdir ettiğini ve İran’ın Türk milleti ve meşru hükümetin yanında duracağını” söyledi.
Hükümet yetkililerinin darbe karşısında Türk hükümetine verdiği açık desteğin yanında,muhafazakar çevreler ile güvenlik bürokrasisinden Türkiye’ye yönelik sert eleştiriler de geldi. İran lideri Ayetullah Hamanei’nin dış politika danışmanı Ali Ekber Velayeti, İran’ın dini demokrasi ile yönetilen bir devlet olduğunu ve tabiatıyla halk tarafından desteklenen hükümetlerin illegal yollarla ve kaba güçle değiştirilmesine karşı olduğunu belirtti ve “her ne sebeple olursa olsun Türkiye’de seçilmiş hükümetin darbe ile devrilmesine İran karşı duracaktır” dedi. Velayeti konuşmasının devamında, Suriye’de Esad’ın da seçimle işbaşına geldiğini ve halkı tarafından desteklendiğini ileri sürerek, “umuyoruz ki bir gün gelecek Türk hükümeti de Suriye halkının iradesine ve oyuna saygı gösterecek ve Suriye halkının kendi hükümetini belirlemesine izin verecektir” dedi.  Dışişleri Bakanı müşaviri Hüseyin Emirabdullahiyan, İran’ın dışarıdan müdahalelere ve terörizme karşı Suriye’de meşru hükümeti savunduğu gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı yapılan darbe girişimini de kınadığını söyledi.Emirabdullahiyan, Erdoğan  ileEsad“milletinin oylarıyla demokratik yolla iktidara gelmiş iki meşru liderdir” dedi. Yüksek Milli Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Şamhani, darbe karşısında Türk hükümetine verilen desteğin istisnai olmadığını, halk oyu ile seçilen hükümetleri desteklemenin ve darbeleri reddetmenin İran’ın bir dış politika prensibi olduğunu belirtti. Şamhani, “İran’ın Suriye’deki varlık sebebide aynı şeydir” dedi.
Tahran Cuma İmamı Ayetullah S. AhmedHatemi, 22 Temmuz Cuma hutbesinde Türkiye’deki darbe girişimine değindi. Hatemi, İran’ın halkların reyine önem verdiğini, bu nedenle Türkiye’deki darbe girişimine de başından beri karşı olduğunu, ama darbeyi kınamakla beraber Türkiye hükümetini eleştirmeye devam edeceklerini söyledi. Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiğini iddia eden Hatemi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın IŞİD’in bütün kurbanlarındanözür dilemesi gerektiğini söyledi.
Türkiye’nin Tahran Büyükelçisi R. Hakan Tekin, 24 Temmuz’da düzenlediği basın toplantısında darbe girişimi hakkında İran basınına bilgi verdi. Tekin, İran makamlarının darbe karşısındaki tutumlarından duyduğu memnuniyeti ifade etti. Bir gazetecinin Cuma imamlarının farklı bir tutum içinde olduğunu hatırlatması üzerine Türkiye’nin bu konuda rahatsızlıklarının olduğunu ve bu durumu İranlı muhatapları ile paylaştıklarını söyledi.

İran Neden Darbeye Karşı Durdu? 
İranlı yetkililerden gelen açıklamalarda darbeye karşı durulması, seçilmiş hükümetin desteklenmesi ve demokrasi vurguları dikkat çekici.  Bunun bir sebebi İran’da asker-siyaset ilişkilerinin de oldukça tartışmalı olmasıdır. Son aylarda İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile Devrim Muhafızları arasında zaman zaman medyaya da yansıyan hararetli tartışmalar yaşanmaktadır. Özellikle Cumhurbaşkanı Ruhani’nin açıklamaları bu çerçevede değerlendirilebilir. Seçilmiş hükümetin desteklenmesi ve demokrasi vurgusunun esas hedefi şüphesiz dış politikadır. Son yıllarda İran, Suriye başta olmak üzere bölgede halk oyu ile seçilmiş lideri desteklediği yönünde propaganda yapmaktadır. Nitekim, bazı yetkililerin açıklamalarında ve İran medyasında çıkan değerlendirmelerde Türkiye’deki seçilmiş hükümet ile Suriye’de ‘seçilmiş’ meşru hükümet karşılaştırılarak, İran’ın ilkeli dış politika izlediği iddia edilmektedir.
Her iki ülke arasındaki bölgesel ihtilaflara rağmen İran neden Türkiye’deki darbe girişimine karşı durmuş ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı desteklemiştir? Doğrusu, İran bir süredir Türkiye’nin Ortadoğu’da izlediği politikalardan rahatsızdır. Bazıları İran’ın Suriye’de ve Irak’ta ödediği yüksek maliyetin ve can kayıplarının sorumlusu olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı görmektedir. 26 Temmuz’da Tahran’da düzenlenen ve Büyükelçi Tekin’in de katıldığı ‘Darbe Girişiminin Ardından Türkiye’ başlıklı panelde konuşan ve diplomasi çevrelerinin etkili kişilerinden birisi olan Sadık Harrazi, darbe girişimini “Erdoğan’ın bölgesel hatalarının bumerang etkisi” olduğunu iddia etmiştir. Keza, 17 Temmuz’da Youtube’a yüklenen bir video kaydında, Suriye’de SeyyideZeyneb türbesinde görevli İranlı milislerin darbe girişimini sevinçle karşıladıkları iddia edildi. Bununla beraber darbe girişiminin sonucunun kestirilememesi ve Türkiye’nin istikrarsızlığa sürüklenmesi ihtimali İran’ı endişelendirmiştir. Özellikle darbe girişiminin arkasındakimlerin olduğunun kestirilememesi bu endişeleri artırmıştır. 1980’den beri Türkiye siyasetinde askerlerin ağırlığının arttığı dönemlerde Türkiye-İran ilişkileri olumsuz etkilenmiştir. Darbecilerin TRT’de okuttukları bildiride NATO’ya bağlılıklarını bildirmesi darbenin arkasında ABD’nin olduğu yönünde kuşkuları artırmıştır. Türkiye’de hükümetin darbe yoluyla devrilmesi, İran yönetimini de sonu belirsiz risklerle karşı karşıya bırakabilirdi. Keza darbenin arkasındaki FETÖ’nün İran’a karşıtlığı biliniyordu. Bu nedenle İran yönetimi, bölgesel politikalarından rahatsız olsa da geçmişte zaman zaman İran’a destek veren ve Türkiye-İran ilişkilerinin gelişmesine katkıda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iktidarda kalmasını tercih etmiştir.
İran’ın darbe karşısında durmasının sebeplerinden birisi de bölgesel politikalarda Türkiye’yi kendi yanına çekme çabasıdır. Bu doğrultuda hareket eden İranlı yetkililer, Türkiye’nin müttefik veya iyi ilişkiler içinde olduğu devletlerin darbe girişimiyle doğrudan veya dolaylı olarak bağlantılı oluğunu iddia etmiştir. Dışişleri Bakanı Zarif İran parlamentosuna bilgi verirken, Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerin darbe girişiminden yana durduklarını ileri sürdü. Laricani’nin uluslararası ilişkiler danışmanı Hüseyin Şeyhulislam, Türkiye’nin Suriye politikasında revizyona gitmeye hazırlandığını, Suudi Arabistan’ın bu durumdan rahatsız olduğunu söyledi. Devrim Muhafızları komutanlarından YedullahCevani de Türkiye, Suriye politikasını değiştirmeye hazırlandığından Suudi Arabistan’ın darbeden yana durduğunu ileri sürdü. Hamanei’nin askeri danışmanı Yahya Rahim Safaviise darbe girişiminin ABD ile Rusya’nın bilgisi dahilinde olduğunu iddia etti.Son olarak Ayetullah Hamanei darbe girişiminin arkasında ABD’nin olduğu yönünde güçlü şüphelerin olduğunu ifade etti.
Darbe girişiminin arkasında Türkiye’nin ‘müttefiki’ yabancı güçlerin olduğunu iddia eden İranlı yetkililer ve yazarlar Türk hükümetinin İran ile yakınlaşması gerektiğini savunmaktadır. İran hükümetinin darbe karşısında duruşu ve Zarif’inmevkidaşları arasında darbeyi kınayan ilk kişi olduğunu iddia etmesi bu minvalde değerlendirilmelidir. Yukarıda adı geçen Harrazi, Türkiye’nin bölgesel politikalarına yönelik bütün eleştirilerine rağmen “Türkiye’nin ebedi dostu Katar veya Suudi Arabistan değil, İran’dır” dedi ve iki ülkenin “bölgesel problemlerin çözümü için en etkili iki aktör” olduğunu söyledi. Güvenlik uzmanı Sadullah Zarei ise benzer şekilde şöyle dedi: “Eğer Erdoğan aklını kullanır ve akıllıca davranacak olursa, hem Avrupa ve Amerika’nın artan baskıları, hem de artan güvenlik tehditleri karşısında doğru bir şekilde İran’a yönelmelidir.”Nitekim darbe girişiminin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşen Cumhurbaşkanı Ruhani, yabancı güçlerin ve teröristlerin bölgesel istikrarsızlıktaki rolüne dikkat çektikten sonra, darbe girişiminin Türkiye’nin “içerideki ve dışarıdaki dostları ile düşmanlarını tanıyabilmesi için bir test” olduğunu söyledi. Keza, Ali Ekber Velayeti 1 Ağustos’ta Büyükelçi Tekin ile görüşmesinde, darbe girişimi sürecinde “kimin dost kimin düşman olduğunun ortaya çıktığını” söyledi.
İran’ın darbe girişimi karşısında Türk hükümetine verdiği destek, Türk yetkililer tarafından not edildi, fakat bu durumun Türkiye’nin bölgesel politikalarını ne derece etkileyeceği meçhul. Büyükelçi Tekin, darbe girişiminin Türkiye’nin NATO üyeliğini etkilemeyeceğini ve dış politikasında köklü değişikliklere sebep olmayacağını belirtti. Buna karşılık Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ruhani ile görüşmesinde “bölgesel sorunların çözülmesinde Rusya ve İran ile işbirliğini artırmaya kararlı” olduklarını söyledi. İki ülke arasında bölgesel meseleler karşısında ciddi görüş farklılıklarının olduğu dikkate alınırsa, Türkiye-İran ilişkilerinin bölgesel işbirliği boyutuna  yükselmesioldukça zordur. Fakat, ikili ilişkiler darbe girişimi sırasında başarılı bir testten geçmiştir.
http://www.orsam.org.tr/index.php/Content/Analiz/4816?s=orsam|turkish 


تحلیل یک ایرانشناس ترکیه ای از فرآیند همکاریها با ایران

کد خبر: 81363487 (4306635) | تاریخ خبر: 04/08/1393 | ساعت: 9:51|

تحلیل یک ایرانشناس ترکیه ای از فرآیند همکاریها با ایران

وان - ایرنا - دکتر 'بایرام سینکایا' استاد دانشگاه و ایرانشناس ترکیه ای در گفت و گو با ایرنا، در تحلیل فرآیند مناسبات بین تهران و آنکارا گفت: متاسفانه ما وقتی دور هم هستیم، خوب و صمیمی گفت و گو می کنیم، ولی نمی توانیم ایده ها را به فعل تبدیل کنیم.


به گزارش ایرنا، وی در حاشیه همایش شهر 'وان' که با عنوان 'نخستین مجمع تعمیق و گسترش همکاریهای بخشی و مالی ایران و ترکیه' با همکاری دفتر مطالعات سیاسی و بین المللی وزارت خارجه جمهوری اسلامی ایران (IPIS )، 'مرکز پژوهش های راهبردی ترک آسیا' ( TASAM )، استانداری وان و 'آژانس توسعه آناتولی شرقی'، برگزار شد، تاکید کرد که بحثهای مطرح شده در این همایش سازنده و مثبت بود.

سینکایا گفت: همانطور که شرکت کنندگان در همایش نیز مطرح کردند، باید در تحلیل فرآیند مناسبات دو جانبه همواره وجود مشکلات را نیز مد نظر داشت.

وی افزود: عوامل و عللی که بستر لازم را برای توسعه مناسبات ایران و ترکیه آماده و یا تشویق و حمایت می کند، در مقاطعی نیز به بروز مشکلاتی منجر شده و مانع از تعمیق مناسبات دو طرف شده است.

این تحلیل گر اضافه کرد: در یک دهه اخیر دو گرایش در روابط ایران و ترکیه به چشم می خورد. اول اینکه، دو کشور نشان دادند با کنار گذاشتن تفاوتهای ایدئولوژیک و آرزوی تبدیل یکدیگر و کنار گذاشتن رقابت، توانسته اند به نقاط مشترک و همکاری دست پیدا کنند.

وی گفت: در این راستا، موضوع امنیت مرزی، روابط اقتصادی و تجاری و همکاری انرژی تا حدی برجسته شده است.

سینکایا افزود: دومین رویکردی که من اسم آن را 'کمپارتمانی کردن' گذاشته ام، دو کشور جوانب مختلف روابط را با جدا کردن، می خواهند به پیش ببرند. یعنی روابط اقتصادی، سیاسی، فرهنگی، منطقه ای و سایر بخشها را جداگانه به پیش می برند. دو طرف به نوعی با مستقل کردن این روابط می خواهند تاثیرات نامطلوب در حوزه های مشخص را به حوزه های دیگر روابط سرایت ندهند.

وی اضافه کرد: بارزترین نمونه این مساله سوریه است. دو طرف با اینکه در این مساله تفاهم ندارند، اما دارای روابط سیاسی در عالی ترین سطح هستند و مناسبات اقتصادی هم در این چارچوب بررسی می شود.

وی گفت: به رغم این، فرآیند مناسبات نشان داده که چنین رویکردی همواره نمی تواند پاسخگو باشد و هر از گاهی نیز می توانند ساختارشکنی کند. مشکلاتی که ناشی از عوامل مختلف در روابط ایجاد می شود، به دفعات دیده شده که سیر عمومی مناسبات را به طور جدی تحت تاثیر قرار داده و تاثیر مخربی هم بر فرآیند مناسبات در حوزه های دیگر برجای گذاشته است .

وی معتقد است که با تفکیک مناسبات، نمی توان روابط دو کشور را به سطحی که آرزو می کنیم، رساند.

سینکایا در تبیین مسایل موجود بین ایران و ترکیه گفت: آنچه که مانع از تعمیق مناسبات دو کشور می شود، در چهار سرفصل می توان به آن پرداخت.

اول سیاستهای دولت - حکومتی: رویکردهای دولتها نسبت به هم یا دوستانه و یا خصمانه است که این سیاستها نقش تعیین کننده ای در فرآیند مناسبات دو کشور داشته است.

سووال این است که در این فرآیند روابط سیاسی، 'یدک کش' روابط اقتصادی می شود و یا روابط اقتصادی یدک کش روابط سیاسی است.

سینکایا اضافه کرد: تا دوره های اخیر، چنین دیده می شد که در روابط دو کشور، سیاست نقش تعیین کننده ای داشته تا روابط اقتصادی . اگر روابط تعمیق یابد و روابط اقتصادی و فرهنگی تقویت شود، روابط ایران و ترکیه از نوسانات سیاسی تاثیرپذیری کمتری خواهد داشت.

او در ادامه تحلیل با اشاره به سفر 'حسن روحانی' به آنکارا در خرداد ماه گذشته، گفت: تشکیل شورای عالی همکاریهای راهبردی بین ایران و ترکیه و برگزاری اولین نشست آن، نشان داد که دو کشور با اجرایی کردن این مکانیزم در روابط ، می خواهند عزم خود را برای توسعه مناسبات در میان بگذارند.

سینکایا، سرفصل دیگر را انگاره های منفی در نگاه دو جامعه به یکدیگر عنوان کرد و گفت: گویش های حماسی برگرفته از تاریخ دو کشور، با تاثیر پذیری منفی از تبلیغات محافل مختلف، برخی انگاره هایی در جوامع ایران و ترکیه ایجاد می کند که در بیشتر مواقع دیده شده، از واقعیت به دور است. این انگاره سازی ها برای تغییر نیز باز هستند. با تاثیر تبلیغات منفی و یا تحت تاثیر برخی از سیاستها، این انگاره در جامعه عوض می شود. در این راستا نقش دیپلماسی عمومی و رسانه ها بیشتر برجسته می شود. وقتی اطلاع رسانی درستی نمی شود، 'نظریه های توطئه' یکی پس از دیگری وارد میدان شده و انگاره های متقابل در دو جامعه را تحت تاثیر قرار می دهد.

این ایرانشناس سرفصل دیگر را اختلافات در ساختار سیاسی و اقتصادی بررسی کرده و افزود: ادامه سیاستهای حمایتی کشورها، مانع از تعمیق بخشی روابط شده است. به رغم همه مکانیزم های سیاسی موجود، سنگ اندازی در مقابل همگرایی و نزدیکی نهادهای مدنی، بازرگانان و کارآفرینان و دیگر بخش ها، با ملاحظات امنیتی و اقتصادی، مانع از تعمیق و گسترش مناسبات شده است. دو طرف یا با نزدیک کردن ویژگیهای اقتصادی و تجاری به یکدیگر و یا بسنده کردن به هنجارهای بین المللی در این راستا باید راه را برای به حرکت درآوردن ظرفیتهای موجود در راه گسترش و تعمیق روابط در همه زمینه ها باز کنند.

وی اضافه کرد: سرفصل دیگر تفاوت در سیاستهای منطقه ای ایران و ترکیه است. تهران و آنکارا هر قدر منافع مشترک هم که داشته باشند، در برخی منافع با یکدیگر در تضاد هستند و هم پیمانی های منطقه ای آن ها متفاوت است.

او در نتیجه گیری از تحلیل خود گفت: راه حل موانعی که بر سر راه تعمیق روابط ایران و ترکیه شمرده شد، تقویت و توسعه دیپلماسی عمومی در روابط دو جانبه و پویا نگاه داشتن مکانیزم های سیاسی بین دو دولت در هر مقطعی و هنجارسازی مشترک است. این هنجارها یا باید بین دو طرف شکل گیرد و یا با پذیرش هنجارهای منطقه ای و بین المللی، مسیر شود.

همایش دو روزه شهر وان با عنوان نخستین مجمع تعمیق و گسترش همکاریهای بخشی و مالی ایران و ترکیه، دیشب (شنبه شب) به کار خود پایان داد.

در این همایش مسایلی درباره روابط ایران و ترکیه در سالهای اخیر توسط کارشناسان دو کشور مطرح شد.

خاورم/2011**1651
انتهای پیام /* 

فصلی جدید در روابط ایران و ترکیه


تاریخ انتشار:شنبه 19 بهمن 1392      17:4

بایرام سین کایا
دیدار نخست وزیر ترکیه اردوغان از ایران:

فصلی جدید در روابط ایران و ترکیه

یادداشتی از دکتر بایرام سین کایا، دانشگاه ییلدیریم بیازیت، گروه روابط بین الملل - سی ام ژانویه 2014.
مترجم: مقصود عهدی
دیپلماسی ایرانی: نخست وزیر ترکیه رجیب طیب اردوغان در 28 و 29 ژانویه 2014 دیداری رسمی از تهران به عمل آورد. این دیدار از جهت توسعه روابط ترکیه و ایران و در پی بروز سردی روابط در سال های اخیر در پی دلایل متعدد پیچیده، نقطه ای تازه قلمداد می شود.
از این دیدگاه، در دیدار اردوغان از تهران سردی روابط طرفین و وجود موانع مستعد در توسعه روابط طرفین مورد بحث گذاشته شد.
نکات مشترک در روابط دو طرفه: کمیته همکاری دوجانبه در عالی ترین سطح
همراهان نخست وزیر ترکیه  دراین دیدار رسمی احمد داوود اوغلو وزیر امور خارجه، تانر ییلدیز وزیر انرژی و وزیراقتصاد نیهات زیبک بودند. در این سفر اردوغان با رهبر جمهوری اسلامی ایران آیت الله علی خامنه ای، رئیس جمهور حسن روحانی و معاون اول اسحاق جهانگیری ملاقات کرد. در این ملاقات موضوعاتی چون روابط دوجانبه، مدیریت بحران های منطقه ای، نگرانی های مشترک طرفین در راستای منابع تهدیدات منطقه ای و احتمال افزایش تجارت طرفین تا سال 2015 به سقف سی میلیارد دلار مطرح گردید. ماحصل این دیدار عقد سه قرارداد و یک اعلامیه مشترک بود ( قرارداد ها شامل تفاهم نامه تشکیل کمیته تجاری مشترک بین طرفین، تفاهم نامه تجاری ترجیحی و تفاهم نامه همکاری بین آژانس خبری ایران (ایرنا) و آنادولی آژانس است).
مهمترین نتیجه ملاقات رئیس جمهور روحانی و اردوغان در کنار تشکیل کمیته همکاری در بالاترین سطح، امضای بیانیه سیاسی مشترک بود. در 10 سال اخیر هر دو کشور علی رغم توسعه قابل ملاحظه روابط متقابل، از پتانسیل های جایگزین فراوانی برای توسعه هر چه بیشتر روابط برخوردار بودند. برجسته شدن همکاری های هر چه بیشتر سیاسی بین ترکیه و ایران در چارچوب کمیسیون همکاریهای استراتژیک در عالی ترین سطوح(یکی از مهمترین ابزارهای سیاست خارجی ترکیه) که قبلا با کشورهای زیادی این تفاهم نامه امضا شده است، قبلا موضوع بحث قرار نگرفته بود. فلذا با وجود علاقه مندی رهبران ایران به همکاری های منطقه ای با ترکیه، رهبران ترکیه به این علاقه مندی تمایل مثبت نشان نداده بودند.
برخورد محتاطانه اینچنینی ترکیه با ایران قبل از هر چیز ناشی از دو علت است: یکی از این عوامل وجود تنش در روابط بین ایران غرب و مخصوصا آمریکا بود.از یک طرف تنش های حاصل از برنامه هسته ای ایران و از طرف دیگر سیاست خارجی رادیکال در دولت محمود احمدی نژاد که منجر به منزوی شدن هر چه بیشتر ایران در سیستم بین المللی شده بود، همراهی ترکیه با ایران را دشوار می ساخت. دومین دلیل برخورد محتاطانه دولتمردان ترکیه با ایران برداشت های متفاوت نسبت به بعضی از سیاست های منطقه ای ایران بود. ترکیه که خواهان استقرار و ثبات در منطقه بوده و همراه با آن در کنار روند لیبرالیزه شدن تدریجی اقتصاد و سیاست در منطقه، سیاست خارجی ایران در منطقه مخصوصا در کشورهایی هم چون عراق، لبنان و سوریه را تفکری در راستای برهم زدن ثبات در منطقه تلقی می کرد و در نتیجه  در راستای بازیگری در مسائل منطقه از ایران دور شده بود.
در این راستا روی کار آمدن دولت جدید در ایران به رهبری حسن روحانی و در پیش گرفتن سیاست دیپلماسی و همکاری در عرصه بین المللی به جای برخورد قهرآمیز در سیاست خارجی، ترکیه را بیش از پیش به ایران نزدیک گردانید. روحانی در کنار اخذ رویکرد سازش با غرب در مسئله هسته ای و شفاف سازی در این حوزه و توسعه هر چه بیشتر روابط با همسایگان در منطقه، از سوی ترکیه نیز جوابگویی های مثبتی را دریافت کرد. در راستای نزدیکی طرفین به هم تشکیل کمیته همکاری مشترک در سطوح بالا به موضوع روز تبدیل شده که نشانگر نیت اصلی هر دو طرف در توسعه روابط دوجانبه در یک چارچوب مشخصی است.
طبقه بندی وعقلایی شدن روابط تهران – آنکارا
توسعه روابط تهران و آنکارا در سایه چنین تحولاتی به معنای حل تمامی مسائل فی مابین و مخصوصا به معنای برطرف شدن اختلاف نظر طرفین در قبال مسائل منطقه ای نیست. علی رغم مسائل موجود و اختلاف نظر طرفین، توسعه روابط دو طرفه بیشتر به معنای تایید دوباره حاکم شدن روح منطق و رویکرد عقلایی در روابط طرفین و طبقه بندی مسائل پیش روی آنها است. کسب رویکرد منطقی و همچنین طبقه بندی روابط دوطرفه از اوایل سال 2000میلادی شروع شد. توسعه روابط با رویکرد منطقی و عقلی سبب از میان برداشتن نقاط اختلاف برانگیز شده و زمینه های مشترک و مستعد همکاری بین هر دو طرف را سامان خواهد بخشید. تقسیم بندی حوزه های همکاری نیز به معنای مدیریت روابط دوطرفه در تمامی حوزه ها است. به عبارتی به معنای مدیریت جداگانه محورهای همکاری در حوزه های مختلفی چون سیاسی، امنیتی، فرهنگی و اقتصادی از یک طرف و از طرف دیگر نیز حوزه های همکاری در سطوح مسائل منطقه ای است. متعاقبا نیز درسایه تقسیم بندی و مدیریت حوزه های همکاری مختلف، اختلاف در یک حوزه سبب برهم خوردن روابط درسایر زمینه ها نیز نخواهد گردید.
هم چنان که در این زمینه  در سالهای اخیر شاهد وقایع ایی تایثر گذار در روابط تهران – آنکار هستیم. زیرا با مروری بر گذشته، گسترش رادارهای آمریکایی در چارچوب استقرار سپر دفاع موشکی ناتو در خاک ترکیه در سال 2011، استقرار سیستم دفاع موشکی پاتریوت در مرز ترکیه – سوریه در راستای اتفاقات روی داده در سوریه و عراق، روابط آنکارا – تهران را با یک تهدید جدی مواجه ساخت. جالب است که در حین این چنین سردی روابط بین تهران و آنکارا، حجم مبادلات تجاری رکورد شکسته و در سال 2012 به مرز 22 میلیارد دولار رسید. این موفقیت نشانگر برخورداری از پتانسیل بالا در هر دو طرف جهت توسعه هر چه بیشتر روابط است.
موانع مستعد در توسعه روابط ایران – ترکیه
در ماه های اخیر ترتیب یک دیدار رسمی از ترکیه از سوی رئیس جمهور ایران حسن روحانی نیز بسیار محتمل است. در چارچوب این ملاقات نیز احتمال عقد قراردادهای تازه ای نیز می رود. در مسیر توسعه روابط دو کشور در کنار این تحولات و با توجه به حاکم شدن روح منطق و عقل و مجزا کردن حوزه های مختلف همکاری در روابط  دو طرفه، موانع مستعدی نیز وجود دارد. قبل از هر چیز با توجه به محتاط بودن طرفین در چارچوب ملاقات های متقابل درسطوح بالا، تقویت حس همکاری و اعتماد طرفین ضروری بوده و قبل از آن وجود یک سری از تفاهم نامه ها الزامی است. اما باید گفت که در راستای اجرای تفاهم نامه ها طرفین با یکسری از مشکلات مواجه خواهند شد. اگر چه این مشکلات می تواند در قالب های فنی و یا بوروکراتیکی ظاهر گردد اما مشکل اساسی ناشی از عدم وجود اراده سیاسی قوی در جهت توافق نهایی است. تفاهم نامه های امضاء شده بین طرفین نیز با مشکلات متعددی مواجه است. به عنوان مثال اهداف ترکیه در ایران در سال 2007 در جهت روی آوردن، اکتشاف، بهره وری و بازاریابی از گاز طبیعی ایران بعد از مدت زمان طولانی مذاکره به فراموشی سپرده شد. هم چنان که امضای موافقت نامه تجاری ترجیحی در پی سفر اردوغان به ایران، چندین سال موضوع بحث روز بود. حتی علی رغم امضای این تفاهم نامه در پی سفر رئیس جمهور عبدالله گل به ایران در سال 2011، این تفاهم نامه حال حاضر شکل واقعی به خود می گیرد.
یکی دیگر از عوامل مستعد تبدیل شدن به مانع  درزمینه همکاری طرفین، از دست دادن قدرت رئیس جمهور ایران حسن روحانی است. همان طور که در بالا ذکر شد با تغییر رویکرد ایران در سیاست خارجی بدنبال روی کار آمدن حسن روحانی، جایگزین های ترکیه نسبت به ایران رنگ باخته است. نزدیکی بجای ترکیه به ایران در این برهه را می توان یک گام در جهت حمایت معنوی و تشویق دولت روحانی از جانب ترکیه نیز تحلیل کرد. فقط از بعد توازن سیاسی، ظرفیت و آینده سیاسی دولت روحانی در بعدی وسیع در زمینه حل مسئله هسته ایران، به عملکرد و موفقیت آن بستگی دارد. شکست روحانی در این زمینه نیز می تواند به تغییر تعادل سیاسی در این سبب گردد. متعاقبا نیز با توجه به این موضوع، تغییرات به وجود آمده تازه در قدرت سیاسی و سیاست خارجی ایران می تواند باعث بوجود آمدن مشکلات تازه ای در روابط ایران و ترکیه گردد.
منبع متن اصلی : مرکز تحقیقات استراتژیک خاورمیانه
(Orsam)
http://www.orsam.org.tr/tr/yazigoster.aspx?ID=4931
http://www.irdiplomacy.ir/fa/page/1928460/%D9%81%D8%B5%D9%84%DB%8C+%D8%AC%D8%AF%DB%8C%D8%AF+%D8%AF%D8%B1+%D8%B1%D9%88%D8%A7%D8%A8%D8%B7+%D8%A7%DB%8C%D8%B1%D8%A7%D9%86+%D9%88+%D8%AA%D8%B1%DA%A9%DB%8C%D9%87.html

U.S. and Israeli Military Attacks Against Iran: Regional and Global Consequences

  1. Introduction On February 28, 2026, U.S. military elements and the Israel Defense Forces (IDF) launched coordinated and joint missile an...