Showing posts with label Astana. Show all posts
Showing posts with label Astana. Show all posts

2011’den Astana’ya: Suriye Politikasının İran’a Maliyeti

2011’den Astana’ya: Suriye Politikasının İran’a Maliyeti

2017-01-24

İran, Suriye’de rejim karşıtı gösterilerin başlamasından beri Esad yönetiminin yanında durdu. Başlangıçta bazı İranlı yetkililer arasında Suriye’deki gösterilerin niteliğine ve Esad yönetiminin tutumuna yönelik ortaya çıkan görüş ayrılıkları kısa sürede yerini Esad’ın arkasında durulmasını öngören politikaya bıraktı. Haziran 2011’de İslam Devrimi Rehberi Ayetullah Hameney, dışarıdan tertip edildiğini, Amerikan ve İsrail menfaatlerine hizmet ettiğini iddia ettiği muhalif gösteriler karşısında Suriye rejiminin yanında duracaklarını duyurdu.
İran’ın Esad yönetimine verdiği desteğin mahiyeti ve söylemleri zamanla değişse de bu politikanın esası değişmedi. Esad yönetiminden siyasi desteğini hiç çekmeyen İran’ın rejime verdiği askeri ve ekonomik desteğin kapsamı giderek genişledi.
Esad yönetimine destek
İran’ın desteği başlangıçta rejim karşıtı gösterilerin bastırılmasında Suriye güvenlik güçlerine danışmanlık hizmeti verilmesi ve teknik destek sağlanmasıyla sınırlıydı. Silahlanan muhalifler ile rejim arasında çatışmaların şiddetlenmesi üzerine İran çatışmaların doğrudan veya dolaylı tarafı olmaya başladı. Suriye güçlerine ‘askeri danışmanlık’ yapma adına bu ülkede bulunan İslam Devrimi Muhafızları Ordusu’na (İDMO) bağlı Kudüs Gücü’nden subayların sayısı giderek arttı.
2013’ün başlarından itibaren Lübnan Hizbullah’ı İran’ın teşvikleriyle rejim güçlerinin yanında aktif olarak çatışmaya başladı. Ayrıca Irak, Afganistan ve Pakistan’dan Şii milisler Seyyide Zeyneb türbesini koruma adına seferber edildi ve rejim güçlerine destek verdi. Rejim güçlerinin kontrolü sağlamada yetersiz kalması üzerine İran yönetimi Eylül 2015’ten itibaren Suriye’deki askeri varlığını biraz daha artırdı; gönüllü milisler ve düzenli orduya bağlı 65. Hava İndirme Tugayı gibi özel birlikler Suriye’ye sevk edildi.
İran’ın Suriye’de ne kadar askerinin bulunduğu tam olarak bilinmiyor. 2015 yılının ortalarına kadar 2 bin civarında İranlı savaşçının Suriye’de olduğu tahmin ediliyordu. Fakat yukarıda ifade edildiği gibi son bir yıl içerisinde İranlı savaşçıların sayısı artırıldı. İran rejiminin muhalifi Ulusal Direniş Konseyi’nin (Halkın Mücahitleri Örgütü - HMÖ) Eylül 2016’da yayınladığı bir rapora göre Devrim Muhafızları’ndan 8-10 bin, düzenli ordudan 5-6 bin asker Suriye’de konuşlandırılmış vaziyette. Aynı raporda 7-10 bin Hizbullah militanının yanı sıra 20 bin Iraklı, 15-20 bin Afgan, 5-7 bin Pakistanlı, Filistinli ve diğer yerlerden militanın İran’ın kontrolü altında Suriye’de savaştığı iddia edildi. HMÖ’nün verdiği bu rakamlar abartılı olabilir; fakat İran’ın bu konuda şeffaf olmaması, spekülasyonların önünü açıyor.
Askeri kayıplar ve ekonomik maliyet
İran, Suriye’deki askeri operasyonlarını yöneten Hasan Şâteri ile onun yerini alan Hüseyin Hemedani dahil 30’dan fazla generalini ve çok sayıda askerini çatışmalarda kaybetti. Şehitler Vakfı Başkanı Muhammed Ali Şehidi Mahallati 22 Kasım 2016’da yaptığı açıklamada ‘türbenin savunulması için [Suriye’de] şehit olan İranlıların sayısının bini aştığını’ belirtti. Halkın Mücahitleri Örgütü’nün iddiasına göre sadece Devrim Muhafızları’nın kaybı 1500 civarında. İran’ın komutası altında savaşan yabancı Şii savaşçıların kayıpları toplamda 10 binden fazla. Askeri kayıplar konusunda da net bir bilgi yok.
Esad yönetimini desteklemenin ekonomik bedelleri de oldu İran için. İran, doğrudan Esad yönetimine verdiği mali desteğin yanı sıra iç savaş süresince Suriye’nin ihtiyaç duyduğu temel tüketim malzemeleri, petrol, silah ve mühimmatın başlıca tedarikçisi oldu. Ayrıca, Esad yönetimi yanında savaşması için Suriye’ye sevk edilen milislerin eğitimi, donatımı ve maaşları yine İran tarafından karşılanıyor. İran komutasında savaşan Şii milislere aylık 500 ile 1000 ABD doları arasında değişen ödemeler yapılıyor.
Suriye savaşını sürdürmenin İran’a ekonomik maliyeti tam olarak bilinmiyor. BM ve Arap Birliği’nin Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura, İran’ın Suriye rejimini desteklemek için yılda ortalama 6 milyar dolar harcadığını ileri sürdü. Fakat bazı araştırmacılar İran için Esad’ı desteklemenin maliyetinin yıllık ortalama 15-20 milyar doları bulduğunu iddia ediyor. Dolayısıyla bu zamana kadar İran’ın 100 milyar dolara yakın harcama yaptığı tahmin ediliyor.
İran’ın Suriye politikasının bölgesel yansımaları
Esad yönetimine kararlı şekilde destek verilmesinin İran’ın dış ilişkilerinde de önemli yansımaları oldu. Kriz başladıktan kısa bir süre sonra ABD ve Avrupa Birliği, Esad yönetimine verdiği askeri destekten dolayı bazı İranlı kişilere ve kurumlara yaptırım uygulamaya başladı. İran ise Suriyeli muhalifleri aktif şekilde destekleyen Türkiye ve Suudi Arabistan gibi bölge ülkelerine sert tepki gösterdi. Diğer bölgesel anlaşmazlıkların yanı sıra Suriye meselesinde karşı karşıya gelen İran ile Türkiye ve Suudi Arabistan arasında zaman zaman gerilim arttı. İran bu ülkeleri Suriye’nin içişlerine karışmak ve teröristleri desteklemekle itham ederken, Türkiye ve Suudi Arabistan İran’ı bölgesel ve mezhepçi hırsları nedeniyle zalim bir diktatörü desteklemekle suçladı.
Neredeyse kayıtsız şekilde Esad yönetimini destekleyen İran, Suriye krizine çözüm bulunmasını öngören uluslararası toplantılardan dışlandı. 2012’de Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan arasında ‘dörtlü diyalog grubu’ kurulmaya çalışıldı, fakat Suudi Arabistan’ın çekilmesiyle bu inisiyatif anlamını kaybetti. 2015’te nükleer anlaşmadan sonra İran, Batılı devletler tarafından bölgesel meselelerin çözümünde bölgesel ortak olarak görülmeye başladı. İran ilk defa, ABD ve Rusya dışişleri bakanlarının girişimiyle 31 Ekim 2015’te Viyana’da yapılan uluslararası toplantıya davet edildi ve ‘Uluslararası Suriye Destek Grubu’nun üyesi oldu.
İran’ın Suriye krizinde oynadığı ‘karşı-devrimci’ rol, bu ülkenin Arap ve İslam dünyasında imajının ciddi şekilde kötüleşmesine neden oldu. Pew Research Center’ın 2015’te yaptığı Küresel Tutumlar ve Eğilimler anketine göre İran hakkında olumlu görüş belirtenlerin oranı, birçok İslam ülkesinde 2006-2007 yılındaki verilere göre çarpıcı şekilde düştü. Arap ve İslam dünyasında nüfusun ortalama yüzde 58’i İran hakkında olumsuz görüş bildiriyor.
İran’ın Suriye politikasının bölgesel yansımalarından birisi de mezhepçi yarılmanın bölgeselleşmesi. İran, özellikle Şii kutsallarını savunmak ve ‘tekfirci teröristlerle mücadele’ etmek adına Şii savaşçıları seferber ediyor. Bu durum hem İran etrafında, hem de İran karşısında mezhepçi konsolidasyonun pekişmesine neden oluyor. Bunun bir sonucu olarak İran’ın popülaritesi Arap ve İslam dünyasının genelinde düşerken Irak, Lübnan ve Pakistan Şiileri arasında İran’a sempatiyle bakanların sayısı artıyor. Keza İranlıların Ortadoğu’da en fazla sempati beslediği ülkeler Suriye ve Irak.
İran’ın kararlı şekilde Esad’ın arkasında durması, Suriye muhalefeti nezdindeki imajının daha da kötüleşmesine neden oldu. İran’ı Suriye’de işgalci güç olarak gören birçok muhalif grup sadece Esad yönetimine karşı değil, aynı zamanda ‘Safevi İran’a karşı savaştıklarını söylüyor.
İran’ın Suriye politikasının iç siyasi yansımaları
Suriye krizine müdahil olmanın İran için en önemli sonuçlarından birisi, Devrim Muhafızları’nın dış politikada öne çıkması oldu. Meselenin İran için askeri ve güvenlikle ilgili bir meseleye dönüşmesinin yanı sıra ideolojik ve jeopolitik boyutları nedeniyle Devrim Muhafızları İran’ın Suriye politikasında daha aktif hale geldi. Bugün hem Irak dosyasına hem de Suriye dosyasına Kudüs Ordusu Komutanı Kasım Süleymani’nin baktığı düşünülüyor.
İran’ın Suriye politikasında öne çıkan diğer kişi ise Ayetullah Hameney’in dış politika danışmanı ve eski Dışişleri Bakanı Ali Ekber Velayeti. Keza son zamanlarda Devrim Muhafızları’nın eski komutanlarından, Yüksek Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Amiral Ali Şamhani İran, Rusya ve Suriye arasındaki ilişkilerin koordinatörü sıfatıyla öne çıktı. Dolayısıyla İran dış politikasını yürütmesi beklenen Cumhurbaşkanlığı ile Dışişleri Bakanlığı, politika belirlemek ve uygulamak yerine ikinci roller oynamaya başladı.
Yukarıda bahsedilen bütün bu bedellere ve meydan okumalara karşın İran’da Suriye politikasına yönelik son derece cılız bir muhalefet var. Farklı hizipler arasında bu konuda bir ölçüde mutabakata varılmış olması önemli. Fakat ‘Yeşil Hareket’in’ önderlerinin ev hapsine konulması ve muhalefetin sert şekilde bastırılması da İran yönetiminin eleştirilmesini zorlaştırıyor.
İran’ın Suriye politikasının askerileşmesi ve güvenlikleştirilmesi beraberinde otoriterleşmeyi artırdı ve alternatif siyaset geliştirilmesini önledi. Suriye savaşının İran için en büyük bedeli belki de bu. Yalnızca geçtiğimiz hafta hayatını kaybeden Haşimi Rafsancani, Suriye politikasını birkaç defa açıkça eleştirme cüreti gösterebildi. Rafsancani, Ağustos 2013’te yaptığı bir konuşmada Esad yönetiminin kimyasal silah kullandığını ve halkına zulmettiğini söyledi. Mayıs 2016’da verdiği bir mülakatta da ülkesinin Suriye ve Irak başta olmak üzere bölgedeki angajmanlarına dikkat çekerek bunun sürdürülemez olduğunu ve İran’ın bölgede giderek zor durumda kalacağını söyledi.
Rafsancani’nin eleştirileri kamuoyunda pek bir karşılık bulmadı. Üstelik, 2016 başlarında yapılan bir anket, İran halkının çoğunun Suriye’ye asker gönderilmesi ve Esad’a desteğin sürdürülmesinden yana olduğunu ortaya çıktı. Gerçi İranlıların Suriye politikasına destek vermesinde IŞİD’in tehdit olarak ortaya çıkmasının rolü büyük. Nitekim birçok İranlının Esad’ın iktidarının korunmasından çok IŞİD’e karşı mücadele ile ilgilendikleri görülüyor.
Astana
Ödediği bütün bedellere karşın İran, Suriye’de ne kazandı? Esad yönetimi hâlâ ayakta, ama ülkesinin önemli bir kısmını kontrol edemiyor. Bütün Suriye harap vaziyette. Üstelik İran’ın desteği de Esad’ı ayakta tutmakta yetersiz kaldı ve İran, rolünün önemli bir kısmını Rusya’ya kaptırdı. Fakat Suriye meselesinde uzun süre dışlandığı uluslararası çözüm arayışlarının parçası oldu. 21 Aralık 2016’da Moskova’da yapılan üçlü toplantı, İran’ın bu süreçte önce çıkmasını sağladı.
Bu şartlar altında Moskova Bildirisi’ne taraf olan İran, şimdi Astana’da Suriye barış sürecinin mimarlarından biri olma payesini almaya çalışıyor. İran, Astana’da Esad’ın iktidarda olduğu bir geçiş süreci üzerinde mutabakat sağlanması için çalışacak. Böylece hem bölgesel imajını bir ölçüde toparlamayı, hem de Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmayı hedefliyor. Astana’dan olumlu sonuçlar alınması, İran’ın bölgesel statü arayışını da bir ölçüde tatmin edecek.

Bu yazı 24 Ocak 2017'de “2011’den Astana’ya: Suriye Politikasının İran’a Maliyeti” başlığı ile Al Jazeera Turk internet sayfasında yayınlanmıştır. http://www.aljazeera.com.tr/gorus/2011den-astanaya-suriye-politikasinin-irana-maliyeti 

Trilateral Meeting Between Turkey, Iran and Russia and the Moscow Declaration


Trilateral Meeting Between Turkey, Iran and Russia and the Moscow Declaration
Bayram Sinkaya
Diplomatic interactions have been accelerated between Turkey, Iran and Russia since August 2016. Issues like the crisis in Syria, the Operation Euphrates Shield, and fight against terrorism have constituted the main agenda of those diplomatic contacts. Additionally, there has been an ongoing close cooperation between Iran and Russia particularly with regard to Syria. After the Russian involvement in the Syrian crisis, the two countries have set up a joint ‘information center’ in Baghdad in order to coordinate their relations, which has also been joined by the Assad administration and the Iraqi government. Iran permitted Russian warplanes to use its aerospace and airbase in Hamadan. They have also assigned Alexander Lavrentiev, Special Representative of Russian President Vladimir Putin for Syria, and Rear Admiral Ali Shamkhani, Secretary of Supreme National Security Council of Iran, for the coordination of cooperation between the two countries with related to the Syria issue. As in the words of Ali Akbar Velayati, a key figure in decision-making regarding Iranian policy towards Syria, Iran and Russia have a “common ground” with regard to Syria, for the “prevention of the collapse of Syria and protection of its territorial integrity” and they corresponded their activities in the region with the Assad administration. Defense ministers of the three countries held a joint meeting in Tehran in June 2016, and their foreign ministers met at Moscow in October 2016.
While Turkey has intensified its relations and exchanges with Russia and Iran, Iranian Minister of Foreign Affairs, M. Javad Zarif, according to the Iranian sources, put forward the idea of trilateral meeting of the three countries to address the Syria issue. The failure of previous attempts led by Russia and the United States to solve the issue, in other words, “the failure to implement decisions” that were made with the United States, as stated by Sergey Lavrov, Russian Foreign Minister, paved the ground for the trilateral meeting. The fact that all the three states have been disturbed by some of the US policies in Syria, and they have common concerns with regard to the preservation of territorial integrity of Syria and the fight against terrorism,helped to devise a mechanism for trilateral meeting. Yet, it was not easy to come that point. Mistrust between the parties turned into a crisis at times as in the case of evacuation of civilians and armed opposition from Aleppo. Some militiamen affiliated with Iran, who thought themselves to be excluded from the deal brokered between Turkey and Russia, attacked the evacuation convoys. Iran was thinking that a cease-fire and evacuation would serve to interests of the insurgents. Additionally, in return for the evacuation of opposition from Aleppo, Iranian allied forces asked the evacuation of Shiite civilians and wounded people in the towns of Foua and Kafraya that have been besieged by the opposition forces in the countryside of Idlib. Then, former commander of the Revolutionary Guards, Mohsen Rezai tweeted on December 18, “any secret political or field agreement in Syria is doomed to failure without Iran’s participation.”
The growing cooperation and dialogue between the three countries, however, yielded first concrete results on the issue of evacuation from Aleppo. Despite the frequent attacks on the evacuation convoys, the operations were maintained through intensive exchanges between Ankara, Tehran and Moscow. Eventually, the trilateral meeting, which was initially designed to be held on December 27, moved to an earlier date and heldin Moscow on December 20. Russian Foreign Minister initially held bilateral meetings with his Turkish and Iranian counterparts, and then they held a joint session. In the meantime, Sergei Shoigu, Russian defense minister, met his Turkish and Iranian counterparts Fikri Işık and Hossein Dehqhan respectively. At the end of the talks, they issued the Joint Statement of Iranian, Russian and Turkish Foreign Ministers; in other words, the ‘Moscow Declaration.’
The Moscow Declaration 
The Moscow Declaration that consisted of eight articles, “reiterated full respect” of the three countries “for sovereignty, independence, unity and territorial integrity of the Syrian Arab Republic as multi-ethnic, multi-religious, non-sectarian, democratic and secular state.” The parties welcomed “joint efforts in Eastern Aleppo allowing for voluntary evacuation of civilians and organized departure of armed opposition.” They underlined “the importance of expanding ceasefire, unhindered humanitarian assistance and free movement of civilians throughout the country.” Turkey, Iran, and Russia reiterated “their determination to fight jointly against ISIL/DAESH and Al-Nusra and to separate from them armed opposition groups.”
It is stated in the declaration that “there is no military solution to the Syrian conflict.” The parties recognized “the essential role of the United Nations in the efforts to resolve this crisis in accordance with UNSC resolution 2254 (2015).” The Ministers also noted “the decisions of the International Syria Support Croup (ISSG).” Iran, Russia and Turkey expressed “their readiness to facilitate and become the guarantors of the prospective agreement, being negotiated, between the Syrian Government and the opposition.” The parties stated, “they strongly believe” that the Moscow Declaration would be “instrumental to create the necessary momentum for the resumption of the political process in Syria in accordance with the UNSC resolution 2254.”
The most important outcome of the Moscow meeting was that for the first time such a trilateral session of Turkey, Iran and Russia for the solution of Syria crisis was held. Indeed, the three countries have previously joined various multilateral conferences in different formats. But, the three countries joined together for the first time in the International Syrian Support Group (ISSG), which was held in Vienna in October 2015. The UNSC Resolution 2254 dated December 18, 2015 endorsed the “Vienna statements”as well as the 2012 Geneva Communiqué that envisaged “a Syrian-led and Syrian-owned political transition in order to end the conflict in Syria.” Nevertheless, tangible outcomes have not been achieved until today because of the ongoing clashes in the field and various problems that come up in the implementation of agreed points.
Apparently, the Moscow Declaration complemented the Vienna statements of ISSG and UNSC Resolution 2254. In other words, most of the points stated in the Moscow Declaration were the points that were agreed in previous international meetings. In his address to the press after the trilateral session, Russian Minister of Foreign Affairs, Lavrov, stated that “some countries” that were pursuing “the goal of changing the government in Syria” have come to “see that the top priority should not be government change but the liquidation of the terrorist threat.” “The three countries that are represented here share this understanding”, he added. Nevertheless, though the declaration did not directly address the transition issue, the references to UNSC Resolution 2254 and to the statements of ISSG demonstrate the commitment of the three countries to “transition process” envisaged by the Geneva Communiqué.
The Moscow Declaration, however, differed from previous international initiatives because it stated that Turkey, Iran and Russia “expressed their readiness” to become “the guarantors of the prospective agreement” to be negotiated between the Syrian government and the opposition. The record of cooperation between the three countries on the evacuation from the Eastern Aleppo is promising for reaching a settlement under their mediation and guarantee. Additionally, continuation of the trilateral meetings and prospective positive outcomes of the negotiations may lay the ground for establishment and institutionalization of a regional cooperation mechanism to address regional issues.
Although the three countries have reached an agreement on certain points, those factors that hindered the realization of previous international decisionsfor solution of the Syriancrisis are still there. The prolongation of clashes in the field, divisions within the opposition and disagreements on the representation of the opposition, problems regarding the implementation of agreed points, and rival interests and policies of other regional and international actors etc. may prevent a rapid political solutionfor the Syriancrisis.
 2016-12-22



U.S. and Israeli Military Attacks Against Iran: Regional and Global Consequences

  1. Introduction On February 28, 2026, U.S. military elements and the Israel Defense Forces (IDF) launched coordinated and joint missile an...