Showing posts with label Devrim Muhafızları. Show all posts
Showing posts with label Devrim Muhafızları. Show all posts

AB’nin Devrim Muhafızları’nı Terör Listesine Almasının Nedenleri ve Olası Sonuçları

 Esnafın 28 Aralık 2025’te Tahran’da, İran riyalinin hızla değer kaybetmesi ve diğer ekonomik sorunlara tepki olarak başlattığı gösteriler, kısa sürede İslam Cumhuriyeti yönetimi üzerindeki iç ve dış baskıyı artırdı. İran hükümeti protestoların, ABD ve İsrail tarafından kışkırtıldığını öne sürerken bazı bölgelerde güvenlik güçleri ile göstericiler arasında çatışmalar meydana geldi. Gösterilerin yayılması ve şiddetin artması üzerine İran yönetimi, 8 Ocak 2026’dan itibaren iki haftadan uzun süre ülke genelinde internet erişimini tamamen kapattı ve protestoları kontrol altına almak için sert önlemler aldı.

ABD merkezli insan hakları örgütü HRANA’ya (Human Rights Activists News Agency) göre bu süreçte altı binden fazla kişi hayatını kaybetti. İran’dan 21 Ocak’ta yapılan resmî açıklamaya göre ise önemli bir kısmı güvenlik güçlerinden olmak üzere olaylar sırasında üç binden fazla kişi öldü. ABD Başkanı Donald Trump bir yandan yardım vaadiyle göstericilere destek verirken diğer yandan İran yönetimini protestoculara karşı şiddet kullanmaması konusunda uyardı. Ardından ABD’nin İran üzerindeki askerî baskıyı artırmak amacıyla Basra Körfezi ve Umman Körfezi açıklarında askerî yığınağını artırdığına dair haberler gündeme geldi.

Benzer biçimde Avrupa’dan da gösterilere destek açıklamaları ve İran yönetimine şiddet kullanmaması yönünde uyarılar geldi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, 9 Ocak’ta AB adına yaptığı açıklamada İran halkının daha iyi bir yaşam için meşru talepler dile getirdiğini belirtti. Kallas, güvenlik güçlerinin orantısız ve sert müdahalesini, keyfî tutuklamaları ve yıldırma uygulamalarını kınadı. Kaja Kallas ayrıca haksız yere gözaltına alınanların derhal serbest bırakılmasını ve İran’ın ifade özgürlüğü, örgütlenme ve barışçıl toplantı hakkını korumasını istedi.

29 Ocak 2026’da Brüksel’de toplanan AB Konseyi ise İtalyan Dışişleri Bakanı Antonio Tajani’nin önerisi doğrultusunda, hükümet karşıtı barışçıl gösterilerin kanlı biçimde bastırılmasındaki rolü nedeniyle İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) AB terör listesine ekleme kararı aldı. Ayrıca İçişleri Bakanı İskender Mümini, Başsavcı Muhammed Movahedi-Azad ve DMO komutanlarının da aralarında bulunduğu on beş kişi ile altı kuruluş, insan hakları ihlallerinden sorumlu tutularak 2011’den bu yana uygulanan İran yaptırım listesine eklendi.

DMO’nun terör listesine eklenmesi

AB’nin yeni yaptırımları içinde en dikkat çekici adım, DMO’nun terör örgütü olarak tanımlanması oldu. Kaja Kallas’a göre DMO’nun listeye alınması, İran yönetiminin sert müdahalesi ve artan can kayıpları karşısında İran’a güçlü bir mesaj vermeyi amaçlamaktadır. Benzer biçimde AB Parlamentosu’nun İran’la ilişkilerden sorumlu heyetinin başkanı Hannah Neumann, bu kararı “yoğun şiddetin ve sınır ötesinde muhalifleri bastırma faaliyetlerinin artık cevapsız kalmayacağına” dair bir işaret olarak değerlendirdi.

DMO’nun terör listesine alınmasına yönelik girişimler yeni değildir. ABD’nin Nisan 2019’da DMO’yu terör örgütleri listesine eklemesinin ardından, AB’nin de benzer bir adım atması için sürgündeki İranlı muhalifler ile ABD ve İsrail bağlantılı kuruluşlar tarafından çeşitli kampanyalar yürütülmüştü. İran’ın Avrupa ülkelerinde muhaliflere karşı istihbarat faaliyetleri yürütmesi, suikast ve saldırı iddiaları nedeniyle soruşturulan bazı kişilerin DMO ile bağlantılı olduğunun ortaya çıkması, bu talebi güçlendiren unsurlar arasında yer alıyordu.

Öte yandan özellikle 2022’de Mehsa Emini protestoları sırasında gösterilerin sert biçimde bastırılması ve bazı protestocuların idam edilmesi üzerine, kimi AB üye ülke yetkilileri, dönemin Avrupa Komisyonu Başkanı ve Avrupa Parlamentosu DMO’nun terör listesine alınması çağrısı yapmıştı. Ancak o dönemde AB Konseyi, insan hakları ihlalleri gerekçesiyle yaptırım listesine yeni kişi ve kurumlar eklemekle yetinmişti. Dönemin AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Joseph Borrell, bir kişi ya da kuruluşun terör listesine alınabilmesi için bir Avrupa mahkemesinin bu yönde karar vermesi gerektiğini savunmuştu.

Ayrıca DMO’nun resmî bir devlet kurumu olması, İran’la diplomatik ilişkilerin tamamen kopması ihtimali ve AB vatandaşlarının İran’daki yakınlarının ve çıkarlarının korunması gibi kaygılar nedeniyle Fransa ve İspanya gibi bazı ülkeler bu adıma karşı çıkmıştı. Neticede Fransa’nın itirazını geri çekmesiyle, 29 Ocak 2026’da AB üyeleri ve kurumları DMO’nun terör listesine alınması konusunda mutabakata varmışlardı.

AB terör listesi

AB’nin terör listesinin yasal dayanağı, 11 Eylül saldırılarının ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) terörizmin finansmanını önleyici tedbirler alınmasını öngören 1373 (2001) sayılı kararının uygulanması amacıyla kabul edilen 931 sayılı Ortak Tutum belgesidir. Bu belgeye göre, “bir halka gözdağı vermek” amacıyla, ölümle sonuçlanabilecek şekilde kişilerin hayatına veya vücut bütünlüğüne yönelik saldırılar terör eylemi kapsamına girmektedir.

Bu çerçevede AB Konseyi, üye devletler arasında terörle mücadele alanında iş birliği ve koordinasyonu güçlendirmek amacıyla kişi, grup ve kuruluşları terör listesine eklemektedir. Halihazırda listede 13 kişi ve 22 örgüt bulunmaktadır. Son olarak İran’da protestoların bastırılmasında aktif rol oynadığı ve göstericilerin ölümünden sorumlu tutulduğu gerekçesiyle DMO da bu listeye dahil edilmiştir.

AB’nin İran’a yönelik yaptırımları halihazırda geniş kapsamlıdır. İran’ın nükleer programı, insan hakları ihlalleri ve Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşa sağladığı askerî destek gibi nedenlerle İran’a kapsamlı yaptırımlar uygulanmaktadır. DMO da bu yaptırımlardan kısmen veya kurumsal düzeyde etkilenmektedir. DMO’ya bağlı kuruluşlar ve üst düzey komutanlar, mal varlıklarının dondurulması, seyahat yasağı, para ve fon transferi kısıtlamaları gibi tedbirlerle karşı karşıyadır. Dolayısıyla DMO’nun terör listesine eklenmesi, ilk bakışta yaptırımların niteliğinde köklü bir değişiklik yaratmayacaktır. Zira terör listesinde yer alan tüm kişi, grup ve kuruluşlar da benzer şekilde seyahat kısıtlamalarına ve fonların dondurulmasına tabi tutulmaktadır. Ayrıca bu listede yer alan kişi ve yapılara doğrudan ya da dolaylı biçimde herhangi bir fon, mali varlık veya ekonomik kaynak sağlanması yasaktır.

Bununla birlikte terör yaptırımlarını diğer yaptırım türlerinden ayıran temel unsur, terör örgütlerine mali veya maddi yardımın suç sayılmasıdır. Bu suçların önlenmesi, soruşturulması ve kovuşturulması süreçlerinde üye ülkeler arasında, ayrıca üye ülkeler ile diğer ülkelerin istihbarat, güvenlik ve adli birimleri arasında daha ileri düzeyde iş birliği yapılması öngörülmektedir. Bu kapsamda ilgili kurumlara geniş soruşturma yetkileri tanınması, terör listesine eklemenin pratikteki en belirgin sonuçlarından biri olarak öne çıkmaktadır.

Terör listesine eklenmenin sonuçları

Mevcut yaptırımlara ek olarak DMO’nun terör listesine alınması, AB’nin İran sivil toplumunu destekleme ve İran yönetimi üzerindeki baskıyı artırma konusunda daha kararlı bir çizgiye geçtiğini göstermektedir. Kallas’ın ifadesiyle DMO artık DEAŞ, Hizbullah, Hamas ve el-Kaide gibi örgütlerle aynı kategoriye konulacaktır. Bu kararın ardından, özellikle İngiltere başta olmak üzere diğer ülkeler üzerinde benzer adımlar atılması yönündeki baskının artması beklenmektedir.

DMO’nun terör listesine eklenmesi, İranlıların Avrupa’da ticari faaliyet yürütmesini daha da zorlaştıracaktır. Ayrıca İran’a bağlı kültür merkezleri ve dinî kuruluşlar üzerindeki baskıların artması, DMO ile bağlantılı medya kuruluşlarının faaliyet ve yayınlarına kısıtlamalar getirilmesi olasıdır. Buna karşın, DMO’nun uzun süredir farklı başlıklar altında AB yaptırımlarına maruz kalması nedeniyle, bu kararın İran tarafında kayda değer bir davranış değişikliği yaratması beklenmemelidir. Nitekim DMO’nun ABD tarafından terör örgütü ilan edilmesi de örgütün faaliyetlerinde belirgin bir değişime yol açmamıştır. “Terörist” etiketi iş yapmayı zorlaştıran güçlü bir caydırıcı unsur olsa da DMO’nun çalışma yöntemleri, ortakları ve faaliyet alanları dikkate alındığında yeni yaptırımlardan sınırlı ölçüde etkilenmesi muhtemeldir.

Bununla birlikte İran anayasasında devletin resmî silahlı kuvvetlerinden biri olan DMO’nun terör listesine alınması, AB-İran ilişkilerinde bazı hukuki ve diplomatik sorunlar doğurabilir. Zorunlu askerlik hizmetini DMO bünyesinde yapanlar ve DMO ile diğer devlet kurumları arasındaki geçişkenlikler dikkate alındığında, kimlerin DMO mensubu ve dolayısıyla “terörist” sayılacağı sorusu ortaya çıkacaktır. Ayrıca diplomatik görüşmelerde İran heyetlerinde DMO bağlantılı kişilerin bulunması ihtimali, ilişkilerde yeni riskler yaratabilir.

Benzer şekilde DMO’nun etkin rol oynadığı Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı gibi alanlarda, deniz kazaları veya acil durumlar sırasında askerî angajman kurallarının uygulanmasında da bazı zorluklarla karşılaşılabilir. Son olarak, bu karardan sonra AB-İran ilişkilerinde öne çıkacak başlıklardan birinin, muhtemelen İran’ın müzakere şartı olarak, DMO’nun terör listesinden çıkarılması olacağı öngörülebilir.


İRAM, 5 Şubat 2026  

https://www.iramcenter.org/abnin-dmoyu-teror-listesine-almasinin-nedenleri-ve-olasi-sonuclari-2720

İran Silahlı Kuvvetlerinin Yapısı ve Devrim Muhafızları-Ordu İlişkisi


Temel Çıkarımlar


- Ordu (Erteş), İran silahlı kuvvetleri içinde hem nicelik hem de ateş gücü açısından

Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) daha güçlü bir askerî güçtür.


- Ordu'nun Pehlevi kökenleri ve o dönemde üst düzey subaylarının çoğunun ABD’de

eğitim almış olmaları nedeniyle devrimciler arasında bu ordunun sadakatine

yönelik kuşkular oluşmuş ve Ordu'nun İslam Cumhuriyeti rejiminin hizmetinde

bir birime dönüştürülmesi için çalışmalar başlatılmıştır.


- Devrimden sonra asayişi sağlamak ve devrimi korumak amacıyla Nisan 1979’da

milis teşkilatı olarak kurulan DMO, zamanla Ordu’ya paralel olarak teşkilatlanan

ve hatta Savunma Bakanlığı’ndan ayrı bir bakanlığa sahip büyük bir askerî güce

dönüşmüştür.


- İran-Irak Savaşı sırasında kuvvetlerin sevk ve idaresi ile taktikler konusunda

Ordu ile DMO arasında ciddi rekabet ve görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır.


- Ordu, savaşa silah, teknoloji ve insan gücüne dayanan geleneksel bir yaklaşımla

bakarken DMO ideolojik adanmışlık, iman ve şehadet boyutunu ön plana

çıkarmıştır.


- Aradan geçen süreçte “İslamileştirilmesine”, rejime sadakatini kanıtlamış

olmasına ve kriz durumlarında sağladığı önemli katkılara rağmen Ordu DMO’ya

nispetle kenarda tutulmaya devam etmiş, prestijli görevler DMO’ya verilmiştir.


-Ordu, savunma stratejisinde merkezî bir konuma sahip olmasına rağmen

sofistike silahlara erişim açısından DMO daha avantajlıdır.


- Son on yıllarda DMO, bilhassa Kudüs Gücü aracılığıyla Irak’tan Lübnan’a,

Suriye’den Yemen’e kadar İran’ın Ortadoğu’daki varlığının temel unsuru hâline

gelmiştir.


- Ordu, siyasetin dışında tutulmuş ve askerî doktrindeki rolüyle sınırlı kalmıştır.


- Ordu, olası bir rejim değişikliğinde daha uzlaşmacı ve potansiyel bir işbirlikçi

olarak değerlendirilmektedir ancak Ordu’nun rejime ve Velayet-i Fakih ilkesine

sadakati konusunda şüpheye yer yoktur.


https://www.iramcenter.org/uploads/files/I%CC%87ran_Silahli_Kuvvetlerinin_Yapisi_ve_Devrim_Muhafizlari-Ertes%CC%A7_I%CC%87lis%CC%A7kisi_Son_b_.pdf

Ruhani Döneminde Devrim Muhafızları ve Siyaset

Ruhani Döneminde Devrim Muhafızları ve Siyaset

2016-08-15


İslam Devrimi Muhafızları Ordusu,  kuruluşundan beri devrim sonrası İran siyasetinin ‘asli’ unsurlarından birisi olagelmiştir. Anayasal olarak ‘devrimi ve devrimin kazanımlarını korumakla yükümlü’ olan Devrim Muhafızları (DM) her zaman siyasetin içinde olmuştur. Fakat, İran’daki diğer güvenlik kurumları gibi doğrudan ‘Devrimin Rehberi’ Ayetullah Hamanei’ye bağlı olan DM’nin İran hükümetleri ile ilişkileri farklı şekillerde tezahür etmiştir. Mahmud Ahmedinecad’ın cumhurbaşkanlığı döneminde DM’nin İran siyasetindeki ağırlığı giderek artmış ve İran rejiminin ‘militerleşmesi’ tartışmalarına sebep olmuştur.  Keza bu dönemde, nükleer mesele nedeniyle İran’a uygulanan yaptırımların da etkisiyle DM’nin İran ekonomisindeki etkisi de giderek artmıştır. 

DM’nin İran siyasetindeki ve ekonomisindeki rolü, Haziran 2013’te cumhurbaşkanı seçilen Hasan Ruhani’nin önündeki en büyük sorunlardan birisi olarak görülmüştür. Ruhani’nin pragmatizmine karşılık Devrim Muhafızları’nın katı ideolojik duruşunun iki kurum arasında gerilime sebep olacağı yönünde çeşitli spekülasyonlar yapılmıştır. Peki, aradan geçen üç yılda Ruhani’nin DM ile ilişkileri nasıl olmuştur? Bu çalışmada, ana hatlarıyla Ruhani hükümetinin DM ile ilişkileri değerlendirilecektir. 

Nükleer Anlaşma, İran Siyaseti ve Devrim Muhafızları
Ruhani’nin seçim sırasında ve sonrasında bazı reformcularla birlikte çalışması, dış politikada itidal ve esneklik, ekonomide liberalleşme söylemleri DM’nin tepkisini çekmiştir. Fakat güvenlik bürokrasisi ile yakın ilişkiler geliştirmiş olması ve ‘merkezde’ duruşu nedeniyle Ruhani, başlangıçta DM’den gelen bir dirençle karşılaşmamıştır. Nitekim Ruhani kabinesini oluştururken dengeli davrandı ve ‘hızlı’ reformculara hükümette yer vermedi. Eski DM Komutanlarından Hüseyin Dehgani’yi Savunma Bakanlığı’na, Ali Şamhani’yi Yüksek Milli Güvenlik Konseyi’nin sekreterliğine getirdi.

DM’nin Cumhurbaşkanı Ruhani’ye yönelik ilk eleştirisi, Ruhani’nin Eylül 2013’te ABD Başkanı Obama ile yaptığı telefon konuşması üzerine oldu. DM Komutanı Tümgeneral Muhammed Ali Caferi, ‘Cumhurbaşkanı’nın New York’ta kaldığı sürece sağlam ve uygun bir duruş sergilediğini’ belirtti, ama ‘Obama ile görüşmeyi reddettiği gibi telefon konuşmasını reddetmesi gerekirdi’ dedi. 

Kasım 2013’te İran ile ‘5+1 grubu’ arasında başlayan nükleer müzakereler DM ile bağlantılı olan gazete ve haber siteleri tarafından zaman zaman eleştirildi. Bu eleştirilerin sertleşmesi üzerine Ruhani, ‘aylardır küçük bir grubun sabotaj, temelsiz suçlamalar ve yalanlar’ ile meşgul olduğunu,’ hükümetin onların her adımından haberdar olduğunu ve zamanı gelince gerekenin yapılacağını söyledi. Ruhani’nin açıklamalarından kısa bir sure sonra Kasım 2014’te, reformculara yakın Sahamnews adlı haber sitesinde yayınlanan bir makalede DM İstihbarat Teşkilatı’nın Ruhani hükümetini devirmek üzere harekete geçtiği ileri sürüldü. Söz konusu makaleye göre DM İstihbarat Teşkilatı, İsargeran Cemiyeti, Ahmedinecad yönetiminden bazı kişiler ve bazı gazeteciler Tahran’ın farklı semtlerinde  ‘güvenli ev’ler kurmuş ve buralardan hükümet karşıtı propaganda faaliyetlerini örgütlemiştir. Ruhani’nin bu konudaki bilgi ve belgeleri özel bir görüşme sırasında Rehber Hamanei’ye sunduğu iddia edilmiş fakat bu konu ile ilgili kamuoyuna fazla bir şey yansımamıştır. Bununla beraber, Cumhurbaşkanı Ruhani, Aralık 2014’te yaptığı bir konuşmada ‘‘silah, para ve medya tek bir kurumun elinde olursa, yozlaşma kaçınılmaz bir sonuçtur’‘ dedi. Bu ifadeler birçok çevrede, DM’ye yönelik bir eleştiri olarak değerlendirildi.
Nükleer anlaşmada sona yaklaşılırken DM ihtiyatlı bir tutum aldı. DM Komutanı Caferi bir taraftan müzakere heyetinin ‘özverili çalışmalarını’ ve başarısını takdir ederken diğer taraftan İran’ın kırmızı çizgilerini hatırlatmaya devam etti. Caferi, yaptırımların kaldırılması hususunda ‘hala çözülmesi gereken belirsizlikler’ olduğunu söyledi.

Temmuz 2015’te nükleer anlaşmanın sağlanmasından kısa bir süre sonra Ruhani, anlaşmadan sonra da İran’ın itidalli ve ihtiyatlı olması gerektiğini söyledi. ‘‘Anlaşmanın sonuçlanmasından sonra istediğimiz gibi konuşuruz, hareket ederiz ve diğerleri bizim gidişatımızdaki değişikliğe tepki göstermeyecek diye düşünmemeliyiz’‘ dedi. Bu ifade, DM’nin tepkisini çekti. Caferi, ‘‘bazıları hareketlerimizin düşmanın iradesi doğrultusunda tanzim edilmesi gerektiğini düşünüyor, istediğimiz şekilde konuşamayacağımızı ve hareket edemeyeceğimizi, çünkü diğerlerinin tepki göstereceğini söylüyor. Bu her şeyden önce bağımsızlığın ve rejimin izzetinin sorgulanması anlamına gelir’‘ dedi ve sorumluluk makamında olanların daha ‘ölçülü’ konuşmaları gerektiğini söyledi.
Hükümet ile DM arasında söz düellosu nükleer anlaşmanın anlamı üzerinden devam etti. Hem Cumhurbaşkanı Ruhani, hem de Dışişleri Bakanı Zarif, değişik zamanlarda ‘‘nükleer anlaşmanın İran üzerindeki savaş bulutlarını dağıttığını ve İran’ı daha güvenli hale getirdiğini’‘ savundu. DM komutanlarından yapılan açıklamalarda ise İran’ın güvenliğinin ‘‘düşmanla müzakere ve diyalog’‘ yoluyla değil, İran halkının kahramanca ve fedakârca direnişi ve ‘caydırıcı gücü’ sayesinde sağlandığı belirtildi. Caferi bu konuda yaptığı bir konuşmada nükleer anlaşma ile birlikte Amerika’nın ‘‘İslami İran’a karşı düşmanlığının sona ermediğini veya azalmadığını’’ belirterek ‘‘düşmanın İran’a sızma gayreti içinde’‘ olduğunu ileri sürdü. Bu tür ‘uyarıların’ Hamanei’nin açıklamalarına paralel olduğu söylenebilir. Nitekim bir müddettir Hamanei, düşmanın ‘‘ekonomik veya kültürel vasıtalarla İran’a sızması’‘ ihtimalinden söz ediyordu. ‘Düşmanın sızması’ yönündeki uyarıların ardından DM İstihbarat Teşkilatı Kasım 2015’te, ‘Amerika ve İngiltere’ye bağlı nüfuz şebekesinin’ üyeleri olduğu iddiasıyla beş gazeteciyi tutukladı. Cumhurbaşkanı Ruhani bu tutuklamalara tepki gösterdi. Ruhani güvenlik görevlilerinin basın yargıcı gibi hareket edemeyeceğini söyledi ve Rehber’in ‘yabancıların sızması’ uyarılarının suiistimal edilmemesini istedi.

Cumhurbaşkanı Ruhani ile DM Komutanı Caferi arasında nükleer anlaşmanın mahiyetine ilişkin tartışmalardan birisi de geçtiğimiz Nisan ayında yaşandı. Nevruz konuşmasında Ruhani, nükleer anlaşmayı ‘‘İran milletinin gurur duyacağı bir başarı’‘ olarak tanımladı ve İran’ın siyasal, ekonomik ve sosyal sorunlarının çözümü için ‘İkinci Bercam’ (nükleer anlaşmanın Farsça kısaltması) yapılması gerektiğini söyledi. Ruhani’nin bu sözleri önce Rehber Hamanei tarafından eleştirildi. Ardında DM Komutanı Caferi, ‘‘Bercam hiç bir zaman bir iftihar meselesi olmayacaktır. Halk anlaşmayı kerhen tasvip etti. Birinci bercam ne getirdi ki ikincisini yapalım?’‘ dedi. Buna karşılık Ruhani, ‘‘Bercamın İran milleti için siyasi ve hukuki iftihar kaynağı’’ olduğunu tekrar etti ve İran’ın yaptırımlar altında nasıl sıkıntı içinde olduğunu hatırlatarak, ‘‘bir viranenin onarılması veya yeniden yapılması biraz zaman alır. Berjam uygulamaya geçeli daha üç ay oldu’‘ dedi.   

DM’nin Ekonomik Faaliyetleri
Devrim Muhafızları ile Ruhani hükümeti arasındaki bir başka anlaşmazlık konusu ise DM’nin ekonomideki rolü. DM’nin inşaat ve mühendislik hizmetleri ile ilgili birimi Hatem’ol Anbiya Karargahı uzun bir süreden beri İran’ın altyapı çalışmalarında rol almış, yol, baraj, köprü vs. inşaatı yapmıştır. Fakat Ahmedinecad döneminde DM’nin ekonomideki ağırlığı giderek artmış, DM ile bağlantılı şirketler inşaat, telekom, finans, enerji, kimya, uluslararası ticaret gibi birçok alanda faaliyet göstermiştir. DM’nin İran ekonomisindeki toplam etkisine ilişkin değişik tahminler yapılmaktadır. DM Sözcüsü Ramazan Şerif, İran’daki inşaat projelerinin yüzde 10’unun DM teşkilatının elinde olduğunu söylemiştir.

Ruhani hükümeti gerek denetleme imkânlarının olmaması gerekse askerlerin ekonomideki varlığının pazardaki dengeleri bozması gibi nedenlerle askeri kurumların ekonomideki varlığına karşı çıkmaktadır. Ayrıca, hükümetin özel sektörü güçlendirme çabası DM’nin ekonomideki ağırlığının kırılmasını gerektirmektedir. Bununla beraber Cumhurbaşkanı Ruhani, DM’nin ekonomik faaliyetleri hakkında temkinli bir söylem benimsedi. DM’nin gerek savunma gerekse ekonomik alanda bu zamana kadar yürüttüğü faaliyetleri övgüyle anan Ruhani, DM’nin özel sektörün rakibi olmadığını belirterek özel sektörün üstlenemediği büyük projelerde yer almasını ve kaçakçılıkla mücadele etmesini istedi. Hükümet sözcüsü Mohammad Bagher Nobaght, DM’nin ekonomik faaliyetlerinin özel sektörün ilgilenmediği veya kapasitesinin yetmediği alanlarla sınırlı olması gerektiğini söyledi. 

Bu konuda Ruhani’nin Nisan 2014’te ‘Ordu Günü’nde yaptığı konuşma çok dikkat çekti. ‘Ordu’nun ülkenin savunmasında büyük fedakârlıklar yaptığını, ama ‘‘seçilmiş hükümetten ve milletten payını istemediğini’‘ söyledi. Ruhani’nin bu ifadesi, yaptığı fedakârlıklar karşısında ekonomideki ağırlığını sürdürmek isteyen DM’ye karşı bir mesaj olarak değerlendirildi. 

DM Komutanı Caferi Eylül 2014’te yaptığı bir konuşmada, DM ile hükümet arasında ekonomik işbirliği alanında başlangıçta bazı şüphelerin olduğunu itiraf etti. Bununla birlikte, Caferi, hükümetin DM’nin inşaat alanlarındaki kabiliyetlerini takdir ettiğini ve bu konuda işbirliği yapıldığını söyledi. Buna rağmen DM’nin ekonomik faaliyetleri Ruhani hükümeti döneminde belirgin şekilde azaldı. Eskisi gibi cazip ihaleler alamayan DM bağlantılı şirketlerin bazı çalışmaları da durduruldu. Buna karşılık DM komutanları defalarca hükümetin ‘‘direniş ekonomisinde DM ve Besice öncelik vermesi’‘ gerektiğini ve bu teşkilatların hükümete yardımcı olmaya hazır olduklarını açıkladı. Caferi, bu konuda yaptığı bir konuşmada hükümetin DM ve Besicin tecrübe ve tavsiyelerinden istifade etmediğinden şikâyet etti. 

Dış Politika Tartışılmıyor
Siyasi ve ekonomi alanlarındaki anlaşmazlıklarına rağmen Ruhani hükümeti ile DM’nin dış politikada daha yakın işbirliği içinde olduğu görülmektedir. Önceliğini nükleer meselenin halline veren Ruhani hükümeti, DM’nin İran’ın bölgesel politikalarındaki rolünü hiç sorgulamadı. Hatta İran’ın Irak ve Suriye politikaları büyük ölçüde DM’nın kontrolünde kaldı. Ayrıca, Haziran 2014’te IŞİD’in Irak hükümetini, dolayısıyla İran’ı tehdit eden bir güç olarak ortaya çıkmasından sonra hükümet ve DM daha uyumlu çalışmaya başladı. Hükümet, DM’nin Irak ve Suriye’de yürüttüğü ‘danışmanlık’ ve lojistik destek faaliyetlerini destekledi. Hatta Ruhani ‘‘Serdar Süleymani’nin cesareti güç ve iftihar kaynağıdır’‘ dedi. Kudüs Gücü’nü ve DM’nin kahramanlıklarını öven Ruhani, DM ‘‘bugün yalnızca ülkenin güvenlik yükünü omuzlarında taşımıyor, İslami İran’dan yardım isteyen ülkelerin güvenliğini de sağlıyor ve bütün gücüyle o meydanlarda bulunuyor’‘ dedi. 

DM ile Ruhani hükümeti arasında güvenlik ve dış politika sahalarında görülen uyum, DM’nin resmi bütçedeki payına da olumlu yansıdı. İran genel bütçesinde DM’nin payı giderek arttı. 2013’te genel bütçeden 3,3 milyar dolar alan DM, 2014’te 5 milyar dolar, 2015’te ise 6,1 milyar dolar aldı. Hükümetin hazırladığı 2016 bütçe tasarısında DM’ye tahsis edilen ödeneğin yüzde 20’ye yakın bir oranda düşürüldüğü iddia edilse de genel savunma bütçesi yüzde 15’ten fazla artırılmıştır. 

Sonuç olarak, Cumhurbaşkanı Ruhani ile DM komutanları arasında DM’nin ekonomideki rolü, nükleer müzakereler ve nükleer anlaşmanın mahiyeti, kültürel ve siyasi meseleler konusunda basına yansıyan çeşitli tartışmalar olmuştur. Fakat Ruhani hükümeti, DM’nin İran dış politikasında rolünü ve faaliyetlerini hiç sorgulamamıştır. Bu nedenle hükümet ile DM arasında birçok tartışma olsa bile, özellikle Ortadoğu politikaları pek gündeme gelmemiştir.

Bu yazı “Ruhani Döneminde Devrim Muhafızları ve Siyaset” başlığıyla Ortadoğu Analiz Dergisi'nde yayınlanmıştır.
https://www.blogger.com/blogger.g?blogID=35422296#editor/src=sidebar 

U.S. and Israeli Military Attacks Against Iran: Regional and Global Consequences

  1. Introduction On February 28, 2026, U.S. military elements and the Israel Defense Forces (IDF) launched coordinated and joint missile an...