Showing posts with label Trump. Show all posts
Showing posts with label Trump. Show all posts

ABD ve İsrail’in İran’a Yönelik Askerî Saldırıları: Bölgesel ve Küresel Yansımalar

 28 Şubat 2026’da ABD askeri unsurları ile İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) koordine-

li ve müşterek olarak İran siyasi liderlerini, nükleer tesislerini, askeri komuta kademesini

ve askeri tesislerini hedef alan füze saldırıları ve hava saldırıları başlatmıştır. Saldırılara

karşılık olarak İran silahlı kuvvetleri İsrail’e ve bölgede ABD askeri üslerine ev sahipliği

yapan Basra Körfezi ülkeleri Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Katar, Kuveyt ve

Suudi Arabistan’a insansız hava aracı (İHA) ve füze saldırıları ile karşılık vermiştir. Karşı-

lıklı saldırıların kapsamı zamanla ekonomik altyapı, enerji tesisleri ve ticari tesisleri hedef

alacak şekilde genişlemiştir. Nihayet İran dünya günlük petrol sevkiyatının yaklaşık yüzde

yirmisinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı trafiğe kapatmıştır. Böylece çatışmalar, çok-boyutlu

ve çok-cepheli bir hal almıştır. 40 gün süren karşılıklı saldırılar 8 Nisan 2026’da ilan edi-

len ateşkese kadar devam etmiştir.


İranlı yetkililer müşterek ABD ve İsrail saldırılarını Birleşmiş Milletler (BM) Sözleş-

mesi’ne aykırı biçimde İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı “haksız, hukuk dışı, gayri meşru”

saldırı ve “dayatılmış bir savaş” şeklinde nitelendirmiştir. Amerikalıların “Destansı Öfke

Operasyonu”, İsraillilerin ise “Kükreyen Aslan Operasyonu” adını verdikleri bu saldırı-

lar, Amerikalı ve İsrailli yetkililer tarafından yeni bir savaşın başlangıcı değil, İran İslam

Cumhuriyeti’nin yıllardır ABD’ye ve İsrail’e karşı sürdürdüğü doğrudan ve dolaylı çeşitli

saldırılara karşılık düzenlenen bir askeri operasyon ve halihazırda devam eden silahlı ça-

tışmanın bir parçası olarak nitelendirilmiştir (IDF, 2026a). İran’a göre ABD ve İsrail’in

saldırıları BM Şartı’nın güç kullanımını yasaklayan 2/4 maddesinin açık bir ihlali, hukuk-

suz, gayri meşru ve haksız bir savaştır. İranlılar Amerikan-İsrail saldırılarına karşı “Ger-

çek Vaat IV” (Sadık Vaat) operasyonu başlatmıştır. İran tarafı bu operasyon kapsamındaki

askeri hamlelerin “saldırganların üslerine ve tesislerine karşı meşru müdafaa kapsamında

atılan gerekli ve orantılı savunma operasyonları” olduğunu ileri sürmüştür (Iravani, 2026).


ABD ve İsrail ile İran arasında ortaya çıkan çatışmalar tarafların nitelikleri, çatışma-

ların kapsamı ve çatışmaların geniş bir alana yayılmış olması itibariyle bölgesel ve küresel

dinamikleri etkilemiştir. Dünyanın en büyük askeri gücü ABD ile iki bölgesel gücün, İran

ve İsrail’in dahil olduğu çatışma Orta Doğu’nun güvenlik dinamiklerini sarsmıştır. İran’ın

bölgesel müttefikleri olan devlet-dışı aktörlerin de çatışmalara dahil olması, bölgede

ABD’nin müttefiki olarak bilinen Basra Körfezi ülkelerinin İran tarafından saldırıya uğ-

raması, Doğu Akdeniz’den Basra Körfezi’ne tüm bölgeyi ve bölge ülkelerini etkisi altına

almıştır. Çatışmaların kısa süre içerisinde dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz rezervle-

rinin bulunduğu Basra Körfezi etrafında yoğunlaşması ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılması

bilhassa enerji güvenliği açısından küresel ekonomiyi ve siyaseti yakından etkilemiştir.


Bu çalışmanın amacı ABD/İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile başlayan çatışmanın

ve etkilerinin akademik bir şekilde incelenmesidir. Bu doğrultuda öncelikle taraflar ara-

sındaki husumetin arka planı ve ABD/İsrail – İran çatışmasının nedenleri tartışılmaktadır.

İkinci kısımda ABD/İsrail – İran çatışmasında tarafların hedefleri ve çatışmanın seyri ele

alınmaktadır. Arkasından çatışmanın hem İran üzerindeki hem de ABD ve İsrail üzerinde-

ki etkileri ile bölgesel yansımaları incelenmektedir. Çalışmanın son kısmında gelişmelerin

Türkiye’ye etkileri tartışılmaktadır ve çatışma sonrası İran’ın ve Orta Doğu’nun durumu

değerlendirilmektedir.


https://www.tuba.gov.tr/files/yayinlar/raporlar/TUBA.978-625-6110-82-3.pdf




Trump'ın tehlikeli hamlesi

Trump'ın tehlikeli hamlesi

ABD Başkanı Donald Tump 8 Mayıs’ta yaptığı açıklamada ülkesinin, P5+1 (BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Almanya) grubu ülkeleri ile İran arasında Temmuz 2015’te yapılan nükleer anlaşmadan (Kapsamlı Ortak Eylem Planı, KOEP) çekileceğini ilan etti. Seçim kampanyasına başladığından beri bu anlaşmaya karşı olduğunu ifade eden Trump, KOEP’i bu zamana kadar gördüğü en kötü anlaşma şeklinde niteliyordu.
Trump anlaşmanın neden kötü olduğunu ifade etmemişse de anlaşmaya karşı çıkanların üzerinde durduğu iki husus vardı. Bir kere büyük ölçüde kısıtlanmış olsa bile İran’ın nükleer faaliyetleri devam ediyordu. Üstelik anlaşma için on yıllık bir süre öngörülmüştü ve bu süre bittiğinde İran’ın nükleer programının tamamen serbest kalacağı ileri sürülüyordu. Oysa on yılın bitiminde nükleer program üzerindeki kısıtlamalar kalkacak olsa da NPT çerçevesinde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) etkin denetimi devam edecekti. Anlaşmaya karşı çıkanların üzerinde durduğu ikinci husus ise İran’ın balistik füze kapsamı üzerinde nitelikli sınırlamaların olmaması idi.  Nitekim anlaşmanın yürürlüğe girmesinden kısa bir süre sonra İran füze programına hız vermişti. Anlaşmadaki görece yetersiz veya zayıf hususlara rağmen İran’ın NPT üyeliği, tesislerini UAEA’nın denetimine açmış olması ve nükleer program üzerindeki kısıtlamalar İran’ın nükleer silah yapma olasılığını engellemiş, nükleer İran tehdidini ortadan kaldırmıştı. Şimdiye kadar anlaşmanın uygulanması hususunda da bir problemle karşılaşılmadı. UAEA düzenli bir şekilde yaptığı denetimler sonucunda İran’ın anlaşmaya uyduğunu, nükleer silah boyutunun mevcut olmadığını teyit etmişti. Buna rağmen Trump neden anlaşmadan çekildi? 
NEDEN ÇEKİLDİ?
Trump yönetiminin anlaşmadan çekilme kararı anlaşmanın yetersizliği, kötü olması veya İran’ın nükleer programından duyulan kaygılar nedeniyle değil, ABD’nin yeni Ortadoğu politikası çerçevesinde atılmış bir adımdır. İran’ın Ortadoğu politikasını bölgedeki Amerikan çıkarları ve müttefikleri için tehdit olarak gören Trump yönetimi, İran’a karşı kapsamlı ve sert bir politika izleme kararı almıştır. Bu çerçevede İran’ın yeniden kuşatılmasını, bölgedeki kazanımlarının tersine çevrilmesini ve nihayet rejim değişikliğini hedeflemiştir. Bu doğrultuda ABD’nin Ortadoğu’daki müttefiklerine önemli bir rol biçilmiştir. Lakin, Obama yönetiminin İran’a karşı izlediği yumuşak politika ve nükleer anlaşma ABD’nin müttefiklerini, özellikle İsrail ve Suudi Arabistan’ı son derece rahatsız etmişti. Bu nedenle Trump, nükleer anlaşmadan çekilmek suretiyle İran karşıtlığı ortak paydasında bölgedeki müttefikleri ile güven ilişkisini pekiştirmeyi hedeflemiştir. Nitekim bu kararın İsrail ve Suudi Arabistan ile koordineli bir şekilde alındığı anlaşılmaktadır. 
Trump’ın ikinci hedefi ise yeni İran politikası çerçevesinde nükleer anlaşmayı öldürmek suretiyle İran rejimini marjinalleştirmektir. Böylece İran yönetimi üzerinde uluslararası ekonomik ve siyasi baskıyı artırmayı düşünmektedir. Zira ABD’nin çekilmesi KOEP’in özünü ortadan kaldırmaktadır. Çünkü anlaşma çerçevesinde muhtemel ihtilafların çözümü için ortak komisyon kurulması öngörülmüş, burada çözüme varılmaz ise ihtilaf konusunun BM Güvenlik Konseyi’ne taşınması öngörülmüştür. ABD’nin anlaşmadan çekilmesi, nükleer programı nedeniyle İran’a karşı uygulanan eski yaptırımların yeniden uygulanması veya yeni yaptırımların gündeme gelmesi demektir. Yaptırımların devamı ve yeni yaptırım kararları anlaşmanın özüne ters olduğu için İran’ın bu durumu önce Ortak Komisyona, daha sonra da Güvenlik Konseyi’ne taşıması mümkün olacaktır. Lakin ABD’nin Güvenlik Konseyi’ndeki daimi üyeliği, İran ile ABD arasındaki anlaşmazlıkta bu kurumun bir çözüm mercii olmasını imkansız hale getirecektir. Buna karşılık İran ya anlaşmadan tamamen çekilecek veya bazı yükümlülükleri yerine getirmeyi reddedecektir. Her iki durum da anlaşmanın tamamen çökmesi anlamına gelecektir. Anlaşmanın çökmesi, İran’ın nükleer programı hakkındaki kuşkuları artıracak, ABD’nin İran yönetimini tecrit politikası doğrultusunda İran karşısında geniş bir cephenin oluşmasını tetikleyecektir. 
ÇEKİLME SONRASI KOEP
Trump’ın anlaşmadan çekildiğini ilan etmesinden sonra gözler anlaşmanın diğer taraflarına çevrildi. Zira KOEP, ABD ile İran arasında yapılan ikili bir anlaşma değil, BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Almanya ile İran arasında yapılan çok taraflı bir anlaşmadır. Üstelik bu anlaşma 2231 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararına dönüştürülmüştür. Dolayısıyla ABD’nin tek taraflı olarak çekileceğini ilan etmesiyle anlaşma behemehal ortadan kalkmış değil. Nitekim anlaşmanın ABD dışındaki tarafları anlaşmaya bağlı kalacaklarını ilan etti. Trump’ın nükleer anlaşmayı öldürme teşebbüsüne rağmen İran hükümeti, diğer taraflarla birlikte anlaşmaya bağlı kalmaya devam edecektir. Nitekim, Trump yönetiminin anlaşma karşıtı duruşunu netleştirmesinden sonra İran hükümetinin önceliği AB ile ilişkilerini yoğunlaştırmak suretiyle KOEP’in ayakta kalmasını sağlamak olmuştur. ABD’nin çekilme kararının açıklanmasından sonra da İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, diğer tarafların anlaşmaya bağlılıklarını sürdürmesi durumunda İran’ın da anlaşmaya bağlı kalacağını ifade etmiştir. İran’ın anlaşmayı sürdürmek istemesi şu üç nedenle izah edilebilir. Birincisi, İran’ın anlaşmaya sadakatini sürdürmesi, Trump yönetiminin nükleer anlaşmayı öldürerek İran’ı marjinalleştirme ve İran karşıtı geniş katılımlı bir cephe oluşturma çabasını engelleyebilir. İkincisi, İran hükümeti anlaşmaya sadık kalmak suretiyle kazanımlarının bir kısmını muhafaza edebilir. Üçüncüsü, Cumhurbaşkanı Ruhani biricik siyasi sermayesi olan nükleer anlaşmayı bir çırpıda kaybetmek istememektedir. 
Nitekim ABD’nin KOEP’ten çekilmesi, nükleer anlaşma öncesi duruma geri dönülmesi anlamına gelmiyor. ABD çekilse bile diğer tarafların anlaşmaya bağlı kalacaklarını ifade etmesi, İran’ın kazanımlarını – nükleer haklarının tanınması, İran’ın nükleer programının bir uluslararası güvenlik sorunu olmaktan çıkması, AB ve BM yaptırımlarının kalkması – büyük ölçüde sürdürmesini sağlayacaktır. Öte yandan ABD yıllardır İran’a karşı çeşitli nedenlerle bir dizi yaptırım uyguluyordu, ama bu yaptırımlar İran’ın nükleer programını durduramamıştı. Keza, anlaşmadan sonra nükleer mesele ile ilgili Amerikan yaptırımlarının kaldırılmasının öngörülmesine bu hususta pek mesafe  alınamamıştı. Keza, nükleer mesele dışında İran’ın Ortadoğu’da terörizme destek verdiği, insan haklarını ihlal ettiği vb. gerekçelerle yaptırımların bir kısmı zaten devam ediyordu. 
KOEP öncesinde İran’ı anlaşmaya zorlayan şey Barack Obama döneminde yaptırımların çok taraflı hale gelmiş olmasıydı. AB ülkelerinin İran yaptırımları konusunda Amerikan yönetimiyle aynı çizgiye gelmesi  ve BM düzeyinde çeşitli yaptırım kararlarının alınması İran üzerindeki baskıyı artırmıştı. Mevcut durumda  ABD’nin anlaşmadan çekilmesi  ile BM ve AB yaptırımları devreye girmeyecek, ABD yaptırım politikasında yalnız kalacaktır. ABD’nin tek taraflı yaptırımları üçüncü ülkeleri bağlamayacaktır. Muhakkak ABD’nin İran ile iş yapan üçüncü ülke şirketlerini cezalandırma tehdidi ile finans piyasalarındaki hakimiyeti, İran’ın uluslararası ekonomik ve ticari ilişkilerini riske atacaktır. Fakat ABD’de iş yapmayan, dolayısıyla ABD’nin cezalandırması riskinden kaçabilen şirketler tek taraflı Amerikan yaptırımlarını göz ardı edebilecektir. Tabi bu durum İran-AB ile ilişkilerinin seyrine bağlıdır. Bu süreçte de İran siyasetinin ve dış politikasının bundan sonra nasıl bir tutum alacağı etkili olacaktır. 
Ruhani hükümetinin anlaşmayı kurtarma çabalarına rağmen Trump’ın anlaşmayı öldürmesinin İran siyaseti üzerinde temelli etkileri olacaktır. Bir kere Cumhurbaşkanı Ruhani önderliğindeki teknokrat-reformcu ittifakının gücü sarsılacaktır. Batı ile uzlaşmayı savunan bu kesimin gücünün azalması ve Trump’ın sert politikası İran’da güvenlikçi bakışın ve güvenlik kurumlarının siyaset ve dış politika üzerindeki etkisini artıracaktır. Böylece İran, Batı ile ilişkilerinde daha uzlaşmaz olacaktır. Fakat gerek Trump’ın KOEP’ten çekilmesi, gerekse bunun İran siyaseti ve Ortadoğu üzerindeki yansımaları, İran yönetiminin Ortadoğu politikasında önemli bir değişiklik yaratmayacaktır. Çünkü İran’ın bölge siyaseti öteden beri güvenlikçi bakışla kurulmuştur ve güvenlik elitleri tarafından yönlendirilmektedir. Nükleer anlaşma sonrası İran’ın Ortadoğu politikasında kayda değer bir değişiklik olmamıştır. İran’ın bölgedeki imkan ve kabiliyetleri üzerinde de nükleer anlaşmanın pek bir tesiri olmamıştır. Dolayısıyla nükleer anlaşmanın öldürülmesi, İran’ın bölge siyasetinde bir değişikliğe yol açmayacaktır.
Bayram Sinkaya
Karar Gazetesi (Görüşler Sayfası),  15 Mayıs 2018
http://www.karar.com/gorusler/bayram-sinkaya-yazdi-trumpin-tehlikeli-hamlesi-852783# 

Trump’ın Başkanlığında ABD-İran İlişkileri

Trump’ın Başkanlığında ABD-İran İlişkileri

2017-06-30

20 Ocak 2017’de göreve gelen ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu politikası yavaş yavaş şekillenmeye başladı. Trump yönetimi bölgedeki aşırıcı İslami hareketler ile birlikte İran’ı uluslararası terörizme desteği, bölgedeki istikrarsızlaştırıcı faaliyetleri, nükleer programı, balistik füze programı ve benzeri nedenlerle bölgedeki Amerikan çıkarları ve müttefikleri için açık bir tehdit olarak tanımladı. Hatta Savunma Bakanı James Mattis, “Ortadoğu’da barış ve istikrara yönelik bütün tehditler arasında en ciddisinin İran olduğunu” söyledi. Bununla beraber Trump, göreve gelmesinden bu yana geçen iki ay içerisinde kampanya döneminde vaat ettiği gibi nükleer anlaşmayı yırtıp atmadı; ama İran tehdidi ile nasıl mücadele edeceğinin ipuçlarını verdi.

Trump Yönetiminin İran’a Karşı Hamleleri
Seçim kampanyası döneminde Trump zaman zaman İran’a yönelik sert mesajlar verse de nasıl bir politika izleyeceğini ortaya koymamıştı. Fakat Trump’ın dış politika ve güvenlik takımlarında İran’a karşı sert tedbirler alınmasını isteyen kişilere yer vermesi, ABD ile İran arasında gerginliğin artacağının habercisiydi. Trump daha göreve başlamadan Kongre’de çoğunluğu ele geçiren Cumhuriyetçiler İran’a karşı harekete geçti. Cumhuriyetçi Milletvekili Alcee L. Hastings, 3 Ocak’ta Kongre’ye sunduğu yasa tasarısında Başkan’a, “İran’ın nükleer silah edinmesini önlemek amacıyla Amerikan Silahlı Kuvvetlerini kullanma yetkisi” verilmesini istedi. 

Senatör Ted Cruz, 10 Ocak’ta Kongre’ye sunduğu yasa tasarısında “İran rejiminin terör faaliyetlerini yürüten İslam Devrimi Muhafızları Ordusu’nun (İDMO) ‘yabancı terörist örgütler’ listesine eklenmesini” istedi. Bu tasarı ile İDMO’nun İran dışındaki faaliyetlerinin sınırlanması, İDMO ile bağlantılı kuruluşların ticari ve mali faaliyetlerinin durdurulması amaçlanıyordu. Ayrıca, İDMO’nun İran ekonomisindeki ağırlığı nedeniyle üçüncü ülkelerin İran’da iş yapmasını zorlaştırması öngörülüyordu.

Şubat ayının ortalarında bazı çevrelerde Başkan Trump’ın İDMO’yu terörist örgütler listesine ekleyen bir kararname çıkarması bekleniyordu. Fakat hem Savunma Bakanlığı’nın hem de Dışişleri Bakanlığı’nın İDMO’nun terör örgütleri listesine eklenmesinin IŞİD’e karşı mücadeleyi zayıflatacağı ve nükleer anlaşmanın uygulanmasını zorlaştıracağı yönündeki uyarılarından sonra Trump’ın kararnameyi imzalamaktan şimdilik vazgeçtiği iddia ediliyor.

İki ülke arasında gerginliği artıran bir başka gelişme 29 Ocak’ta İran’ın orta menzilli balistik füze (Qadr) denemesi yapması oldu. Amerikan yönetimi bu gelişmenin, İran’ın nükleer başlık taşıyabilecek kapasitede füze denemesini yasaklayan nükleer anlaşma ile BM Güvenlik Konseyi’nin 2231 sayılı kararını ihlal ettiğini iddia etti ve konuyu BM Güvenlik Konseyi’ne taşıdı. İranlı yetkililer ise füze denemelerini doğruladı; fakat yapılan denemelerin nükleer anlaşmayı ihlal etmediğini savundu. 3 Şubat’ta Amerikan Hazine Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada bir kısmı Lübnan, BAE ve Çin’de faaliyet gösteren 12 şirket ile 13 İranlı kişinin yaptırım listesine eklendiği duyuruldu.

Bu arada Amerikan yönetiminden İran’a karşı sert demeçler verildi. Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn, füze denemesi ve Yemen sahili açıklarında Suudi savaş gemisine yönelik Husi saldırısı nedeniyle Beyaz Saray’ın “İran’ı resmen izlemeye aldığını” söyledi. Uluslararası toplumun bu zamana kadar İran’a fazla müsamahakâr davrandığını, BM Güvenlik Konseyi’nin acil bir toplantı yapıp sert bildiri yayınlaması ritüelinin yeterli olmadığını belirten Flynn, “İran’ın ABD ve dünya toplumuna karşı düşmanca ve saldırgan davranışlarına görmezden gelme dönemi bitti” dedi. Savunma Bakanı Mattis, İran’ı “dünyada en büyük terörizm destekçisi devlet” ve “Ortadoğu’da en büyük istikrarsızlaştırıcı güç” diye nitelendirdi. Başkan Trump, 3 Şubat’ta Twitterda yayınladığı mesajda “İran ateşle oynuyor. Başkan Obama’nın onlara karşı ne kadar ‘nazik’ olduğunu anlamıyorlar. Ben değilim!” dedi. Bir gazetecinin, askerî tedbirlerin ihtimal dahilinde olup olmadığı sorusuna “hiçbir ihtimal masanın dışında değildir” dedi. Trump, 5 Şubat’ta Fox TV’de katıldığı bir programda İran’ı “terörist devlet” diye andı; fakat askerî seçenekler hakkında konuşmayacağını belirtti.

İDMO’yu terörist örgüt ilan etmek ve yeni yaptırım tehdidiyle hem İran üzerinde hem de İran ile iş yapan üçüncü ülkeler üzerinde baskıyı artırmaya çalışan Trump, bölgesel düzeyde de İran karşıtı girişimler başlattı. Trump’ın hem nükleer anlaşmaya yönelik eleştirileri hem de İran’a karşı sert duruşu İran’ın bölgesel etkisinin artmasından rahatsız olan Ortadoğu ülkelerinde memnuniyetle karşılandı. İran meselesini diplomatik öncelik ilan eden İsrail Başbakanı Netanyahu, Trump ile görüşen ilk bölge lideri oldu. 15 Şubat’ta Washington’da bir araya gelen iki liderin el aldığı konulardan birisi “İran tehdidi” idi. Bu görüşmede Trump, nükleer anlaşmayı bir kere daha eleştirdi ve İran’ın nükleer silah elde etmesini önlemek için daha fazla şey yapacağını söyledi.

Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşan Başkan Yardımcısı Michael Pence, “bugün, başta gelen terörizm destekçisi Ortadoğu’yu istikrarsızlaştırmaya devam ediyor ve nükleer anlaşma sayesinde bu amaçla kullanabileceği yeni kaynakları var. Açık olayım; Başkan Trump, ABD, İran’ın ülkelerimizi, bölgedeki müttefiklerimizi, özellikle İsrail’i tehdit edecek kapasitede bir nükleer silaha ulaşmasına asla izin vermeyecektir” dedi.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil Cubeyr, Trump yönetiminin geleneksel Amerikan müttefikleri ile ilişkileri geliştirmeyi ve İran’ı sınırlamayı hedefleyen faaliyetlerini memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. Trump’ın 29 Ocak’ta Kral Selman ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada “iki liderin bölgede güvenlik ve istikrara zarar veren ve diğer devletlerin işine karışanlara karşı birlikte mücadele edilmesi ve nükleer anlaşmanın tavizsiz bir şekilde uygulanması konusunda anlaştıkları” bildirildi. Savunma Bakanı Mattis, 1 Şubat’ta Riyad’ı ziyaret etti ve Suudi Savunma Bakanı Muhammed b. Selman ile görüştü. İki savunma bakanı, “İran rejiminin ve ajanlarının Ortadoğu’da müdahalelerine karşı olduklarını” belirtti.

İran’ın Cevapları
Trump’ın tehditkâr mesajlarına ilk cevap Ayetullah Hamanei’nin dış ilişkiler danışmanı Ali Ekber Velayeti’den geldi. Velayeti, “ABD’nin İran’a kıyasla askerî açıdan daha zayıf ülkelerde bile hedeflerine ulaşamadığını” belirterek ABD’nin seçeneklerinin ve imkânlarının sınırlı olduğunu söyledi ve İran’ın bu “tehditleri ciddiye almadığını” belirtti. Velayeti, İran’ın bölgesel politikalarının değişmeyeceğinin altını çizdi ve “ne pahasına olursa olsun askerî programlara özellikle füze savunma programına devam edeceğini” belirtti. Dışişleri Bakanı Muhammed Zarif ve Cumhurbaşkanı Ruhani, İran’ın füze teknolojisini geliştirmeye hakkı olduğunu savundu ve tehditlere boyun eğmeyeceğini ifade etti. İran lideri Hamanei, 7 Şubat’ta yaptığı konuşmada, “Amerika’nın gerçek yüzünü ortaya koyduğu için Trump’a müteşekkir olduklarını” söyledi. Zira, İran liderine göre düşman gerçek yüzünü gösterdi ve böylece düşman ile diyalog kurmaya çalışmanın anlamsızlığı açık bir şekilde ortaya çıktı.

ABD’den gelen tehditlere ve yeni yaptırım kararlarına karşılık İran bir dizi askerî tatbikat yaptı ve bu tatbikatlarda yeni füzeler denendi. Bu tatbikatlar sırasında askerî yetkililer, Amerika karşıtı sert ve hamasi açıklamalar yaptı. İDMO Kara kuvvetleri Komutanı General Muhammed Pakpour, “düşman, İran’ın savunma kapasitesini yanlış değerlendirir ve küçümserse yüzüne ağır bir tokat yer!” dedi.

Trump yönetiminin İran üzerindeki baskıyı bölgesel düzeyde artırma çalışmalarına karşılık İran, Filistin direnişini öne çıkardı. Hamanei, “Filistin intifadasının sürmesi” çağrısı yaptı. Hizbullah Lideri Nasrallah, Hizbullah’ın elindeki füzelerin “İsrail içinde nükleer tesislerin olduğu Dimona dâhil herhangi bir stratejik yeri vurabileceklerini” söyledi.

İran’ın bir başka cevabı da bölgesel işbirliği girişimlerini öne çıkarmak oldu. İran hükümeti bir süredir Suudi Arabistan ile uzlaşabilecekleri mesajı veriyor; ancak henüz karşılık bulduğunu söylemek zor. Bununla beraber İran ile Körfez ülkeleri arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için Kuveyt Emiri’nin daveti üzerine İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Kuveyt’i ziyaret etti. Ruhani, Körfez ülkelerinin çoğunun aksine İran ile iyi ilişkileri sürdüren Umman’a da gitti ve Sultan Kabus b. Said’i ziyaret etti. 

ABD-İran İlişkilerinin Sertleşmesi 
Trump yönetimi nükleer anlaşmayı iptal etmese de İran üzerinde baskıyı artırmaya kararlı görünüyor. Bu çerçevede İran’ın uluslararası terörizme destek verdiği, bölge ülkelerinin içişlerine karıştığı ve devlet dışı güçlere silah vererek bölgeyi istikrarsızlaştırdığı belirtiliyor. Nükleer anlaşmaya rağmen İran’ın hala nükleer silah peşinde olduğunu iddia eden Trump yönetimi, anlaşmanın tavizsiz bir şekilde uygulanmasını sağlamayı hedefliyor. İran üzerinde siyasi ve ekonomik baskıyı artırmak için yeni yaptırım seçenekleri üzerinde duruyor. 

Trump, İran üzerindeki baskıları bölgesel düzeyde de artırmaya çalışıyor. İlk değerlendirmeler, İran’ın başı çektiği bölgesel tehditlere karşı geleneksel Amerikan müttefikleri, İsrail, Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan vb. ülkelerle işbirliğini güçlendireceği yönünde. Bununla beraber Trump’ın Amerikan kaynaklarının ülke dışında harcanmasına karşı olduğu da malum. Diğer yandan Savunma Bakanı Mattis de “ABD’nin bölgedeki askerî varlığını artırmasına şimdi gerek olmadığını” söyledi. Dolayısıyla İran tehdidini engellemek için Amerikan yönetiminin doğrudan askerî çatışmaya girme ihtimali düşük görünüyor. İran karşıtı bir ittifak oluşturma çabalarının sonuç verip vermeyeceği de tartışmalı. Zira, Arap ülkeleri ile İsrail ve ABD arasında Filistin meselesinden 11 Eylül yasasına kadar bir dizi ihtilaf var ve bu ihtilafların çözümü konusunda henüz bir adım atılmış değil. Bununla beraber Trump yönetimi, bölgedeki müttefiklerini İran’a karşı cesaretlendirmeye devam edecektir. Bu durum bölgede mevcut çatışmaların derinleşmesine ve yeni sıcak çatışmaların ortaya çıkmasına neden olabilir.

ABD ile gerilimin yükselmesi ile İslam Devriminin yıldönümü kutlamalarının aynı zamana denk gelmesi, İran’da Amerikan karşıtı hamasi duyguların ve söylemlerin yükselmesine neden oldu. Ilımlı ve reformcu kimseler bile ulusal uzlaşma ve birlik çağrısı yaparken, hükümet kanadından sert ve güvenlikçi açıklamalar geldi. Dolayısıyla, ABD ile İran arasında Başkan Obama döneminde yaşanan göreceli iyileşme yerini yeniden sertleşmeye bıraktı. İki ülke ilişkileri yeniden gerilirken aralarında diyalog kanallarının yokluğu dikkat çekiyor. Zira Obama döneminde Zarif ile Kerry sık sık görüşüyor ve gerilimin artmasını önlüyorlardı. İran Meclisi Milli Güvenlik Komitesi üyesi Cevad Kerimi Kuddusi, Zarif’in yeni Amerikan Dışişleri Bakanı Tillerson’a mektup yazdığını ve görüşmelerin sürdürülmesini istediğini iddia etse de İran Dışişleri Bakanlığı bu iddiayı yalanladı. Ruhani’nin Umman ziyareti bu açıdan dikkate değer. Zira Sultan Kabus, nükleer anlaşma öncesinde İran ile ABD arasında aracılık yapmasıyla dikkat çekmişti. Sultan Kabus’un Trump ile iyi ilişki içinde olduğu gerçeği dikkate alınarak, Umman’ın tekrar iki ülke arasında arabuluculuk yapma ihtimali tartışılsa da henüz net bir bilgi yok. 
 
Bu yazı “Trump’ın Başkanlığında ABD-İran İlişkileri” başlığıyla Ortadoğu Analiz Dergisi'nde yayınlanmıştır.
http://www.orsam.org.tr/files/OA/79/11_bayramsinkaya.pdf 

U.S. and Israeli Military Attacks Against Iran: Regional and Global Consequences

  1. Introduction On February 28, 2026, U.S. military elements and the Israel Defense Forces (IDF) launched coordinated and joint missile an...