ABD ve İsrail’in İran’a Yönelik Askerî Saldırıları: Bölgesel ve Küresel Yansımalar

 28 Şubat 2026’da ABD askeri unsurları ile İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) koordine-

li ve müşterek olarak İran siyasi liderlerini, nükleer tesislerini, askeri komuta kademesini

ve askeri tesislerini hedef alan füze saldırıları ve hava saldırıları başlatmıştır. Saldırılara

karşılık olarak İran silahlı kuvvetleri İsrail’e ve bölgede ABD askeri üslerine ev sahipliği

yapan Basra Körfezi ülkeleri Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Katar, Kuveyt ve

Suudi Arabistan’a insansız hava aracı (İHA) ve füze saldırıları ile karşılık vermiştir. Karşı-

lıklı saldırıların kapsamı zamanla ekonomik altyapı, enerji tesisleri ve ticari tesisleri hedef

alacak şekilde genişlemiştir. Nihayet İran dünya günlük petrol sevkiyatının yaklaşık yüzde

yirmisinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı trafiğe kapatmıştır. Böylece çatışmalar, çok-boyutlu

ve çok-cepheli bir hal almıştır. 40 gün süren karşılıklı saldırılar 8 Nisan 2026’da ilan edi-

len ateşkese kadar devam etmiştir.


İranlı yetkililer müşterek ABD ve İsrail saldırılarını Birleşmiş Milletler (BM) Sözleş-

mesi’ne aykırı biçimde İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı “haksız, hukuk dışı, gayri meşru”

saldırı ve “dayatılmış bir savaş” şeklinde nitelendirmiştir. Amerikalıların “Destansı Öfke

Operasyonu”, İsraillilerin ise “Kükreyen Aslan Operasyonu” adını verdikleri bu saldırı-

lar, Amerikalı ve İsrailli yetkililer tarafından yeni bir savaşın başlangıcı değil, İran İslam

Cumhuriyeti’nin yıllardır ABD’ye ve İsrail’e karşı sürdürdüğü doğrudan ve dolaylı çeşitli

saldırılara karşılık düzenlenen bir askeri operasyon ve halihazırda devam eden silahlı ça-

tışmanın bir parçası olarak nitelendirilmiştir (IDF, 2026a). İran’a göre ABD ve İsrail’in

saldırıları BM Şartı’nın güç kullanımını yasaklayan 2/4 maddesinin açık bir ihlali, hukuk-

suz, gayri meşru ve haksız bir savaştır. İranlılar Amerikan-İsrail saldırılarına karşı “Ger-

çek Vaat IV” (Sadık Vaat) operasyonu başlatmıştır. İran tarafı bu operasyon kapsamındaki

askeri hamlelerin “saldırganların üslerine ve tesislerine karşı meşru müdafaa kapsamında

atılan gerekli ve orantılı savunma operasyonları” olduğunu ileri sürmüştür (Iravani, 2026).


ABD ve İsrail ile İran arasında ortaya çıkan çatışmalar tarafların nitelikleri, çatışma-

ların kapsamı ve çatışmaların geniş bir alana yayılmış olması itibariyle bölgesel ve küresel

dinamikleri etkilemiştir. Dünyanın en büyük askeri gücü ABD ile iki bölgesel gücün, İran

ve İsrail’in dahil olduğu çatışma Orta Doğu’nun güvenlik dinamiklerini sarsmıştır. İran’ın

bölgesel müttefikleri olan devlet-dışı aktörlerin de çatışmalara dahil olması, bölgede

ABD’nin müttefiki olarak bilinen Basra Körfezi ülkelerinin İran tarafından saldırıya uğ-

raması, Doğu Akdeniz’den Basra Körfezi’ne tüm bölgeyi ve bölge ülkelerini etkisi altına

almıştır. Çatışmaların kısa süre içerisinde dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz rezervle-

rinin bulunduğu Basra Körfezi etrafında yoğunlaşması ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılması

bilhassa enerji güvenliği açısından küresel ekonomiyi ve siyaseti yakından etkilemiştir.


Bu çalışmanın amacı ABD/İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile başlayan çatışmanın

ve etkilerinin akademik bir şekilde incelenmesidir. Bu doğrultuda öncelikle taraflar ara-

sındaki husumetin arka planı ve ABD/İsrail – İran çatışmasının nedenleri tartışılmaktadır.

İkinci kısımda ABD/İsrail – İran çatışmasında tarafların hedefleri ve çatışmanın seyri ele

alınmaktadır. Arkasından çatışmanın hem İran üzerindeki hem de ABD ve İsrail üzerinde-

ki etkileri ile bölgesel yansımaları incelenmektedir. Çalışmanın son kısmında gelişmelerin

Türkiye’ye etkileri tartışılmaktadır ve çatışma sonrası İran’ın ve Orta Doğu’nun durumu

değerlendirilmektedir.


https://www.tuba.gov.tr/files/yayinlar/raporlar/TUBA.978-625-6110-82-3.pdf




Comments

Popular posts from this blog

Geçmişten Günümüze Türkiye’nin Ortadoğu Politikası ve Batı Etkisi

ORTADOĞU’DA BÖLGESEL BİR GÜÇ OLARAK İRAN

İRAN-P5+1 MÜZAKERELERİ: TEMKİNLİ VE İYİMSER