Bağımsızlık Referandumu Sonrasında IKBY-İran İlişkileri

Bağımsızlık Referandumu Sonrasında IKBY-İran İlişkileri


20. yüzyılın ortalarında şekillenen bölge- sel jeopolitik koşullar ve tarihsel bağlar Irak Kürtlerini İran’a yakınlaştırdı. Bu süreçte ‘özerklik’ peşindeki Irak Kürtleri ile ‘bölgesel hırsları’ olan İran arasında ‘netameli bir ittifak’ ortaya çıktı. Zaman zaman güçlenen, perçinlenen bu ittifak, zaman zaman da çetin testlerden geçti. Irak Kürdis- tan Bölgesi’nde 25 Eylül 2017’de yapılan ‘bağımsızlık referandumu’ Erbil-Tahran ilişkilerinde yeni ve zorlu bir sınav oldu.

Aralarındaki dostluğa rağmen İran, Irak Kürtle- rinin ‘bağımsızlık’ girişimlerine her zaman şüpheyle baktı. Nitekim İran yönetimi, Kürtler üzerindeki et- kisini kaybetme riski, bölgede olası istikrarsızlaştırıcı etkileri, İranlı Kürt grupları cesaretlendirmesi ve ABD ile İsrail’in İran karşıtı faaliyetleri için uygun bir zemin sağlaması ihtimalleri gibi stratejik kaygılarla Irak Kürdistan Bölgesel Yönetiminin (IKBY) aldığı ‘bağımsızlık referandumuna’ karşı durdu. İranlı liderler, ‘ABD ile Siyonistlerin bölgeyi istikrarsızlaştırmak için icat ettikleri IŞİD fitnesinden sonra sahaya sürdükleri ikinci bir komplo’ diye nitelendirdikleri ‘bağımsızlık referandumunu’ daha başından boğulması gereken bir adım olarak gördü. Referandumun getirmesi muhtemel risklerin yanı sıra IKBY’nin aynı zamanda petrol zengini Kerkük gibi tartışmalı bölgeleri Irak Kürdistan Bölgesi sınırlarına dâhil etme teşebbüsü meseleyi daha çetrefil hale getirdi.

Bu çerçevede İranlı yetkililer hem Iraklı Kürt siya- setçilerle yaptıkları çeşitli görüşmelerde Irak’ın toprak bütünlüğünden yana olduklarını ve referanduma karşı çıktıklarını açıkça belirttiler hem de Erbil ile Bağdat arasındaki sorunların çözülmesi için arabuluculuğa soyundular. Ayrıca Irak Kürtleri içerisinde kendilerine daha yakın duran –Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), Goran, İslami Komel gibi– hareketleri, referanduma karşı durmaları ve IKBY Lideri Mesud Barzani’niyi yalnız bırakılmaları için ‘ikna’ etmeye çalıştılar. Öte yandan İran hükümeti, Irak ve Türkiye ile temaslarını yoğunlaştırdı ve bu ülkeler arasında referanduma karşı ortak bir duruş benimsenmesi için çalıştı. IKBY’nin referandum kararından vazgeçme- mesi üzerine Erbil’i sınır kapılarının kapatılması ve güvenlik anlaşmalarının iptaliyle tehdit etti; sınırda askerî tatbikat yaparak Irak Kürtlerine gözdağı vermeye çalıştı.

Referanduma İran’ın Tepkisi

İran yönetimi, bütün ikazlara rağmen 25 Eylül’de referandumun yapılmasını bir ‘hata’ olarak gördü ve Irak Kürt yönetiminden referandumun yok sayılmasını; Irak’ın toprak bütünlüğünün, millî birliğinin ve egemenliğinin korunmasını; Erbil ile Bağdat arasındaki sorunların müzakere yoluyla çözülmesini istedi. Bununla birlikte referandum kararında direten IKBY’ye tepki olarak İran ile IKBY arasındaki tüm uçuşların durdurulması; sınır kapılarından geçişlerin sıkılaştırılması; İran ile Irak Kürdistan Bölgesi arasında petrol ve petrol ürünlerinin ticaretinin yasaklanması gibi tedbirler aldı. Ayrıca Türkiye ve Irak ile askerî işbirliğini güçlendirdi ve sınırda askerî tatbikat yaptı. Erbil merkezli Kürdistan 24 TV’nin Tahran ofisini kapat- ma kararı aldı. İran yönetimi, IKBY’ye yönelik sert söylemlerine ve yaptırım kararlarına karşılık Erbil ile bağları tam olarak koparmak istemedi. Nitekim İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, eski Irak Cumhurbaşkanı ve KYB Lideri Celal Talabani’nin Süleymaniye’deki cenaze törenine katıldı. Keza İslam Devrimi Muhafızları Ordusu’nun dış operasyonlarından sorumlu birimi Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani cenazeye katılmadı, ama daha sonra Talabani’nin kabrini ziyaret etti.

Referanduma karşı ‘sert’ duruşuna rağmen İran, IKBY’ye karşı tek taraflı adım atmaktan kaçındı. Tek taraflı adımlar ve müdahaleler yerine Türkiye ve Irak ile koordineli şekilde hareket etti ve meselenin Bağdat ile Erbil arasında çözülmesi için faaliyetlerini yo- ğunlaştırdı. 4 Ekim’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Tahran ziyareti sırasında iki ülkenin de ‘gayrimeşru referandumu’ tanımadığı belirtildi ve bu adımın geri alınması talep edildi. Türkiye, İran ve Irak arasında IKBY’ye karşı alınacak tedbirleri ve yaptırım kararlarını koordine etmek için ortak istişare mekanizması kuruldu. İran, Bağdat’ın talebi üzerine 15 Ekim’de IKBY ile olan sınır kapılarının –Başmak, Pervizhan ve Hacı Umran– tamamını kapattı.

Kerkük Operasyonunda İran’ın Rolü

İran tek taraflı müdahaleden kaçındı, ama Bağdat’ı IKBY üzerindeki siyasi, ekonomik ve askerî baskısını artırması yönünde teşvik etti. Nihayet Irak ordusu ve Haşdi Şaabi güçleri Kerkük başta olmak üzere Kürt peşmergelerinin kontrolü altında olan statüsü tartış- malı bölgeleri ele geçirmek için 16 Ekim’de operas- yon başlattı. Merkezî hükümete bağlı güçler kısa süre içerisinde önce Kerkük’te, ardından diğer tartışmalı bölgelerde kontrolü sağladı. Bu süreçte İranlı General Kasım Süleymani aktif bir rol oynadı.

Askeri danışma’ sıfatıyla Irak’ta faal olan Süleyma- ni, Kerkük operasyonunun başlamasından önce en az üç defa Kürdistan bölgesine gitti ve Kürt liderlerle görüştü. Süleymaniye’de KYB yetkilileriyle bir araya gelen Süleymani, Kürt peşmergelerinin Batı’nın ve bölge ülkelerinin desteğini almış olan Bağdat karşısında askerî olarak duramayacağını söyledi ve onlara Kerkük’ten çekilmek veya İran’ın desteğini kaybetmek arasında seçenek sundu. Toplantıda hazır bulunan KYB yetkililerinden Ala Talabani’nin ifadesiyle Kürt liderlere ‘bilgece’ tavsiyede bulunan İranlı general, “Kerkük’ün kanun ve anayasaya geri dönmesi gerektiğini” belirtti ve bunun için bir anlaşmaya varma çağrısında bulundu. Irak parlamentosundaki Kürdistan Milletvekili Mesud Haydar, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada Süleymani’nin aracılığıyla KYB’nin peşmerge sorumlusu Bafel Talabani ve Haşdi Şaabi Lideri Hadi el-Ameri arasında referandum sonuçlarının iptal edilmesini öngören bir anlaşma yapıldığını ileri sürdü.

Barzani çevresi ve Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) askerî operasyonlardan KDP’yi bitirmeyi hedefleyen İran’ı doğrudan sorumlu olduğunu ileri sürdü. Süleymani’nin aktif rolünün yanı sıra Irak ordusu ve Haşdi Şaabi saflarında İranlı Devrim Muhafızlarının olduğu iddia edildi. Keza, Kerkük operasyonunun başlamasından hemen önce Süleymani’nin arkadaşlarından İkbalpur isimli İranlı generalin, Haşdi Şaabi komutanları Abu Mahdi Muhandis ve Hadi Ameri ile beraber şehirdeki KYB ofisinde Kürt yetkililerle bir araya geldiği iddia edildi. Bu iddiaya göre İkbalpur ortaya bir harita çıkardı ve Irak güçlerinin saldırı planlarını anlattıktan sonra Kürt yetkililerden şehirden barışçı şekilde çekilmelerini istedi; “Direnecek olursanız sizi ezeceğiz ve her şeyinizi kaybedeceksiniz!” dedi. Gerçekten de ertesi gün operasyonun başlamasından sonra Bafel Talabani ve Lahur Şeyh Cengi’ye bağlı peşmerge güçleri mevzilerini terk etti ve merkezi hükümete bağlı güçlerle çatışmadan Kerkük’ten çekildi. Kerkük’ün Irak ordusu ile Haşdi Şaabi güçlerinin eline geçmesinden sonra bir Haşdi Şaabi militanının filme alındığı video kaydında Kerkük valiliğinin duvarına Ayetullah Hamanei’nin fotoğrafının asıldığı görüldü.

Amerikan Ordu Sözcüsü Albay Ryan Dillon 17 Ekim’de yaptığı açıklamada Haşdi Şaabi ve İran Dev-rim Muhafızı güçlerinin Kerkük operasyonlarında aktif rol aldıklarına dair güvenilir bilgiler olmadığını söyledi. Bununla beraber CIA Direktörü Mike Pom- peo, İran’ın Kerkük dâhil Ortadoğu’daki bütün problemlerin merkezinde olduğunu ileri sürdü. Kerkük operasyonuna destek veren İranlı liderler ülkelerinin operasyonda yer aldığı iddialarını ilk etapta reddetti. Hamaney’in dış politika danışmanı Ali Ekber Velayeti, 17 Ekim’de yaptığı açıklamada İran’ın Kerkük operas- yonunda hiç bir rolünün olmadığını söyledi ve Iraklı Kürtlerin çoğunun Barzani’nin ihtiraslarına karşı olduğunu ileri sürdü. Fakat Hamaney’in ofisinin genel sekreteri Muhammed Gulpaygani daha sonra yaptığı bir açıklamada, Ayetullah Hamanei’nin talimatları ve Kudüs Gücü Komutanı Süleymani’nin fedakârlıkları sayesinde ABD ile İsrail’in Kürdistan bölgesinde ‘ikinci bir İsrail’ kurma planının engellendiğini ve Kerkük’ün kurtarıldığını söyledi.

İran’ın operasyondaki rolü Kürdistan bölgesinde İran karşıtı duyguların artmasına neden oldu. Peşmerge Genel Komutanlığından 16 Ekim’de yapılan açıklamada İkbalpur’un liderliğindeki Kudüs gücünün desteğiyle Irak güçlerinin ve özellikle Haşdi Şaabi’nin Kürdistan halkının özgürlük talebine karşı saldırıya geçtiği ileri sürdü. KDP’li sözcüler, Süleymani’nin Haşdi Şaabi ile iç içe olduğunu belirterek Kerkük’teki gelişmeleri “İran’ın Kerkük’ü fethi!” diye nitelendirdi. Kürt yetkililerden gelen sert İran karşıtı açıklamaların yanı sıra 20 Ekim’de Erbil’deki İran Konsolosluğu önünde protesto gösterisi düzenlendi. Konsolosluk binasının duvarına çıkan bir eylemci İran bayrağını indirdi.

Sonuç

25 Eylül’de yapılan bağımsızlık referandumu İran ile Irak Kürtleri arasındaki ilişkileri zorlayan çok boyutlu bir meseleye dönüşmüştür. Meselenin birinci boyutu tabii ki İran ile Irak Kürtleri arasındaki ilişkidir. KDP başta olmak üzere Kürtlerin önemli bir kısmı bağımsızlık girişimini boğmaya çalışan İran’a karşı tepkilidir ve güvensizdir. Bununla beraber İran-Kürt ilişkileri tabiatı itibariyle inişli çıkışlıdır ve güven esasına değil, pragmatik hesaplara dayanmaktadır. Bununla beraber KDP’den gelen sert açıklamalara rağmen hem İran hem de Iraklı Kürtler köprüleri atmaktan kaçınmıştır. Nitekim Kerkük ve diğer tartışmalı bölgelerin merkezî hükümete bağlı güçlerin eline geçmesi ve IKBY’in referandum sonuçlarını dondurma kararı almasından sonra İran, sınır kapılarını tekrar açmıştır. IKBY’nin ve KYB’nin Tahran’daki temsilcisi Nazım Dabbagh, Süleymani’nin Kürtlere karşı dürüst dav- randığını ve onları referandumun sonuçları hakkında uyardığını hatırlatmıştır. Dabbagh, İran hükümetinin Irak Kürdistan Bölgesi ile merkezî yönetim arasındaki meselelerin Irak Anayasası çerçevesinde çözülmesi için çalıştığını ve İran’ın bu doğrultuda attığı adımları olumlu gördüklerini ifade etmiştir.

Referandum meselesinin ikinci boyutu ise İran-I- rak ilişkileriyle ilgilidir. İran, merkezî hükümete verdiği desteğin yanı sıra gerek IŞİD’e karşı mücadelede gerekse referanduma karşı atılan adımlarda Irak hükümetinin yanında olmuştur. Diğer bir ifadeyle İran, Irak’ın birliğinin ve bütünlüğünün en büyük destekçilerinden birisi olmuştur. Dolayısıyla bu süreçte İran’ın Bağdat üzerindeki etkisi daha fazla artmıştır. İran’ın Irak’ta artan etkisi ise ABD, İsrail ve bölgedeki Arap ülkeleri için potansiyel bir tehdit olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle hem bölge ülkeleri, hem de Amerikan yönetimi Irak Başbakanı Abadi’den Bağdat hükümetinin İran’ın ‘kuklası’ olmadığını göstermesini bekliyor. Dolayısıyla, referandum sonrası süreçte Irak’ın İran etkisinden uzaklaşması için Bağdat hükü- meti üzerinde uluslararası ve bölgesel baskının artması beklenmektedir.

Bayram SİNKAYA
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Yrd. Doç. Dr.

Ortadoğu Analiz, cilt 9, sayı 83 (Kasım-Aralık 2017), s.20-22, http://orsam.org.tr/files/OA/83/6_bayramsinkaya.pdf   

Yeni Ruhani Hükümeti’nin Dış Politikası

Yeni Ruhani Hükümeti’nin Dış Politikası


İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin ikinci dönemi Ağustos 2017’de başladı. Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde ve sonrasında reformcu-teknokrat ittifakının lideri Ruhani ile muhafazakâr ve
neo-radikal muarızları arasında çetin tartışmalar oldu. Bu tartışmalar esnasında iki konu öne çıktı: Ruhani hükümeti nükleer anlaşma üze- rinden dış politikada yeterince devrimci olmamakla ve Batılılara boyun eğmekle itham edildi. Ekonomi alanında da millî kaynakları ulusla- rarası sermayenin sömürüsüne açmakla suçlandı. Çetin tartışmalara rağmen Ruhani seçimlerden galip çıktı ve yeni kabinesi için önerdiği bakan adaylarının birisi dışında hepsi İslami Şura Meclisi’nden gü- ven oyu aldı. Ruhani, ilk dönem kabinesindeki bakanların neredeyse yarısını değiştirdiği halde tartışmaların odağındaki Dışişleri Bakanı M. Cevad Zarif ile Petrol Bakanı Bijan Namdar Zanganeh’yi ikinci dönemde de aynı bakanlıklara tekrar getirdi. Küreselleşme konusunda uzman olan Masoud Karbasian’ı da Ekonomi ve Finans Bakanlığı’na getirdi. İran Lideri Ayetullah Ali Hamanei de Ruhani’nin kabinesine onay verdi. Hem Meclis’in hem de Hamanei’nin onayını alan ikinci Ruhani hükümeti önümüzdeki dört yıl görev yapacak.

Yeni İran hükümetinin önceliği ekonomik sorunlarla mücadele ve kalkınma olacak. Gerek geçmiş dönemlerde uygulanan ekonomi politikalarının başarısızlığı, yapısal sorunlar ve yozlaşma, gerekse dı- şarıdan uygulanan tecrit, ambargo ve yaptırımların sonucunda eko- nomik kalkınma ve refah açısından arzu edilen hedeflere ulaşılamadı. Yüzde yirmiye varan genç işsizliği, yüksek enflasyon, geçim sıkıntısı, yoksulluk ve ekonomik durgunluk seçim sırasında en çok tartışılan ko- nulardı. Bu hususlar şimdi Ruhani hükümetinin önündeki en büyük zorluklar. Hükümet, bu zorluklarla mücadele için Ruhani’nin tabiriyle ‘ekonomik devrim’ mesabesinde programlar uygulamayı öngörüyor. Bu çerçevede yılda ortalama %8 büyüme, 900.000 istihdam yaratma, yoksullukla mücadele ve sosyal adaletin sağlanması hedefleniyor. İran dış politikasının da bu duruma ayak uydurması ve İran hariciyesinin ekonomi eksenli dış politika izlemesi bekleniyor. Bu çerçevede İran dış politikasının önümüzdeki dönemde iki önceliği olacak: Nükleer anlaşmanın korunması ve ekonomi diplomasisi.

Uluslararası İlişkilerin Dönüşümü, Fırsatlar ve Tehditler

Her devletin dış politikasında olduğu gibi İran dış politikasında da öne çıkan bazı hususlar var: Millî çıkarların ve haysiyetin korunması; ülkenin toprak bütünlüğünün, siyasi yapısının ve birliğinin muhafazası; millî güvenliğin desteklenmesi, ekonominin gelişmesine katkıda bulunmak; bölgesel ve uluslararası alanda etkili ve nüfuz sahibi olmak vs. Fakat bu genel ifadelerin yanı sıra ‘devrimin’ ürünü bir siyasal düzen olması nedeniyle İslam Cumhuriyeti rejiminin dış politikasına damgasını vuran bazı değerler ve prensipler var: Emperyalizme ve büyük güçlerin hegemonyasına karşı durmak, ezilenleri desteklemek ve İslami değerleri teşvik etmek gibi. Yine İslam Cumhuriyeti reji- minin kendine has yapısından dolayı ‘Devrimin Lideri’ Ayetullah Hamanei’nin görüşleri dış politikanın şekillenmesinde etkili oluyor. Fakat bütün söylem ve ilkelere karşın uygulamada ‘maslahat’ ilkesi, yani ulusal çıkarların ve rejimin yararının gözetilmesi ilkesi dış politikaya damgasını vuruyor. Maslahat ilkesi, diğer bir ifadeyle pragmatizm, İran dış politikasının gerektiği zaman esneklik göstermesini ve değişen şartlara uyum sağla- masını mümkün kılıyor. Bu nedenle İranlı seçkinlerin uluslararası sistemin ve bölgesel ilişkilerin ne yönde gittiğine dair değerlendirmeleri, iktidardaki hüküme- tin dış politikasının yapılmasında ve belirlenmesinde ilk adımı teşkil ediyor.

Hem Meclis’in hem de Hamanei’nin onayını alan Ruhani hükümetinin uluslararası ilişkilere ilişkin vizyonu, Dışişleri Bakanı Zarif’in güven oylamasından önce Meclis’e sunduğu programda açıkça ortaya konuldu. Aynı zamanda bir Uluslararası İlişkiler hocası olan Zarif ’in değerlendirmelerine göre mevcut uluslararası sistem Batı-sonrası (pesa-garb) döneme geçiş sü- recinde. Bu Batı’nın etkisinin ortadan kalkması değil, uluslararası siyasette ve ekonomide Batı’nın tekelinin kırılması, sermaye ve gücün yer değiştirmesi anlamına geliyor. Bu dönemin temel özelliği çok sayıda devlet veya devlet dışı aktörün uluslararası ilişkilerde etkili oyuncu haline gelmesi ve geleneksel kavramların anla- mının değişmesi. Mesela artık askerî güç belirleyici bir faktör değil; ulusal çıkarları korumanın başka araçları var. Söylem geliştirme ve mana verme en önemli güç unsuru haline geldi. Keza bu dönemde sıfır toplamlı oyuna, komple düşmanlık veya komple dostluğa yer yok. Ne var ki, uluslararası ilişkilerin genel gidişatı- nın aksine Ortadoğu’daki aktörler hâlâ sıfır toplamlı oyunlara inanıyor. Bu nedenle bölgede hem aşırıcı hareketler güçleniyor hem de bölge dışı aktörlerin müdahaleleri artıyor.

Zarif ’in değerlendirmesine göre uluslararası ilişkilerin dönüşümü ve bölgesel gelişmeler İran için hem bazı fırsatları hem de tehditleri beraberinde getiriyor. Nitekim İran için bazı bölgesel rakipler ve tehditler büyük ölçüde ortadan kaldırıldı; ABD ve İran kar- şıtı diğer bölgesel aktörler Afganistan, Irak, Suriye ve Yemen’de güçlüklerle karşı karşıya kaldı. Batı’nın gücünün azalması, ABD ile Avrupa ülkeleri arasındaki ihtilaflar, yeni siyasi ve ekonomik güçlerin ortaya çıkması gibi faktörler İran’ın dış ilişkilerinde hareket kabiliyetini artırdı.

Uluslararası sistem dönüşürken İran siyasal sisteminin bağımsız ve istikrarlı yapısını sürdürmesi İran
hükümetinin en önemli avantajı oldu. Üstelik itidal söylemi, aşırıcılığa ve terörizme karşı mücadele, yapıcı etkileşim ve diyalog söylemleri ile İran uluslara- rası ilişkilerde daha etkili bir yer edinmeye başladı. Bununla beraber Zarif’in ifade ettiği üzere İran için bazı tehditler mevcut. Çevresinde istikrarsızlığın devam etmesi İran’ı tehdit ediyor. Bölgedeki sıcak çatış- maların sürmesi, aşırı ve terörist grupların varlığının sürmesi ve ‘bunların bazı bölge ülkeleri’ tarafından desteklenmesi, İran için potansiyel tehdit olarak  görülüyor. Keza ‘bazı bölge ülkelerinin askeri güvenlik açısından ABD’ye dayanması ve milyarlarca dolarlık silah alması’ da İran’ı rahatsız ediyor. ABD’nin Afganistan ve Basra Körfezi gibi yerlerde askerî varlığını sürdürmesi ve İsrail’in İran aleyhine bölge ülkeleriyle yakınlaşması Tahran’ı endişelendiriyor. Öte yandan Zarif’in ifadesiyle ABD ve İsrail başta olmak üzere bazı güçlerin İran ve Şii korkusunu salmaya çalışmaları, İran dış politikasındaki en büyük zorluklardan birisi. Son zamanlarda Basra Körfezi ülkeleri ile İran arasındaki ihtilafların şiddetlenmesi de İran dış politikası önündeki tehditlerden birisi. Bütün bu bölgesel tehditlere ve sorunlara karşın İran’ın bölgesel güvenlik mekanizmalarında temsil edilmemesi en önemli zafiyeti olarak görülüyor.

İran Dış Politikasının Öncelikleri

Bu minval üzere önümüzdeki dönemde İran dış poli- tikasında iki hususun öne çıkması bekleniyor. Bunlar- dan birincisi nükleer anlaşmanın korunması. Bütün eleştirilere rağmen Temmuz 2015’te yapılan nükleer anlaşma Ruhani hükümetinin önceki dönemdeki en büyük başarısı olarak görülüyor. Çünkü nükleer program üzerinde belirli kısıtlamalara rağmen İran’ın nükleer hakları tanındı; İran BM Sözleşmesinin 7. Bölümünden, yani uluslararası güvenliğe tehdit de- ğerlendirmesinden çıkarıldı ve nükleer meseleyle ilgili yaptırımlar büyük ölçüde kalktı. UAEA düzenli aralıklarla yayınladığı raporlarda İran’ın anlaşmaya riayet ettiğini teyit etti. Ne var ki özellikle balistik füze programındaki çalışmalar nedeniyle Trump yönetimi İran’ın anlaşmayı ihlal ettiğini ileri sürüyor. ABD Başkanı Trump’ın başından beri bu anlaşmaya karşı olduğu biliniyor. Son olarak ABD yönetimi İran’ı ve anlaşmanın diğer taraflarını nükleer anlaşmadan çekilmekle tehdit etti. Nükleer anlaşmanın sona ermesi İran üzerindeki ekonomik ve siyasi baskıların artmasına neden olabilir. Bu nedenle Trump yönetiminin baskılarına rağmen İranlı yetkililer nükleer anlaşmaya sadık kalacaklarını vurguladı. Tahran, anlaşmanın korunabilmesi için diğer taraflarla, özellikle Avrupa Birliği ile ilişkilere daha fazla önem veriyor. Bu yaklaşım AB’de de karşılık buluyor. Dış İlişkiler Komiseri Federica Mogherini, ABD’den gelen suçlamalara karşılık yaptığı açıklamada Tahran’ın nükleer anlaşmaya uyduğunu teyit etti ve bütün tarafların anlaşmanın ayakta tutulması için çalışması gerektiğini belirtti. Mogherini’nin Ruhani’nin yemin törenine katılması, AB’nin İran’a verdiği desteğin sembolü oldu.
İran dış politikasının ikinci önceliği ise ekonomi diplomasisi yürütmek olacak. Ruhani hükümeti devletçi ve korumacı politikaları terk ederek uluslararası ekonomi ve finans sistemine dâhil olunmasını, ekonominin dışa açılmasını, kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesini ve piyasa ekonomisini savunuyor. Nitekim 3 Ağustos’ta mazbata töreninde yaptığı ko- nuşmada Ruhani, “dünya ile yapıcı ve etkili ilişkiler kurulmadıkça ... hak ettiğimiz şekilde sürdürülebilir millî kalkınma hedeflerimize ulaşamayız” dedi. Başka bir konuşmasında da “izolasyonla hiçbir ülke ilerle- yemez; Dışişleri Bakanlığı’nın önceliklerinden birisi ekonomik faaliyetler olacaktır” dedi.

Önümüzdeki dönemde, İran dış politikasının önceliklerine göre Dışişleri Bakanlığı’nın yeniden yapılandırılması planlanıyor. Buna göre ekonomi diplomasisine yardımcı olmak üzere bakanlıkta bir ekonomi bürosu kurulacak ve ekonomik işlerden so- rumlu bakan yardımcısı olacak. Bu büronun yabancı yatırımcı çekilmesine, teknoloji transferine, turizmin gelişmesine, ihracatın teşvik edilmesine, komşularla iktisadi ilişkilerin geliştirilmesine ve dışarıya işgücü gönderilmesine katkıda bulunması öngörülüyor. Keza bu çerçevede halihazırda az sayıda ülkede bulunan ekonomi ve ticaret ataşeliklerinin sayısının artırılması planlanıyor. Ayrıca karar alma sürecini hızlandırmak için siyasi işlerden sorumlu bakan yardımcılığının oluşturulması ve nükleer dosyanın da bu birime tev- di edilmesi düşünülüyor. Nükleer dosyanın hukuk ve uluslararası ilişkilerden sorumlu bakan yardımcı- sından alınarak siyasi yardımcıya geçmesi, hükümetin bu konuda daha fazla siyasi inisiyatif kullanmaya hazırlanması olarak değerlendiriliyor.

Ruhani hükümeti, dış politika öncelikleri doğrultusunda ‘itidal söylemini’ dış politikasının temeli haline getirmeyi, gereksiz gerilimlerden kaçınmayı, uluslararası aktörlerle ve bölge ülkeleri ile yapıcı etkileşim içinde olmayı vadediyor. Ne var ki İran dış politikasının önünde Zarif’in dikkat çektiği hem dâhili hem de harici zorluklar bulunuyor. İran kamuoyunda ve siyasi hizipleri arasında dış politika konularında görüş birliği olmaması, hükümetin önündeki ciddi meydan okumalardan birisi. Bununla bağlantılı olarak Suudi Arabistan temsilciliklerine yapılan saldırılarda olduğu gibi ‘kontrolsüz’ grupların varlığı Ruhani ekibi tarafından potansiyel bir sorun olarak görülüyor. İçerideki bir diğer sorun dış politikayla ilgili karar alma sürecinin bir elden idare edilmemesi nedeniyle tutarsız politikaların izlenmesi. Keza belirli bir konu hakkında farklı makamlardan ve kişilerden gelen birbirine zıt açıklamalar, İran yönetimini zor durumda bırakıyor. Dışarıda ise yeni Amerikan yönetiminin güvenlikçi siyasete teslim olması; ABD ile birlikte bazı bölge ülkelerinin nükleer anlaşmayı yok etmeye çalışması; İran ve Şii korkusunun yayılması ve İran’ın güvenlik sorunu olarak gösterilmesi; Suudi Arabistan’ın etkisiyle Körfez ülkeleri ile İran arasındaki gerilimin artması; bölgede aşırıcı ve terörist hareketlerin varlığını sürdürmesi; mezhepçiliğin yükselmesi; bölgesel ihtilafların derinleşmesi ve bölge dışı oyuncuların bu meselelere dâhil olması ve bölgedeki ayrılıkçı hareketler İran dış politikasının önündeki başlıca meydan okumalar olarak görülüyor.

Genel dış politika stratejisi ve yukarıda bahsedilen dâhili ve harici sorunlar karşısında Ruhani hükümeti karar alma ve planlama süreçlerini merkezileştirmek ve dış politika ile ilgili kamuoyu algısını yönetmek istiyor. Dışarıda ise AB’nin yanı sıra Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkelerle ilişkileri geliştirmeyi, dünya ekonomisinde etkili ülkelerle ve kuruluşlarla aktif iliş- ki kurmayı hedefliyor. Bölgesel düzeyde ise ikili veya çok taraflı işbirliği mekanizmalarının geliştirilmesi ve bölge ülkeleri arasında kalıcı iktisadi, siyasi, güvenlik bağlarının kurulması hususlarının İranlı yetkililerin söylemlerinde öne çıkması bekleniyor.

Yrd. Doç. Dr., Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi 
Ortadoğu Analiz, cilt 9, sayı 82 (Eylül-Ekim 2017), s.24-27.
http://orsam.org.tr/files/OA/82/7_bayramsinkaya.pdf

The Second Term of President Rouhani



The Second Term of President Rouhani


Having won the 12th presidential election held on May 19 bygarnering 57% of the votes, Hojatoleslam Hassan Rouhani received official approval of Supreme Leader Ayatollah Ali Khamenei in the last week. And then, attending in swearing-in ceremony at Islamic Consultative Assembly, he has begun his second term as president of the Islamic Republic of Iran. Considering his election promises and political balances in the country, Rouhani was expected to make some changes in the cabinet for his second term. He had more than two months to put together his cabinet and conduct those changes.

Pressures on Rouhani during the Formation of the Cabinet

While preparing his new cabinet,President Rouhani faced some pressures from different segments of society and various political factions. Tensions rose between Rouhani and hardliners /conservatives who threatened Rouhani with Bani Sadr's fate. Bani Sadr was the first president of Iran who had to flee the country before completing his second year in office even though he had won 70% of the popular vote. Rouhani's brother was arrested for alleged corruption files. Likewise, the hostility between Rouhani's team and Revolutionary Guards has come to a head.

Additionally, reformist groups that supported Rouhani through the elections, pressured on himto coordinate the formation of cabinet and allocatea considerable number of ministerial seats to their fellows. Women organizations also launched a campaign to have women in the future cabinet. Former President Ahmadinejad had previously paved the way for women to be in the cabinet by appointingMarziyeh VahidDastjerdi as Minister of Health in his second cabinet.During his election campaign Rouhani underlined gender equality and women's rights and thus encouraged the movement to demand higher roles in the government. Thus, women's rights groups led campaigns to force President Rouhani, who selected three women as vice-presidents in his first term, to assign women as ministers. Meanwhile Vice President for Women and Family Affairs ShahindokhtMolaverdi stated she would not continue her job in the office if there were no women ministers. The parliament also supported the women's rights movement and 175 MPs signed a joint statement to have women appointed as ministers.

The biggest pressure that Rouhani faced, while picking his cabinet members, came from Supreme Leader Khamenei. Even though Khamenei has no authority over forming the cabinet, it has become a custom for presidents to get their cabinet members approved by Khamenei both as a matter of courtesy and also because it makes it easier to defend their choices. It was claimed that Rouhani and Khamenei had serious disputes over picking figures as ministers. Later on, the office Khamenei issued a statement confirming the authority of president to form his cabinet.However, it also indicated that Khamenei has been especially interested in selection of ministers for Foreign Affairs, Defense and Intelligence becausetheir operations fall to the jurisdiction of Supreme Leader. Additionally, it is thought that Rouhani looked for the consent of Khamenei for some other ministers because he used to criticize performance of government on economy, education and culture during his first term.

New Cabinet of Rouhani 

Considering the wishes of Supreme Leader, current political situation in the country, Rouhani was expected to form coalition government with many technocrats. In fact, he heldnumerous meetings with many people from the both sides of political spectrum, and high-ranking commanders of the Revolutionary Guards. Finally, he made the final version of the cabinet members' list and presented it to the approval of parliament on August 8.

According to the constitution of Iran, the ministers are answering both the parliament and the President. Profile and quality of people nominated by president to oversee ministries are reviewed in the parliament; only those approved by the parliament takeover ministerial seats. The parliament is to review the nominees during the next week. This process is expected to be passed relatively smooth because the majority of the deputiesare considered to be pro-Rouhani. Notwithstanding, it is likely that some heated debates take place since the parliament reviews proposed ministers and their projects one by one.

Eshaq Jahangiri, who ran in the elections but then withdrew in favor of Rouhani, maintains his position as the vice president. Rouhani proposed 17 ministers, and excluded Ministry of Science, Research and Technology. Ministry of Science is one of the most controversial ministries as the office-holder appoints university rectors. It is claimed that the office is currently left empty because of the disagreement between Rouhani and Supreme Leader Khamenei. Accordingly,eight out 17 seating ministers arereplaced. Foreign Affairs Minister Zarif, Interior Minister Abdol-Reza Fazli, Intelligence Minister Mahmoud Alavi, and Petroleum Minister BijanNamdarZanganeh maintained their positions.

One of the most interesting changes in the cabinet took place with related to the Ministry of Defense. Officers from the Revolutionary Guards were used to assume this post since 1993, however, for the first time President Rouhani has selected an officer from the army (artesh) to manage defense portfolio. Brigadier General Amir Hatami, former Deputy Defense Minister, has been proposed as the Minister of Defense. Thus, the Revolutionary Guards was not able obtain a post in the cabinet for the first time since the 1980's.

Another significant changewas about economy. Masoud Karbasianreplaced Ali Tayyeb-Niaas the proposed minister for Economic Affairs and Financein the 12th government.Karbasian previously served as a deputy minister at various ministries including Economic Affairs, Industry, Mining and Trade; and he is also known for his studies on globalization.

There are three controversial figures in the proposed cabinet. The first one is SeyedAlirezaAvaie who is proposed as Minister of Justice. It is claimed that, while he was a prosecutor in Dezful,he Avaie took part in the controversial executions of regime's opponents in 1988. Avaie, who was the head of Tehran Justice Administration from 2005 to 2014, is also added in the sanctions list of EU for alleged human rights violations. The second controversial figure is Mohammad Javad Azari Jahromi, 36, the youngest person in the proposed cabinet in order to seat as the Minister of Communications and Information Technology instead of Mahmoud Va'ezi. Jahromi is claimed to be responsible of the surveillance of online networks at the Ministry of Intelligence under former president Ahmadinejad. As for the proposed Minister of Energy, Habibollah Bitaraf, he took part in the occupation of U.S. Embassy taking American diplomats hostage in 1979.

Most of the ministers in the new government of Rouhani are technocrats. Some of them, Minister of Social Welfare Ali Rabi'ee, Minister of Energy HabibollahBitaraf, and Minister of Petroleum BijanNamdarZanganeh, previously served as ministers under Khatami governments.However, a few of them have political careers and affiliated with political parties (Bijan NamdarZanganeh - Kargozaran Party, Minister of Youth Affairs and Sports MesudSoltanifar - National Trust Party, Minister of Agriculture Mahmoud HojjatiNajafabadi - Islamic Participation Party. According to laws in Iran, Minister of Intelligence has to be a faqih (religious jurist). Current Intelligence Minister Mahmud Alavi, who was reinstated to his position, claims to be politically impartial. Minister of Interior Abdol-Reza Rahmani Fazli is known to be close with Ali Larijani, Speaker of Parliament.
Despite all the pressures, there is no woman in the new cabinet. Rouhani assigned two women (MasumeEbtekar and Laya Joneidi) as Vice President for Women and Family Affairs and Vice President for Legal Affairs. Molaverdi is appointed as an advisor about Citizenship Rights.
Rouhani'sproposed list for the new cabinet disappointed both his female supporters and the reformists.

Considering the distribution of seats in the parliament, this may not create a problem for Rouhani to get approval for his. However, if Rouhani won't take steps to compensate anticipations of the reformists and women's rights movement’s, the implicit coalition between technocrats and reformists may begin to dissolve in the mid run. The exclusion of Revolutionary Guards from the cabinet is a step forward for civilianization of politics. However, it is likely that the Revolutionary Guards, through their political alliances,would challenge President Rouhani in order to protect their interests invested in the system, which may raise new debates on civil-military relations. In his second term as president, Rouhani will focus on economic reforms. In this respect he is expected to avoid new crises in foreign policy, take steps to support economy, and persist on his discourse on constructive interaction, dialogue and cooperation. Still, this won't make much difference to Iran's policy towards the Middle East. Similar to his first term, Rouhani is expected to focus on economic policies and economic relations in his second term, and leave the management of existing crises in the Middle East to the Revolutionary Guards.

15.08.2017
http://orsam.org.tr/orsam/DPAnaliz/14486?dil=en

II. Ruhani Hükümeti


II. Ruhani Hükümeti

15.08.2017

19 Mayıs’ta yapılan 12. Cumhurbaşkanlığı seçimlerini oyların yüzde 57’sini alarak kazanan Huccetülislam Hasan Ruhani geçtiğimiz hafta  Rehber Ayetullah Ali Hamanei’den mazbatasını aldı ve İslami Şura Meclisinde yemin ederek ikinci dönem görevine başladı.Gerek seçim vaatlerini gerekse ülkedeki siyasi dengeleri gözeterek Ruhani’ninikinci döneminde hükümette bazı değişiklikler yapması bekleniyordu. Bu değişiklikleri yapmak için, yani yeni kabinesini oluşturmak için iki aydan fazla bir zamanı vardı.

Hükümet Kurma Sürecinde Ruhani Üzerindeki Baskılar

Cumhurbaşkanı Ruhani yeni hükümetinin hazırlıklarını yaparken çeşitli toplumsal kesimlerin ve siyasi grupların baskısı altında kaldı. Ruhani ile radikaller/muhafazakarlar arasındaki çekişme ve gerilim son derece yükseldi. Radikaller, Ruhani’yi yüzde 70’in üzerinde oy aldığı halde görevinde iki yılı doldurmadan ülkeden kaçmak zorunda kalan ilk Cumhurbaşkanı Benisadr’ın akıbeti  ile tehdit etti. Ruhani’nin kardeşi yolsuzluk iddialarıyla tutuklandı. Keza Ruhani’nin ekibi ile Devrim Muhafızları arasında çekişme doruğa çıktı.

Öte yandan seçim sürecinde Ruhani’ye destek veren reformcular, Cumhurbaşkanı Ruhani’ye yeni hükümeti kurarken kendileri ile görüş alış verişinde bulunması ve reformculara hükümette kayda değer bir yer verilmesi için baskı yapmaya başladı. Ayrıca kadın hakları grupları kadınlara kabinede yer verilmesi için kampanya başlattı. Eski Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın ikinci döneminde Sağlık Bakanlığı’na Vahide Dastjerdi’yi getirmesi, hükümette kadınlara yer verilmesinin önünü açmıştı. Ruhani’nin seçim kampanyası döneminde cinsiyet eşitliği ve kadın hakları üzerinde vurgu yapması, kadın  hareketini üst düzey görevlere talip olmak için cesaretlendirdi. Önceki dönemde üç kadını cumhurbaşkanı yardımcısı atayan Ruhani’nin ikinci döneminde kadınlara bakanlık vermesi için kampanya yürüttü. Bu süreçte Kadın ve Aileden Sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Şahindokht Molaverdi öne çıktı ve kabinede kadın bakan olmaması durumunda aynı görevi sürdürmeyeceğini açıkladı. Kadın hareketine parlamentodan da destek geldi ve 175 milletvekili yeni kabinede kadın bakan görevlendirilmesi için ortak bir bildiri imzaladı.

Hükümet kurma sürecinde Ruhani üzerindeki en büyük baskı Rehber Hamanei’den geldi. Yasal düzenlemelere göre Hamanei’nin hükümetin belirlenmesi sürecinde bir yetkisi olmadığı halde cumhurbaşkanlarının gerek nezaketen gerekse bakanlıklara önerdiği kişileri daha rahat savunabilmek için kabine listesini önce Hamanei’ye sunması ve onayını alması yönünde bir gelenek oluştu. Ruhani ile Hamanei arasında bakanlıklara getirilecek kişiler üzerinde ciddi anlaşmazlıklar olduğu iddialarının ortaya çıkması ve yayılması üzerine Hamanei’nin ofisinden bir açıklama yapıldı. Bu açıklamada hükümeti kurma görev ve yetkisinin cumhurbaşkanında olduğu hatırlatıldı, fakat kendi görev ve yetki alanlarına girmesi nedeniyle Rehber Hamanei’nin dışişleri, savunma ve istihbarat bakanlıkları ile özellikle alakadar olduğu belirtildi. Bununla beraber Hamanei’nin önceki dönemde Ruhani hükümetinin ekonomi, eğitim ve kültür alanlarında performansını sık sık eleştirmiş olması nedeniyle Ruhani’nin bu bakanlıklarla ilgili olarak da Hamanei’nin onayını almak istediği değerlendirilmektedir.

Yeni Ruhani Hükümeti 

Ruhani’nin Rehber’in isteklerini ve ülkedeki siyasi konjonktürü dikkate alarak teknokrat ağırlıklı bir koalisyon kabinesi oluşturması bekleniyordu. Nitekim, hükümeti kurmadan Devrim Muhafızları’nın  komuta kademesi dahil muhafazakar ve reformcu birçok grup ve kişiyle görüşmeler gerçekleştirdi. Nihayet, 8 Ağustos’ta yeni kabinesine son şeklini verdiği ve kabinede yer almasını istediği kişileri Meclis’e sundu.

İran anayasasına göre bakanlar hem cumhurbaşkanına hem de Meclis’e karşı sorumlu. Cumhurbaşkanının bakanlıklar için önerdiği kişiler Meclis’te ayrı ayrı görüşülüyor ve ancak güvenoyu aldıktan sonra bakanlık görevine başlayabiliyor. Önümüzdeki hafta boyunca Meclis’in bakan atamalarını tartışması ve görüşmesi bekleniyor. Meclis çoğunluğu Ruhani’ye yakın olduğu için bu aşamada pek sorun çıkması beklenmiyor. Bununla birlikte bakan adaylarının ve projelerinin Meclis’te ayrı ayrı görüşülecek olması nedeniyle bazı tartışmaların çıkması muhtemel.

Önceki dönemde cumhurbaşkanı yardımcılığı yapan ve seçimlerde aday olup daha sonra Ruhani lehine seçimden çekilen İshak Cihangiri  tekrar Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcılığına getirildi. Ruhani’nin önerdiği kabine listesinde 18 bakanlıktan 17’sine aday gösterildi, yalnızca Bilim, Araştırma ve Teknoloji Bakanlığına şimdilik kimse aday gösterilmedi. Üniversite rektörlerini atayan Bilim Bakanlığı en tartışmalı bakanlıklardan birsi ve Rehber Hamanei ile Ruhani arasındaki uzlaşmazlık nedeniyle  bu bakanlığa kimin getirileceğine karar verilemediği belirtiliyor. Diğer 17 bakanlıktan sadece sekizinde değişikliğe gidildi. Dışişleri Bakanı Zarif, İçişleri Bakanı Abdul-reza Rahman Fazli, İstihbarat Bakanı Mahmud Alavi, Petrol Bakanı Bijan Namdar Zanganeh yerlerini korudu.

Değişikliğe gidilen bakanlıklarda en dikkat çekici olanı Savunma Bakanlığı. 1993’ten beri Devrim Muhafızları Ordusundan subayların atandığı Savunma Bakanlığı’na ilk defa düzenli ordudan bir general önerildi. Önceki hükümette Savunma Bakan Yardımcısı olarak görev alan Tuğgeneral Amir Hatami yeni Savunma Bakanı olarak önerildi. Böylece, Devrim Muhafızları 1980’lerden beri ilk defa bir kabineye hiç bakan sokamadı.

Bir diğer dikkat çekici değişiklik Ekonomi ve Finans Bakanlığında yapıldı. 12. Hükümette Ekonomi ve Finans Bakanlığına Ali Tayyibnia’nın yerine Masoud Karbasian getirildi. Daha önce sanayi, petrol ve ticaret ve iktisat bakanlıklarında bakan yardımcılığı yapmış olan Karbasian, küreselleşme üzerine çalışmaları ile tanınıyor.

Yeni kabinede üç tartışmalı kişi var. Birincisi Adalet Bakanı olarak önerilen Seyed Alireza Avaie. Avaie’nin Dezful kentinde savcı olarak bulunduğu sırada, 1988’de rejim muhaliflerine yönelik  idamlarda rol aldığı ileri sürülüyor. 2005-14 yılları arasında Tahran Adliye Reisi olarak çalışan Avaie, insan hakları ihlalleri iddiasıyla AB’nin yaptırım listesinde bulunuyor. Mahmud Vaezi’nin yerine İletişim ve Telekomünikasyon Bakanlığına önerilen Mohammad Javad Azari Jahromi’nin – 36 yaşında, yeni kabinenin en genç bakanı - Ahmedinecad hükümeti döneminde İstihbarat Bakanlığında online haberleşmelerin gözetiminde ve denetiminde görev aldığı iddia ediliyor. Yeni Enerji Bakanı Habibollah Bitaraf ise 1979’da Amerikan elçiliğinin basılmasında ve Amerikalı diplomatların rehin alınmasında rol almış.

Yeni Ruhani hükümetinde bakanların çoğu teknokrat nitelikli. Bir kısmı daha önce Hatemi hükümetinde (Sosyal Refah Bakanı Ali Rabii, Enerji Bakanı Habibollah Bitaraf, Petrol Bakanı Bijan Namdar Zanganeh) görev almış kişilerden. Fakat çok az sayıda bakanın siyasi kariyeri ve siyasi partilerle bağlantıları (Bijan Namdar Zanganeh - Kargozaran Partisi, Spor ve Gençlik Bakanı Mesud Soltanifar - Milli İtimad Partisi, Tarım Bakanı Mahmoud Hojjati Najafabadi - İslami Müşareket Partisi) var. İstihbarat Bakanı, kanun gereği din adamı olması gerekiyor. siyaseten tarafsız olduğunu iddia eden mevcut İstihbarat Bakanı Mahmud Alavi tekrar bu göreve teklif edildi. İçişleri Bakanı Abdul-reza Rahman Fazlı ise muhafazakar ve Meclis Başkanı Ali Laricani’ye yakın bir kişi olarak tanınıyor.

Bütün baskılara rağmen yeni kabinede hiçbir kadına bakanlık verilmedi. Ruhani, iki kadını (Masume Ebtekar ile Laya Joneidi) Kadın ve Aile İşleri ile Hukuki İşlerden sorumlu cumhurbaşkanı yardımcılığına atadı. Molaverdi ise Yurttaş Hakları konusunda danışman olarak atandı. Ruhani’nin yeni kabine listesi hem kadın destekçileri arasında, hem de reformcular arasında hayal kırıklığına yol açtı. Bu durum Meclisteki dengeler dikkate alındığında kabinenin onaylanması sırasında pek problem olmayabilir. Fakat Cumhurbaşkanı Ruhani’nin reformcu kesimin ve kadın hareketinin beklentilerini karşılamak için yeni adımlar atmaması durumunda orta vadede teknokrat-reformcu koalisyonu sarsılabilir. 

Devrim Muhafızları’nın kabinede yer almaması, siyasetin sivilleşmesi açısından önemli bir adımdır. Bununla beraber Devrim Muhafızları’nın sistem içindeki çıkarlarını korumak için siyasi ittifak ilişkilerini kullanmak suretiyle Cumhurbaşkanı Ruhani’ye meydan okuması ve asker-sivil ilişkileri üzerinde yeni tartışmaların çıkması muhtemeldir. Ruhani’nin ikinci döneminde ağırlık ekonomik reformlara verilecektir. Bu doğrultuda dış politikada yeni krizlerden kaçınılması ve ekonomiyi destekleyecek adımlar atılması ve yapıcı etkileşim, diyalog ve işbirliği söylemlerini sürdürmesi beklenmektedir. Fakat bu İran’ın Ortadoğu ve bölge politikasında önemli bir değişikliğe yol açmayacaktır. Ruhani hükümetinin önceki dönemde olduğu gibi dikkatini ekonomi politikalarına ve ekonomik ilişkilere, yoğunlaştırması, Ortadoğu’daki mevcut krizlerde dosyayı Devrim Muhafızları’na bırakmaya devam etmesi beklenmektedir.

15.08.2017
http://orsam.org.tr/orsam/DPAnaliz/14486?dil=tr

Turkish-Iranian Rapprochement and President Erdogan's Visit to Iran

Turkish-Iranian Rapprochement and President Erdogan's Visit to Iran

09.10.2017

There has been a remarkable rapprochement between Ankara and Tehran in recent months. It is clear that certain developments in the Middle East have played a significant part in this rapprochement. The apparent rivalry between Turkey and Iran in various scenes that intensified after the Arab Spring and the subsequent regional crises adversely affected interests of the both countries. Especiallyongoing crises in Syria and Iraq for years have led an implicit understanding between the two governments to cooperate with each other for solutionof the regional issues, and not to rely much on extra-regional great powers. Additionally,the two countries have shared similar agendas to fight againstextremism, terrorism and sectarianism in the region. Recently, the growing partnership between the United States and PYD, affiliated tothe PKK, in Syria,hasdistressedboth Ankara and Tehran. The progress recorded in the Astana process started in January 2017 that aimed to contain armed clashes in Syrian, has served a confidence-building step in the relations between the two countries. Lastly, the 'independence referendum' held in the Iraqi Kurdistan Region is regardedas a common threatby the both countries. Meanwhile, the mutual exchanges between the Chiefs of the General Staffs in Turkey and Iran in a short span of time have added security and military dimensions to the growing cooperationbetween the two countries.

Institutionalization of bilateral relations,as well as regional security concerns and common security threats, has played a major role in the improvement of relations between Turkey and Iran. The establishment of the High-Level Cooperation Council (HLCC) between the two countries in 2014, and the invocation the Preferential Trade Agreement amidst occasionally rising tensions,areprofound steps taken in the name of institutionalizing bilateral relations. As a matter of fact,HLCC has been gathering in Ankara and Tehran by turns with the participation of the presidents and a large number of ministers for four years.

President Recep T. Erdoganpaid a visit to Tehran on October 4, in order to attend the fourth meeting of the HLCC.Erdogan, along with the Iranian President Rouhani, chaired the HLCC.President Erdoğan also met the Supreme Leader of Iran, Ayatollah Ali Khamenei. In addition to bilateral economic, political and security relations, however, regional affairs marked the agenda of the visit.

Bilateral Relations

During the visit, four memorandums of understanding were singed between the Ministry of Economy and Finance of Iran and the Turkish Ministry of Customs and Trade; the two central banks; the Turkish Prime Ministry Archives and the Iranian National Library and finally between TRT and IRIB. What’s more, the presidents of the two countries shared a joint statement that covers a wide range of issues from bilateral economic relations and to a number of regional issues. The parties have reiterated their goal to reach trade volumebetween the two countries above the level of $ 30 billion.

Four points regarding bilateral relations came to the forefront. The first is to trade with national currencies and the opening of branches of the Iranian and Turkish national banks in the two countries. This issue has been on the agenda for some years, but not been put into practice because of the American and UN sanctions against Iran. The second issue was to keep the three customs gates (Doğubeyazıt, Kapıköy and Esendere) on the land border of the two countries open for twenty-four hours in order to encourage mutual trade and travel. The third issue was energy cooperation. It was agreed that more Turkish investors would be involved in the efforts to develop the Iranian natural gas industry, while Turkey would increase the amount of gas it bought from Iran. However, detailed information was not provided in this topic. In addition to the mutual interests of the two countries in the energy sector, this issue will continue to be on the agenda of Turkey-Iran relations in the coming days as the current gas pipeline agreement, which was signed in 1996, is about to expire.

Regional Cooperation

As the visit was realized just after the Turkish Chief of the General StaffHulusiAkar had visited Tehran on October 2, the attention was drawn upon military-security cooperation. Besides, prospective cooperation between Turkey and Iran against the Iraqi Kurdistan Region (KRG), which heldthe referendum despite all warnings, was brought to the agenda. The foreign ministers of Turkey, Iran and Iraq had previously gathered in New York on 20 September and issued a joint declaration signifying their commitment to preserving Iraq's territorial integrity, and their opposition to the referendum. During Erdogan's visit, strong messages were given in the joint statement of the presidents, the joint press conference and the Erdogan-Khamenei meeting, for the development of security cooperation between the two countries and the protection of the territorial integrity of Iraq.

It was emphasized in the joint declaration that strengthening current cooperation mechanisms between the two countries againstthe PKK and PJAK elements in the borders of the two countries and taking joint steps tofight organized crime and terrorism are in the interests of both countries. Paying homage the Iraqi constitution, territorial integrity and sovereignty of Iraq, the parties rejected the 'illegal and illegitimate referendum' held in the Iraqi Kurdistan Region, and asked Iraqi Kurdish officials to step back. In this context, the Iraqi government’smeasures to protect its territorial integrity and political unityare backed up. During his meeting with Erdogan, Ayatollah Khamenei stated that the referendum is a betrayal anda threat to the future of the region. He also stated that Iran and Turkey should take every possible step to fight the referendum.

One of the most significantoutcomes of the visit was the establishment of a consultation mechanism between Turkey, Iran and Iraq to coordinate their sanctions against the KRG. At a press conference with Erdogan, Rouhani stated that the three countries would not allow the political borders of the region to change and would take necessary and serious measures against such a development. President Erdogan said that the three countries would take more serious decisions together, and if the KRG do not step back, it would be isolated. Erdoganalso said that they would decide together with Iraq and Iranwhether to stop the oil exports from the Kurdistan region.
As a result, the two countries have expressed at the highest level that they will act together against the KRG’s independence initiative. It was also revealed that Turkey and Iran would coordinate their measures and sanctions against the KRG with the Iraqi central government. Hence, Ankara and Tehran seem to have decided to follow Baghdad before taking anyunilateral step against the KRG. Both countries, however, are likely to encourage the Iraqi central government to take rigorous measures against the KRG. In any case, the scope of cooperation and the measures to be taken against the KRGamongthe three countries will be determined by the course of Arbil-Baghdad relations.

http://orsam.org.tr/orsam/DPAnaliz/14513?dil=en

Türkiye-İran Yakınlaşması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İran Ziyareti

Türkiye-İran Yakınlaşması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İran Ziyareti

09.10.207


Ankara ile Tahran arasında son aylarda dikkat çekici bir yakınlaşma var. Bu yakınlaşmada Ortadoğu’da meydana gelişmelerin önemli payı olduğu açık. Arap baharının ardından Türkiye ile İran arasında çeşitli boyutları ile ortaya çıkan rekabet ve bölgesel krizler her iki ülkenin de menfaatlerini olumsuz etkiledi. Özellikle Suriye’de ve Irak’ta yıllardır süren krizler her iki hükümeti bölgesel meselelerin çözümünde işbirliği yapmak ve bölge dışı büyük güçlere itimat etmemek hususunda birleştirdi. Öte yandan bölgede aşırıcılık, terörizm ve mezhepçiliğe karşı mücadele iki ülkenin ortak gündemi oldu. Son aylarda ABD’nin PKK’nın Suriye kolu PYD ile aktif işbirliğine girmesi hem Ankara’yı hem de Tahran’ı rahatsız etti. Suriye meselesi ile ilgili olarak Ocak 2017’de başlayan Astana sürecinde kaydedilen ilerleme, iki ülke ilişkilerinde güven artırıcı bir adım oldu. Son olarak ‘Irak Kürdistan Bölgesi’nde düzenlenen ‘bağımsızlık referandumu’ iki ülkede ortak tehdit şekliden değerlendirildi. Bu süreçte iki ülke genelkurmay başkanlarının kısa süre içerisinde gerçekleştirdikleri karşılıklı ziyaretler ile Türkiye-İran ilişkilerine güvenlik ve askeri işbirliği boyutu eklendi.

Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin gelişmesinde ortak güvenlik tehditleri ve bölgesel kaygıların yanı sıra ikili ilişkilerin kurumsallaşmasının büyük rolü var. Zaman zaman yükselen gerilime rağmen iki ülke arasında 2014’te Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin(YDİK) kurulması ve Tercihli Ticaret Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi ikili ilişkilerin kurumsallaşması adına atılan önemli adımlar oldu. Nitekim YDİK dört yıldır cumhurbaşkanları ve çok sayıda bakanın katılımıyla, istikrarlı bir şekilde dönüşümlü olarak Ankara ve Tahran’da toplanıyor.

Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan YDİK’in dördüncü toplantısına katılmak üzere 4 Ekim’de Tahran’a gitti. Ziyaretin gündeminde hem ikili ilişkiler hem de bölgesel meseleler vardı. Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile birlikte YDİK’e başkanlık etti. Ayrıca ‘İslam Devrimi Rehberi’ Ayetullah Ali Hamanei ile bir araya geldi.

İkili İlişkiler

Ziyaret sırasında İran Ekonomi ve Finans Bakanlığı ile Türk Gümrük ve Ticaret Bakanlığı arasında; iki ülke merkez bankaları arasında; Türkiye Başbakanlık Arşivleri ile İran Milli Kütüphanesi arasında ve TRT ile IRIB arasında dört ayrı mutabakat zaptı imzalandı. Ayrıca iki ülke cumhurbaşkanları ikili ilişkilerden çeşitli bölgesel meselelere kadar bir dizi konuyu içeren ortak bildiri yayınlandı. İki ülke arasında 30 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşma hedefi tekrar edildi.

Ziyarette ikili ilişkiler ile ilgili dört husus öne çıktı. Birincisi ulusal para birimleri ile ticaretin ve iki ülke ulusal bankalarının karşılıklı olarak şube açmalarının önünün açılması. Bu konu daha önce de gündeme geldiği halde İran’a yönelik Amerikan ve BM yaptırımları nedeniyle uygulamaya geçilememişti. İkinci konu, karşılıklı ticaretin ve gidiş-gelişlerin teşvik edilmesi için iki ülke kara sınırında bulunan üç gümrük kapısının (Doğubeyazıt, Kapıköy ve Esendere) yirmidört saat açık tutulmasında prensip olarak anlaşmaya varıldı. Üçüncü konu enerji işbirliği idi. İran doğal gaz sanayisini geliştirme çabalarına daha fazla Türk yatırımcının dahil olması, buna karşılık Türkiye’nin İran’dan aldığı gaz miktarını artırması konusunda görüş birliğine varıldı. Fakat bu konuda detaylı bilgi verilmedi. İki ülkenin enerji konusunda karşılıklı ilgisi ve çıkarının yanı sıra 1996 yılında imzalanan mevcut doğalgaz anlaşmasının süresinin dolmak üzere olması nedeniyle bu konu önümüzdeki günlerde Türkiye-İran ilişkilerinin gündeminde olmaya devam edecek.

Bölgesel İşbirliği

Ziyaretin, Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar’ın 2 Ekim’de Tahran’a yaptığı ziyaretin ardından yapılması dikkatlerin muhtemel askeri-güvenlik işbirliğine çevrilmesine neden oldu. Yanı sıra, Türkiye’nin ve İran’ın bütün uyarılara rağmen referandumu yapan ‘Irak Kürdistan Bölgesi’ne (IKBY) karşı muhtemel işbirliğini gündeme getirdi. Türkiye, İran ve Irak dışişleri bakanları daha önce 20 Eylül’de New York’ta bir araya gelmiş, ortak bir bildiri yayınlamıştı. Bildiride tarafların Irak’ın toprak bütünlüğüne bağlılığı ve referanduma karşı oldukları vurgulanmıştı. Erdoğan’ın ziyareti sırasında cumhurbaşkanları ortak bildirisinde, ortak basın açıklamasında ve Erdoğan-Hamanei görüşmesinde iki ülke arasında güvenlik işbirliğinin geliştirilmesi ve Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması için güçlü mesajlar verildi.

Ortak bildiride iki ülke sınırlarında PKK ve PJAK unsurlarına karşı mevcut işbirliği mekanizmalarının güçlendirilmesinin ve organize suç örgütleri ile terörizme karşı mücadelede ortak adımlar atılmasının iki ülkenin de menfaatine olduğu vurgulandı. Irak anayasasına, toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı yinelenerek Irak Kürdistan Bölgesinde yapılan‘illegal ve gayrimeşru referandum’ reddedildi ve bu adımın geri alınması talep edildi. Bu çerçevede, Irak hükümetinin toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini koruması için attığı adımlara destek verildi. Erdoğan ile görüşmesinde Ayetullah Hamanei, referandumun bölgeye ihanet ve bölgenin geleceğine tehdit olduğunu belirtti. İran ve Türkiye’nin referandumla mücadele için mümkün olan her adımı atması gerektiğini söyledi.

Ziyaretin en önemli sonuçlarından birisi Türkiye, İran ve Irak arasında IKBY’ye karşı alacakları yaptırım kararlarını koordine etmek için istişare mekanizması kurulması oldu. Erdoğan ile birlikte yaptığı basın toplantısında Ruhani, üç ülkenin bölgedeki siyasi sınırların değişmesine izin vermeyeceklerini, bunun için gerekli ve ciddi tedbirleri alacaklarını belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, üç ülkenin bundan sonra birlikte daha ağır kararlar alacaklarını, geri adım atmaz ise IKBY’nin izole edileceğini söyledi. Erdoğan, ziyaretin ardından yaptığı açıklamada Kürdistan bölgesinden petrol ihracatının durdurulup durdurulmayacağına üç ülkenin birlikte karar vereceğini ifade etti.

Sonuç olarak, iki ülke IKBY’nin bağımsızlık girişimine karşı birlikte hareket edeceklerini en yüksek düzeyde ifade etti. Ayrıca Türkiye ve İran’ın IKBY’ye karşı alınacak tedbirleri ve yaptırım kararlarını Irak merkezi hükümeti ile koordine edecekleri ortaya çıktı. Dolayısıyla,Ankara ve Tahran, ayrı ayrı veya birlikte IKBY’ye karşı bir adım atmadan önce Bağdat’ı izlemeye karar vermiş görünüyor. Bununla beraber her iki ülkenin de Irak merkezi hükümetini IKBY’ye karşı sert tedbirler alması için teşvik etmesi muhtemel. Her hâlükârda üç ülke arasında IKBY’ye karşı alınacak tedbirlerin ve işbirliğinin kapsamını Erbil-Bağdat ilişkilerinin seyri belirleyecek.

http://orsam.org.tr/orsam/DPAnaliz/14513?dil=tr

İran’ın ‘Kürdistan Bağımsızlık Referandumu’na Karşı Tepkisi

İran’ın ‘Kürdistan Bağımsızlık Referandumu’na Karşı Tepkisi

20.09.2017
http://orsam.org.tr/orsam/DPAnaliz/14503?dil=tr


IKBY Başkanı Mesud Barzani’nin 7 Haziran’da Kürdistan bölgesinin bağımsızlığı için 25 Eylülde referandum yapılacağını ilan etmesinden sonra İran’da hemen her kesimden bu girişime karşı olumsuz ve sert tepki geldi.İranlı yetkililer her fırsatta bağımsızlık referandumun kararının Irak’ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tehdit edenyanlı bir karar olduğunu savundu ve Irak Kürt liderlerinin bu karardan vazgeçmesini istedi.

İranlı yetkililer referandum kararından sonra yapılan karşılıklı ziyaretlerde IKBY’yi referandum girişiminden vazgeçirmeye çalıştı. İran’ın daveti üzerine Temmuz ayının ortalarında Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden (KYB) bir heyet (Celal Talabani, Molla Bahtiyar, Kosrat Rasul Ali vd.) Tahran’a gitti ve İranlı yetkililerle görüştü. Yüksek Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri ve Ayetullah Hamanei’nin konseydeki temsilcisiAli Şamhani heyeti kabulünde referandumun halkın önceliği veya ihtiyacı olmadığını, Kürdistan’ı ve bütün Irak’ı zayıflatacağını söyledi.

Tahran Cuma İmamı Ahmed Hatemi, 15 Eylül’de yaptığı konuşmada referandumu yeni bir İsrail kurma komplosunun bir parçası olduğunu iddia etti. Bölge ülkelerinin karşı olmasına rağmen İsrail’in referandumu açıkça desteklediğini hatırlatarak Kürdistan bölgesi yetkililerinin akıllarını  başlarına almaları ve Israil komplosundan vazgeçmeleri çağrısı yaptı. Ayetullah Hamanei’nin danışmanı Ali Ekber Velayeti, bağımsızlık referandumunun Irak’ın parçalanmasının ilk adımı olacağını belirtti ve bu adımın bölge ülkelerini zayıflatıp, yabancıların, özellikle Siyonistlerin bölgeye nüfuz etmesinin önünü açacağını ileri sürdü.

İran yönetimi, IKBY’nin bağımsızlık referandumunu ilk defa gündeme getirdiği 2014’te açıkça karşı çıktı ve o zamandan beri her fırsatta Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasına verdiği önemi dile getirdi. Referandumun tekrar gündeme gelmesinden sonra İran ilk etapta Erbil ile Bağdat arasında görüşmeler yoluyla bu meselenin halledilmesini istedi ve taraflar arasında arabuluculuk yapabileceğini belirtti. Hatta Kudüs Ordusu Komutanı Kasım Süleymani, geçtiğimiz hafta Erbil ve Süleymaniye’de KDP, KYB ve Goran yetkilileri ile görüştü. Süleymani, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasının İran’ın kırmızı çizgisi olduğunu belirtti. Referandumun iptal edilmesi durumunda İran’ın Erbilile Bağdat arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için çalışacağını, aksi halde IKBY’nin karşılacağı muhtemel tehditlere karşı yalnız başına kalacağını söyledi.

İran’ın ikinci adımı bölge ülkeleri ile, özellikle Türkiye ile temasa geçerek ortak bir duruş belirlenmesi için çalıştı. İran Genelkurmay Başkanı Bagheri’nin15-17 Ağustos’ta Ankara’ya yaptığı ziyarette gündemdeki maddelerden birisi IKBY’nin referandum girişimi idi. Bagheri ile Türkiye Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar daha sonra yaptıkları telefon görüşmesinde de bu konuyu ele aldı. Akar’ın önümüzdeki günlerde Tahran’a ziyaret yapması bekleniyor. Düzenin Yararını Teşhis Heyeti’nin başkanı Ayetullah Şahrudi ile genel sekreteri, Devrim Muhafızları Ordusu’nun eski komutanı Muhsin Rezai Eylül başında Bağdat’a gitti ve Iraklı yetkililerle bir dizi görüşme yaptı.

IKBY’nin referandumun yapılacağı konusunda ısrarcı olması üzerine Tahran,Irak Kürdistan yönetimine gözdağı vermeye başladı. Ali Şamhani, IKBY’nin bağımsızlığını ilan etmesi durumunda İran’ın Irak Kürdistanı ile ilişkilerini gözden geçireceğini, sınır kapılarının kapatılabileceğini ve IKBY ile İran arasında akdedilen askeri ve güvenlik işbirliği anlaşmalarının askıya alınabileceğini söyledi. Süleymani’nin Irak’taki temasları sırasında muhataplarını Haşdi Şaabi’nin harekete geçmesiyle tehdit ettiği iddia edildi.

İran referanduma neden karşı çıkıyor?

Aralarında zaman zaman ortaya çıkan anlaşmazlıklara rağmen IKBY kuruluşundan beri İran ile iyi ilişkiler içerisinde idi.Hatta İran IKBY’nin Irak içerisinde federal bir bölge olmasını destekleyen tek bölge ülkesi idi. Buna rağmen İran neden IKBY’nin bağımsızlığına karşı çıkıyor?

Uluslararası sistem ve bölge ülkeleri tarafından egemen bir devlet olan Irak’ın toprak bütünlüğünün parçalanması bölgede yeni güvenlik sorunlarını tetikleyebilir. Irak’ın parçalanması Suriye, İran ve Türkiye’de de ayrılıkçı hareketleri cesaretlendirebilir.Bu süreç sadece Kürtleri değil diğer etnik grupları da etkileyebilir. Bu nedenle birçok etnik azınlığın bulunduğu İran bu süreçten rahatsızlık duyuyor.

Ayrıca, Irak hükümetinin referanduma karşı çıkması ve Kerkük gibi tartışmalı bölgelerin kontrolü Kürtler ile Irak yönetimi arasında çatışmaya neden olabilir. Dolayısıyla, Irak Kürtlerinin bağımsızlık girişimi hem Irak içerisinde hem de bölgesel düzeyde istikrarsızlığa ve yeni çatışmalara neden olabilecek bir adım olarak görülüyor. Dahası bölgede ortaya çıkması muhtemel yeni çatışma ve krizler IŞİD karşıtı mücadeleye ket vurabilir.

İran’ın batı sınırlarının güvenliği için Irak’ta istikrarın sürdürülmesi önemli. Oysa referandumun muhtemel çatışmaları tetiklemesi, İran’ın batı sınırlarının istikrarsızlaşması ve güvenliğinin tehlikeye düşmesi anlamına geliyor.  Halihazırda İran’a karşı mücadele veren silahlı Kürt hareketlerinin (KDP-İ, Komala, PJAK vd.) IKBY topraklarını kullanması İran’ın kronik güvenlik sorunlarından birisi. Son zamanlarda bu grupların İran karşıtı faaliyetlerini şiddetlendirmesi Tahran’ı alarma geçirdi.

İranlıların değerlendirmelerine göre bağımsızlık referandumu halkın bir talebi değil, Barzani’nin kişisel hesabı. Kürt liderlerin önemli bir kısmı referanduma karşı çıkıyor. Dolayısıyla referandum sürecinde Kürt gruplar arasında çatışma çıkması muhtemel. Bu da bölgede yeni bir istikrarsızlık kaynağı olabilir.

ABD, BM ve Avrupa ülkeleride  en azından söylemsel düzeyde referanduma karşı çıkıyor. BM ve Avrupa ülkeleri referandumu izlemek için gözlemci göndermeyi de reddetti.Görünürde referanduma karşı çıkmasına rağmen bir çok İranlı analist ABD’nin referandumun arkasında olduğunu düşünüyor. 1990’ların başından beri İran’ın en büyük korkularından birisi Irak Kürdistan bölgesinin İsrail’in rahatça kullanabileceği bir sahaya dönüşmesi. Şimdi İsrail’in referandumu açıkça desteklemesi ve Amerikan yönetiminin bölgesel politikalarına karşı duyulan şüpheler İran’ın kaygılarını depreştiriyor.

Irak Kürdistan bölgesinin bağımsız olması durumunda İran’ın bölgeye müdahale ihtimali azalabilir. Bugüne kadar farklı Kürt gruplarla ikili ilişkileri, Erbil yönetimi ile ilişkileri veya Bağdat üzerinden bölgeye rahatlıkla müdahale edebiliyordu. Ayrıca, İran yönetimi Kürtler üzerindeki etkisini genel Irak siyasetinde de kullanabiliyordu.  ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra ortaya çıkan Şii-Kürt ittifakında İran rolü ve çıkarları yadsınamaz. Dolayısıyla İran, Irak’a yönelik politikalarda etkili bir maniveladan mahrum kalabilir.Öte yandan Irak içerisinde federal bir bölge olarak IKBY siyasi ve güvenlik açılarından Tahran’ın desteğine muhtaçtı. Nitekim bu durum IŞİD tehdidi sırasında net bir şekilde görüldü. Bu asimetrik ilişki, İran’a Iraklı Kürtler üzerinde baskı yapma fırsatı sağlıyor. Bununla beraber, IKBY’nin bağımsızlığını ilan etmesi ve uluslararası toplum tarafından egemen bir devlet olarak tanınması, İran’ın Kürtler üzerindeki nüfuzunu azaltabilir.

20.09.2017

Iran's Reaction to the 'Kurdistan Independence Referendum'



Iran's Reaction to the 'Kurdistan Independence Referendum'

The announcement of Masoud Barzani, President of the Kurdistan Region in Iraq (KRG) on June 7 that a referendum for independence of the Kurdistan regionwould be held on September 25 sparked harsh reactions from almost all parts of the Iranian administration. Iranian officials have arguedon all occasions that the decision for independence referendum is a one-sided decision that threatens sovereignty and territorial integrity of Irak, and urged the Iraqi Kurdish leaders to give up on this decision.

Through mutual visits subsequent to the announcement of referendum, Iranian officials tried to persuade the KRG to shelve itsdecision. In response to invitation of Iran, a delegation of the Patriotic Union of Kurdistan (PUK) including Jalal Talabani, Mullah Bahtiyar, Kosrat Rasul Ali went to Tehran in the middle of July, and met Iranian officials. Secretary General of Iran’s Supreme National Security Council (SNSC)and Ayatollah Khamenei's representativeat the SNSC, Ali Shamkhani warned the delegation that the referendum was not a priority, or need of people, and it would weaken Kurdistan and all Iraq.

Ahmad Khatami, Tehran's Friday prayer leader,claimed in his speech delivered on September 15 that the independence ‘referendum ispart of a plot to create another Israel in the region.’ Recalling the fact that while the regional countries are opposing the referendum only Israel publiclysupports it, he calledauthorities in the Kurdistan region to ‘come to their senses and give up the Israeli plot.Likewise, Ali Akbar Velayati, senior adviser of Ayatollah Khameneiclaimed that the independence referendum would be the first step for the disintegration of Iraq, and argued that this would weaken regional countries, and pave the ground for penetration of foreigners, especially Zionistsinto the region.

Iranian government plainlyrejectedthe independence referendum when it was first put forward by KRG in 2014, and since thenit has continuously stated the importance of protecting Iraq's territorial integrity. When the referendum issuecame back to the agenda, Iran initially wanted this issue to be dealtwith through negotiations between Arbil and Baghdad, and declared its readiness to mediate between the parties. In fact, Qassem Suleimani, Commander of the Quds Force of the Islamic Revolutionary Guard Corps (IRGC)recently met the KDP, PUK and Gorran officials in Arbil and Sulaymaniyah. He is reportedly reminded his collocutors thatsafeguarding territorial integrity of Iraq is regarded by Iran as the red line. He promised that Iran wouldstrive for the improvement of relations between Arbil and Baghdad, if the referendum were cancelled; otherwise, the KRG wouldbe left alone against potential threats.

The second step taken by Iran is to talk with regional countries,especially with Turkey, and to take a jointposition against the referendum. In was on the agenda of Geneal Bagher,
Chief of General Staff of Iranian Armed Forces, when hepaid a rare visit to Ankara on 15-17 August. Later on, Bagheri and his Turkish counterpart, General Hulusi Akar addressed the given issue in atelephone conversation.  Akar is expected to visit Tehran in the coming days. Additionally, Ayatollah Shahroudi, Chairman of Expediency Discernment Council, and Mohsen Rezaee, Secretary General of the given Council and former commander of IRGC,visited Baghdad in early September, and held a series of talks with Iraqi officials.

Because of the KRG’s insistence on holding the referendum on the scheduled day, Tehran has begun to intimidate on the Iraqi Kurdistan leaders. Ali Shamkhani indicated that if the KRG declared its independence, Iran mightrevise its relations with the Iraqi Kurdistan, close theborder gates, andsuspend military and security agreements between the KRG and Iran. It was alleged that Suleimanithreatened his interlocutors during his visit to Iraq byany action of Hashd al-Shaabi.

Why does Iran oppose the referendum?

Despite occasional disputes between them, Iran has been in good relations with the KRG since its foundation. In fact, Iran was the only regional country to support the KRG as a federal region within Iraq. Yet, why does Iran oppose independence of the KRG?

First, from the Iranian point of view, disintegration of the territorial integrity of Iraq that isrecognised as a sovereign state by the international system and regional statesmay trigger new security challenges in the region. The disintegration of Iraq could encourage separatist movements in Syria, Iran and Turkey. This process can affect not only the Kurds but also other ethnic groups. For this reason, Iran, hosting many ethnic minorities, is highly concerned with this process.

Additionally, the rejection of the referendum by the Iraqi Government,and disagreements overcontrol of the disputed territories,including Kirkuk,mayunleasharmed clashes between the Kurds and the Iraqi Government. Hence, the Iraqi Kurdish bid for independence is seen as a step that can bring about instability and new conflicts both inside Iraq, and in the region. Moreover, newconflicts and crises that is highly likely to arise in the region may hinder the struggle against ISIS.

It is also crucial to maintain stability in Iraq for the security of Iran’s western borders. However, in case the referendum triggers new conflicts in Iraq, Iran’s western borders may be destabilized and the security may fall into danger. For long years,Iran has already faced security challenges arising from the armed activities of Kurdish movements(KDPI, Komala, PJAK etc.)based in Iraqi Kurdish territories. The fact that these groups have recently intensified their anti-Iran activities has alarmed Iran.

Holding a referendum for independence, according to the evaluations of Iranian officials, is not demanded by people, but is required for personal accounts ofBarzani. A significant number of Kurdish leaders are opposing it. Therefore, it is likely that new clashes may take place between the opposing Kurdish groupsduring the referendum. This, in turn, could be a new source of instability in the region.

The United States, the UN, and the European countries are, at least rhetorically, opposing to the referendum as well. The UN and European countries also refused to send observers to oversee the referendum. Despite its ostensible opposition to the referendum, many Iranian analysts blame the United States is to engineer all this stuff.Additionally, one of the long-term concerns of Iran, since the early 1990s,with regard to the Iraqi Kurdistan is its potential turninto an arena that could be easily exploited by Israel. Now, the plain support of Israel given for the referendum, and Iranian suspicions towards the American policies in the region highlight its concerns.

Finally, prospective independence of the Iraqi Kurdistan may decrease Iranian capacity to interferein the region. Till the present time, Iran hasbeen able to intervene in the region through its bilateral relations with different Kurdish groups, the Arbil Administration or Baghdad. Moreover, Tehran could use its influence over the Kurds in the overall Iraqi politics. The Iranian role and interests cannot be denied in the Shiite-Kurdish alliance that emerged after the US occupation of Iraq. Therefore, Iran can be deprived of an effective leverage on Iraqi politics. On the other hand, as a federal region in Iraq, the KRG has been in need of Tehran's support from the political and security perspectives. As a matter of fact, this hasbeen clearly seen during the ISIS threat. This asymmetric relationship has provided Iran with the opportunity to put pressure on Iraqi Kurds. However, the declaration of independence of the KRG and its recognition as a sovereign state by the international community can reduce Iran's influence on the Kurds.

20.09.2017
http://orsam.org.tr/orsam/DPAnaliz/14503?dil=en

İran Genelkurmay Başkanı Bagheri’nin Türkiye Ziyareti

İran Genelkurmay Başkanı Bagheri’nin Türkiye Ziyareti


İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Hüseyin Bagheri, Türk mevkidaşı Org. Hulusi Akar’ın daveti üzerine 15-17 Ağustos tarihlerinde Ankara’ya bir ziyaret gerçekleştirdi. Bagheri’ye İslam Devrimi Muhafızları Ordusu’nun Kara Kuvvetleri Komutanı Muhammed Pakpur dahil çok sayıda üst düzey askeri yetkiliden oluşan bir heyet eşlik etti. Bagheri,ziyaret sırasında Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Nurettin Canikli ve Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan ile görüştü.

Bagheri, Ankara’ya vardıktan sonra İran televizyonuna yaptığı açıklamada Türkiye’yi  bölgede ve İslam dünyasında önemli bir yeri olan mühim komşularından birisi diye nitelendirdi. Bölgesel gelişmeler ile güvenlik meselelerine işaret eden Bagheri, bu çerçevede böyle bir ziyaretin gerekli olduğunu belirtti. Nitekim, Bagheri’nin Ankara temaslarında üç husus öne çıktı; ikili güvenlik ilişkileri, sınır güvenliği ve terörizme karşı mücadele; Suriye’de meydana gelen gelişmeler ve Irak Kürdistan Bölgesi Hükümeti’nin (IKBY) bağımsızlık referandumu hazırlığı.

İkili Güvenlik İlişkileri ve Sınır Güvenliği

Türkiye ile İran ilişkilerinde öne çıkan en önemli hususlardan birisi sınır güvenliği. Türk yetkililer uzun yıllar boyunca PKK’nın İran sınırını kullanarak Türkiye topraklarında terör eylemleri yapmasından şikayetçi oldu. Ayrıca iki ülke arasındaki sınır, kaçakçılık ve uyuşturucu kaçakçılığı sorunlarıyla öne çıktı. Ankara ile Tahran arasında sınır güvenliğinin artırılması, terörizm, kaçakçılık ve uyuşturucu ile mücadele çerçevesinde çeşitli adımlar atıldı. Temelleri 1992’de atılan ortak güvenlik komisyonları (İçişleri bakanlıkları müsteşarlarından müteşekkil Yüksek Güvenlik Komisyonu, müsteşar yardımcılarından oluşan Ortak Güvenlik Komitesi ve sınır bölgelerinde görev yapan güvenlik görevlileri düzeyinde toplanan Güvenlik Alt Komiteleri) belirli aralıklarla toplandı ve bir dizi protokol imzalandı. Ne var ki 2010 yılından sonra ikili güvenlik işbirliği kesintiye uğradı.İkili siyasi ve ekonomik ilişkiler gelişme kaydederken güvenlik ilişkileri sınırlı kaldı. Güvenlik işbirliğindeki kesinti ve sınırdaki sorunların devam etmesi üzerine Türkiye sınır güvenliğini artırmak için İran sınırına 2 metre genişliğinde, 3 metre yüksekliğinde ve 500 kilometre uzunluğunda duvar örmeye karar verdi ve Ağustos ayının başında duvarın inşasına başladı. İran tarafı, Türkiye’nin sınıra duvar inşa etmesini hem sınır güvenliğinigüçlendirmesi, hem de kaçakçılıkla mücadele yardımcı olması temennisiyle ve memnuniyetle karşıladı.

Gerek bazı komşularındaki istikrarsızlık, gerekse çeşitli ayrılıkçı silahlı hareketlerin geçişken sınırları kullanması, İran için sınır güvenliği meselesini hep öne çıkardı.  PKK’nın İran kolu PJAK’ın yanı sıra KDP-İran ve Komala gibi İran Kürt militan hareketlerinin geçtiğimiz yıllarda silahlı faaliyetlerine tekrar başlaması İran’ı batı sınırlarında güvenlik alarmına geçirdi. Geçtiğimiz Mayıs ayında PJAK ile İran güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada iki İranlı askerin ölmesi ve yedi askerin yaralanmasından sonra Sınır Muhafızları Komutanı Kasım Rızayi, saldırganların  Türkiye’den girdiğini belirtmiş, sınırı koruma sorumluluğundan bahsederek Türkiye’yi eleştirmişti. Son aylarda İran’ın batı ve kuzeybatı (Irak ve Türkiye) sınırları ile ilgili hassasiyetini artıran iki önemli gelişme daha oldu. Birincisi, ABD’nin İran üzerindeki baskıyı artırması ve İran ile Suudi Arabistan arasındaki gerilim gibinedenlerle uluslararası güçlerin silahlı İran Kürt hareketini teşvik etmesi ihtimali belirdi. Nitekim bu Kürt milisleri son zamanlarda İran topraklarındaki silahlı faaliyetlerini artırdı. İran’ın sınır güvenliği hassasiyetini artıran ikinci husus ise IŞİD tehdidi. Haziran ayında Tahran’da İran Meclis binasına terörist saldırı düzenleyen IŞİD, bir müddettir İran’ı tehdit etmeye devam ediyor ve ülkedeki Sünnileri (Kürtleri ve Belucileri), Şii rejimine karşı ayaklanmaya çağırıyor.

Bu çerçevede İran, Türkiye ile sınır güvenliğinin artırılmasına büyük önem vermeye başladı.İki ülke arasında güvenlik işbirliğinin geliştirilmesi için içişleri bakanları müsteşarları düzeyinde oluşturulan ortak çalışma grubunun ilk toplantısı 25 Temmuz’da Tahran’da düzenlendi. Bagheri’nin Türkiye ziyaretini değerlendiren Devrim Muhafızları Sözcüsü Ramezan Şerif, ülkesinin sınır güvenliğinin artırılması için Türkiye ile iyi bir anlaşma arayışında olduğunu söyledi.

Bagheri’nin ziyareti sonunda iki ülke arasında güvenlik alanında üst düzey ziyaretlerin sürdürülmesi konusunda mutabakata varıldı. Bagheri’nin açıklamalarına göre iki ülke ortak eğitim programlarının düzenlenmesi, askeri öğrenci değişimi ve terörizme karşı istihbarat paylaşımı yapılması konusunda adımlar atacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Türkiye ile İran’ın PKK’nın yerleştiği Kandil dağına ve Sincar’a ortak operasyonlar yapmasının an meselesi olduğunu söyledi. Erdoğan, bu meselenin uzun zamandan beri gündemde olduğunu ve Bagheri’nin ziyaretinde de bu konunun ele alındığını belirtti.

Bölgesel Meseleler ve Ankara-Tahran İlişkileri

Bagheri’nin Ankara temaslarında öne çıkan ikinci husus Suriye’deki gelişmelerdi. Astana sürecinde işbirliği yapan iki ülke Suriye’de oluşturulacak çatışmasızlık bölgelerinin belirlenmesi için çalışmalarını sürdürüyor. Bagheri’nin ziyaretinde de Suriye’de güvenliğin ve huzurun sağlanması için iki ülkenin çalışmalarını koordine etmesi, Astana müzakerelerinin devam etmesi, çatışmasızlık bölgelerinin kurulması ve soruna nihai çözüm bulunması için siyasi görüşmelerin sürdürülmesi hususları teyit edildi.

Ziyaretin üçüncü önemli gündem maddesi ise IKBY’nin bağımsızlık referandumu hazırlığı idi. Hem Ankara, hem de Tahran mevcut şartlarda bağımsızlık referandumunun Irak içinde ve bölgede istikrarsızlığa neden olacağını ileri sürüyor ve referandumun yapılmasına karşı çıkıyor. Bagheri, Ankara ziyaretinden sonra yaptığı açıklamada ‘referandumun yapılması yalnızca Irak’ı değil, İran ve Türkiye’yi de yakında ilgilendirir’ dedi ve iki ülke yetkililerinin referandumun yapılmaması konusunda hemfikir olduğunu belirtti.

Türkiye ve İran bölgesel politikalarındaki ve vizyonlarındaki farklılıklara rağmen terörizm (PKK ve IŞİD) tehdidine karşı ortak mücadele ile Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması konusunda anlaşıyorlar. ABD’nin Suriye’de PKK’nın kolu PYD ile aktif bir işbirliğine gitmesi her iki ülkeyi de endişelendiriyor. Keza, iki ülke de ABD ile Rusya’nın Suriye’nin güneyindeki topraklar üzerinde yaptığı ateşkes anlaşmasını şaşkınlıkla karşıladı. Bölgede ortak tehditlerin artması, Ankara ile Tahran’ı birbirine yakınlaştırdı. Bu açıdan Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun 4-5 Mart 2016’da Tahran’a yaptığı ziyaret bir dönüm noktası olarak alınabilir. Davutoğlu’nuno ziyaret sırasında yaptığı“bölgenin kaderinin dış güçlere bırakılmaması” çağrısı Ankara ile Tahran ilişkilerine yeni bir ivme kattı. 15 Temmuz darbe girişiminde İran’ın Türkiye’ye destek vermesi ikili ilişkileri daha da güçlendirdi.

Geleneksel olarak her iki ülkede güvenlik elitleri tarihi, ideolojik ve  stratejik nedenlerle mütemadiyen diğerine karşı şüpheci yaklaşıyor. Bu nedenle güvenlik ve askeri işbirliği Türkiye-İran ilişkilerinin en zayıf tarafı olageldi. Bu açıdan bakıldığında geçen yıl Temmuz ayında İran Genelkurmay Başkanlığını devralan Bagheri’nin ilk yurt dışı ziyaretini Türkiye’ye yapması gerçekten tarihi bir olay. Bu ziyaretin Türk ve İranlı askeri yetkililer arasında gerçekleştirilen en yüksek düzeyli görüşme olması, iki ülke arasında ilişkilerin siyasi ve ekonomik ilişkilerin ötesine geçtiğini, iki ülkenin güvenlik alanında ve bölgesel meselelerde işbirliğini artırma eğiliminde olduğunu gösteriyor.Bagheri yaptığı açıklamalarda ziyaretin İran lideri Ayetullah Ali Hamanei’nin de onayıyla yapıldığını belirtti. Bu açıklama, İran devletinin hemen her kademesinin Türkiye ile güvenlik işbirliğini artırma isteğinin işareti olarak değerlendirilebilir.

23.08.2017
http://orsam.org.tr/orsam/DPAnaliz/14494?dil=tr

U.S. and Israeli Military Attacks Against Iran: Regional and Global Consequences

  1. Introduction On February 28, 2026, U.S. military elements and the Israel Defense Forces (IDF) launched coordinated and joint missile an...