This blog is deviced by Bayram Sinkaya (PhD), and is intended to share his articles and comments on Iranian politics, foreign policy and Middle East politics. Bu blog Dr. Bayram Sinkaya tarafından İran siyaseti, dış politikası ve Ortadoğu siyaseti hakkındaki çalışmalarını, makale ve değerlendirmelerini paylaşmak için kurulmuştur.
İran Siyasi Kültürü
İran Siyasi Kültürü
Bayram Sinkaya
(Bu yazı, yazarın henüz yayınlanmamış 'İran'da Siyasi Yönetim' başlıklı makalesiden alınmıştır.)
İran’a tarihsel açıdan bakıldığında sıklıkla 2500 yılı aşkın bir ‘devlet geleneği’ne atıf yapılır. Kısmen Oryantalist kısmen milliyetçi tarih anlatısı tarafından kurgulanan bu İran fikri, yerleşik ve sürekli devlet geleneğinin, yani siyasi kültürün olduğunu kabul eder (Dabashi 2008, 15-21). Oysa İran tarih boyunca çeşitli istilalara maruz kalmış ve yıkımlara uğramıştır. Bu tarihi süreç boyunca çeşitli kavimler İran’a yerleşmiş, burayı yurt bilmiş, İran kültürüne katkıda bulunmuş ve burada mevcut kültürlerden de etkilenmiştir. Ayrıca, İran halkları çevrelerindeki toplumlar ve kültürler ile sürekli etkileşim içinde olmuştur. Bu tarihi ve beşeri arka plan İran’ın fiziki coğrafyası ile birleşince modern İran’da çok-kültürlü, çok-dilli ve çok-etnikli bir toplumsal yapı ortaya çıkmıştır.
İran ülkesi geniş bir plato olarak nitelendirilir. Bu platonun Kuzeybatısında Kafkaslardan gelip Hazar Denizi’nin güneyinden geçerek Hindukuş dağlarına doğru uzanan Elburz dağları ile yine Kafkasya’dan başlayıp güneyde Hint Okyanusu’na doğru uzanan Zagros dağları yer almaktadır. Bu sıradağların arasında yer alan merkezi İran platosu (iç havza) doğuda Kevir ve Lut çölleri ile çevrilmiştir. Bu fiziki yapı, İran’ın siyasi ve beşeri coğrafyasını büyük ölçüde belirlemiştir. Kurak ve yarı-kurak iklime sahip olan İran platosunda geçmişi antik-çağlara dayanan kentler, tarımla meşgul olan köylü ve hayvancılıkla geçinen göçebe kültürler yan yana yaşamıştır. Elburz ve Zagros sıradağlarının arasında yer alan merkezi İran platosu göreceli olarak dilsel ve dinsel açıdan homojen bir nüfusa sahipken, İran platosunun çevresinde etnik, kültürel ve dilsel azınlıklar yer almaktadır. Dolayısıyla İran’ın kuzeyinde ve kuzey batısında Azerbaycan Türkleri, batısında Kürtler, güneybatısında Araplar, güneydoğusunda Beluciler ve kuzeydoğusunda Türkmenler yoğun olarak yaşamaktadır.
Bu coğrafi ve demografik yapı nedeniyle İran siyaseti tarih boyunca merkeziyetçi ve adem-i merkeziyetçi eğilimler arasında seyretmiştir. Merkezi platoda kurulan devletler güçlü oldukları ölçüde çevrede ‘otonom’ olarak yaşayan halklar üzerinde etkili olmuş, merkezi otorite zayıfladıkça yerel güçler ön plana çıkmıştır. 20. yüzyıl boyunca ülkedeki siyasi iktidarların hemen hepsi İran’ın güçlü bir devlete dönüşmesi için siyasi gücün merkezde birleşmesini ve merkezi yönetimin otoritesinin güçlendirilmesini savunagelmiştir. Buna mukabil, farklı etnik ve dilsel gruplar kendi özerkliklerini koruma ve merkezin müdahalelerini asgariye indirmeye çabalamıştır. Merkezi otoritenin çevrede etkisinin ve kontrolünün artması farklı etnik, dini ve dilsel gruplar arasında kültürel uyanışı ve özerklik peşinde koşan hareketlerin ortaya çıkışını tetiklemiştir. Dolayısıyla, merkeziyetçilik ve adem-i merkeziyetçilik çağdaş İran siyasetinin önemli kırılma noktalarından birisi olmuştur (Ghods 1989).
Modern İran siyasetine damgasını vuran merkezcil ve merkezkaç yönelimler arasındaki gerilime benzeyen, birbirine zıt geleneksel eğilimler arasındaki etkileşim siyasi hayatın diğer alanlarında da kendini göstermektedir (Dabashi 2008, 15-21). Bu çerçevede otoriter ve özgürlükçü hareketler arasında mücadele İran siyasi tarihine damgasını vuran önemli dinamiklerden birisidir.
Ataerkillik ve otoriterizm İran siyasi kültürünün en başat özelliklerinden birisi olarak görülmektedir. Literatürde otoriterizmin sebepleri olarak materyalist ve özcü açıklamalar öne çıkmaktadır. Materyalist perspektiften bakıldığında İran’ın fiziki coğrafyasının belirleyici özelliğine dikkat çekilmektedir. Bu coğrafyada dağınık olarak yaşayan aşiretler kıt kaynakların kontrolü için sürekli mücadele içerisinde olmuş, bu mücadele fiziksel güç kullanımına dayanan despot ve keyfi yönetimlerin kurulmasına neden olmuştur (Mashayeki 2006, 546).
İran’da otoriterizmin sürekliğini açıklamaya çalışan özcü yaklaşım ise İran siyasi kültürünün parçası olarak görülen monarşi geleneği ve onun din ile ilişkisine dikkat çekmektedir. Buna göre İran yüzyıllar boyunca kökü Ahamenişlere kadar giden ‘Şehinşahi’ rejimi tarafından idare edilmiştir. Şahın tek ve mutlak otorite sahibi olduğu bu monarşist gelenek gerek Zerdüşti gerekse İslami dini inanışlar tarafından sürekli desteklenmiştir. Sasani Şahı Erdeşir’in ifade ettiği üzere bu ilişkide din monarşinin temeli, Şah da dinin koruyucusudur (Mibagheri 2003, 37-39; Arjomand 1988). İktidar Allah tarafından Şah’a bahşedilmiş, böylece Şah Allah’ın yeryüzündeki gölgesi olarak görülmüştür. Şah’ın Allah tarafından yetkilendirilmiş olması onun insanlar tarafından sorgulanmasını ve sorumlu tutulmasını imkansızlaştırmış, tebaasının otoriteye saygı duymasını ve mutlak itaatini sağlamıştır. Böylece otoriter ve ataerkil bir siyasal kültür şekillenmiş ve günümüze kadar İran siyasetini belirlemiştir.
Ancak İran’da aynı tarihsel süreç içerisinde hem statükocu ataerkil ve otoriter hem de isyankar ve özgürlükçü geleneklerin izini sürmek mümkündür (Fekri 2011). Keza dini inanışlar siyasi otoriteyi meşrulaştırdığı kadar isyancı ve özgürlükçü hareketler için de önemli bir meşruiyet ve ilham kaynağına dönüşebilmiştir. Eski İran inancında Allah adına ülkeyi yöneten Şah’ın herhangi bir ilahlık iddiası yoktur ve Allah’ın ihsanı olarak görülen iktidar, Şah’ın adil olması koşuluna bağlıdır. Dolayısıyla Allah’ın bu ihsanı kişiye mahsus ve sonsuz değildir, Şah doğru yoldan saptığı zaman bu hakkını ve meşruiyetini kaybeder (Yu 2013, 35).
Dini inanışlar gerek otoriteyi gerekse isyanları meşrulaştıran bir kaynak olarak görülse de pratikte siyasi meseleler güç ilişkileriyle halledilmiş, halkına karşı sorumsuz keyfi yönetimler işbaşına gelmiştir. Gerek keyfi iktidarlar gerekse siyasal istikrarsızlık nedeniyle İran’da güçlü bir yönetim, hukuk ve siyaset geleneği oluşmamıştır. Bu şartlar altında iktidarda kimlerin - yönetici, hanedan, rejim, ideoloji - olduğundan bağımsız olarak toplum ile devlet arasında sürekli bir gerilim gözlenmektedir (Katouzian 2012, xi; Katouzian 2003, 234-244).
Şah teorik olarak mutlak iktidarı elinde bulundursa da onun otoritesinin dışında ortaya çıkan güç merkezleri olmuştur. Bu merkezlerden birisi din adamlarıdır. İran siyasi tarihinde Şahlar Allah’ın yeryüzündeki gölgesi olduklarını iddia etmiş, ama ilahlık iddiasında bulunmamıştır. Böylece Şah’ın otoritesinin dışında dini kurum ortaya çıkmış ve din adamları siyasal sistemde ayrıcalıklı bir yer edinmiştir. Bu minvalde Şiiliğin etkisine ayrıca değinmek gerekmektedir. 1501’de kurulan Safevi Devleti İran’ı büyük ölçüde Şiileştirmiştir. Peygamberin soyundan gelen ve aynı zamanda Safeviyye tarikatının şeyhleri olan Safevi Şahları, dini ve siyasi önderliği kendi bünyesinde toplamıştır (Yu 2013, 35). Fakat Safevilerden sonra İran’da hüküm süren hanedanların uluhiyet iddiasında bulunmaması, buna mukabil Şiiliğin giderek kurumsallaşması İran’da ulemayı ayrı bir güç merkezine dönüştürmüştür. Eğitim ve hukuk müessesini 20. yüzyıla kadar büyük ölçüde tekelinde tutan ve bağımsız mali kaynaklara sahip olan ulema, İran siyasetinin etkili aktörlerinden birisi olmuştur. Ulemanın rolü özellikle merkezi otoritenin zayıfladığı dönemlerde giderek güçlenmiştir (Arjomand 1988).
İran siyasetinde etkili olan güç merkezlerinden birisi de tüccar, esnaf ve zanaatkarlardan müteşekkil mülk sahibi orta sınıf, (çarşı) pazardır. Pazarın yanında geleneksel orta sınıfı oluşturan toprak ağaları ve aşiret liderleri İran’ın siyasetinde her zaman etkili olmuştur. 19. Yüzyılda başlayan modernleşme süreci ile birlikte ortaya çıkan yeni entelektüeller İran siyasetinin dönüşümünü hızlandırmıştır. Yeni entelektüellerle birlikte İran siyasi hayatına giren demokrasi, eşitlik, meşrutiyet, anayasa, hukuk, siyasi parti, emperyalizm, diktatörlük gibi ‘Batılı’ kavram ve değerler İran siyasi kültürünün parçası haline gelmiştir (Abrahamian 2008, 36).
Batı’nın İran’ın siyasal dönüşümüne katkısı yalnızca siyasi ve kültürel değerlerin yayılması üzerinden olmamıştır. 19. Yüzyılda Avrupalı emperyalist güçlerin İran’daki ekonomik ve siyasi etkisinin artması, buna karşılık Kaçar hanedanının çaresiz kalması, Şah’a ve emperyalizme karşı ‘popülist ittifakın’ oluşmasına neden olmuştur. Entelektüeller, ulema ve Pazar arasında oluşan ‘popülist ittifak’ ile otoriter iktidar arasındaki çatışma, modern İran siyasi tarihindeki otoriterizm–özgürlük mücadelesinde başlıca kırılma noktalarını belirlemiştir. Bu mücadele, 1906 Anayasa devrimi, 1951 Petrolün Millîleştirilmesi ve 1979 İslam Devrimi gibi İran’ın demokratikleşme tarihinin ana hatlarını şekillendirmiştir (Foran, 1993). Popülist ittifak zamanla dağılsa da ittifakı şekillenmesinde etkili olan özgürlük mücadelesi, İslam, milliyetçilik ve anti-emperyalizm değerler İran siyasi kültürünün parçası olmaya devam etmiştir.
İslam devrimi sırasında Şii idealleriyle devrimci değerlerin birlikteliğinin sonucunda ‘halkçılık’ siyasi kültürün temel özelliklerinden birisi olmuştur (Hooglund 1989, 217-18; Abrahamian 2002, 21-43). Bu kültürün siyasi ve toplumsal hayata iki önemli etkisi olmuştur. Birincisi siyasi alanın genişlemesidir. Devrimin değerlerine inanan, devrime katılan herkesin, kitlelerin siyasal hayata katılması beklentisi güçlenmiştir. Fakat geniş kitlelerin siyasete katılması siyasal hayatın çoğulculaşması doğrultusunda değil, İslam Cumhuriyeti rejiminin desteklenmesi için sokak hareketleri ve dini kurumlar üzerinden teşvik edilmiştir. Diğer taraftan ‘ezilenlerin,’ alt sınıfların haklarının korunması ve sosyal adaletin sağlanması için devletten beklentiler artmıştır. Devrim sonrası hükümetlerin ‘sosyal adaleti’ temin etmek adına attığı adımlar, istihdam ve fiyat politikaları, sübvansiyonlar vs. devletin ekonomideki payının artmasıyla sonuçlanmıştır. Diğer taraftan İslami vakıflar ve hayır kurumları vasıtasıyla sağlanan sosyal hizmetler, geniş yoksul kesimleri rejime bağlılığını güçlendiren bir faktör olmuştur.
Özgürlük mücadelesi İslam devriminden sonra İslamcı-Cumhuriyetçi ayrışmasına ve rekabetine dönüşmüştür. Devrim sonrası İslamcı elitler arasında egemenliğin kaynağı ve erklerin birbirleriyle ilişkileri ile ilgili noktalarda sistemin dini temellerini önceleyen muhafazakar eğilim ile halkın sistem içindeki yerini vazgeçilmez olarak gören cumhuriyetçi eğilim olmak üzere iki siyasal gelenek ortaya çıkmıştır (Hooglund 1999, 59-64). Bu farklı eğilimlere mensup hizipler arasındaki mücadele, devrim sonrası İran siyasetine damgasını vurmuştur.
Devrim sonrası siyasal hayatın en önemli özelliği İslam’ın siyasi, sosyal ve iktisadi hayatın merkezine yerleşmesidir. İslam’ın bu merkezi konumu beraberinde din adamlarının ayrıcalıklı konumlara gelmesine ve siyaseti adeta tekelleştirmesine yol açmıştır. Bununla beraber din adamları arasında da önemli konularda görüş ayrılıkları çıkmıştır. Radikal İslamcıların eşitlikçi, müdahaleci ve kolektivist tarzına karşılık özgürlük, sivil toplum, hukukun üstünlüğü, çoğulculuk gibi değerleri savunan yeni elitler çıkmıştır (Sheikholeslami 2000, 105-133). Diğer yandan toplumsal kültürün İslam ile ilişkilerinde de tedrici kırılmalar başlamıştır. İslam siyasal hayatın merkezinde kalmaya devam etse de 1990’lardan itibaren halk nezdinde dini değerlerin etkisi göreceli olarak azalmıştır (Ghobadzadeh, 2004, 77-108).
İran’da otoriter siyasi rejim nedeniyle 1979 devrimine kadar faal bir sivil toplum ortaya çıkmadı. Devrimden sonra gerek örgütlenme açısından, gerekse basın ve yayın açısından renkli bir dönem yaşanmışsa da rejimin giderek radikalleşmesi ve yeniden otoriterleşmesi nedeniyle hükümet dışı sivil toplum örgütleri faaliyet alanı bulamamıştır. Ancak 1990’ların ortalarında, özellikle Hatemi hükümetleri döneminde sivil toplum yeniden hareketlenmeye başlamıştır. Çok sayıda dernek, siyasi parti faaliyete başlamış, yeni gazete ve dergiler çıkarılmıştır. Ülkede otoriterizmin güçlenmesine ve zayıflamasına bağlı olarak sivil toplum da canlanmakta veya sönükleşmektedir.
İran siyasal kültürünün en çarpıcı özelliklerinden birisi siyasal partilerin zayıflığıdır. Katılımcı siyasal hayatın sık sık müdahalelerle kesintiye uğraması ve otoriterliğin yükselişi siyasi partilerin hareket alanını daraltmıştır. Ayrıca hem 1906 anayasası, hem de 1979 anayasası siyasi partilerin kuruluşuna izin vermişse de sistemin işleyişinde partilere etkili roller verilmemiştir. Sıkı parti disiplinine imkan vermeyen bu sistemlerde partiler gerek ülke siyasetinin belirlenmesinde gerekse örgütlenme açısından göreceli olarak zayıf kalmışlardır.
Siyasal partilerin zayıflığında çeşitli hizipler öne çıkmakta ve siyasal hayatı yönlendirmektedir (Moslem 2002). Hizipler özü itibariyle belirli ve kritik meselelerde bir fikir, kişi veya dergi-gazete etrafında toplanan kişi, parti ve sivil toplum örgütlerinden oluşan geçici ve gevşek ittifaklardır. Tabiatıyla bir hizip içerisinde her konuda fikir birliği yoktur ve süreklilik arz etmemektedir. Hatta bazı hususlarda bir hiziple birlikte olan kişi ve hareketler, başka konularda diğer hiziplere dahil olabilmektedir.
İran siyasi kültürünün en dikkat çeken özelliklerinden birisi de kuşkuculuk ve güvensizliktir. Yaygın eğilim kuşkuculuğun ve güvensizliğin nedenlerini tarihsel bir şekilde izah etmeye çalışmaktadır. Buna göre, İran’da tarih boyunca uzun yıllar süren ve sık sık karşılaşılan istilalar, yoğun yabancı müdahaleleri, isyanlar, siyasal istikrarsızlık ve otoriter yönetimler gibi tarihsel tecrübeler halkın geniş kesimlerinin kendisini güvensiz hissetmesine neden olmaktadır. Bu nedenle siyaset sıfır-toplamlı bir oyun olarak görülmekte, kimseye güvenilmemekte ve hatta gerçeklerin gizlenebilmektedir. Diğer taraftan güvensizlik ve kuşkuculuk hem yönetim kademelerinde hem de muhalefette komplo teorilerine ilgiyi artırmaktadır (Mashayeki 2006).
Yeni Ruhani Hükümeti’nin Dış Politikası
Yeni Ruhani Hükümeti’nin Dış Politikası
neo-radikal muarızları arasında çetin tartışmalar oldu. Bu tartışmalar esnasında iki konu öne çıktı: Ruhani hükümeti nükleer anlaşma üze- rinden dış politikada yeterince devrimci olmamakla ve Batılılara boyun eğmekle itham edildi. Ekonomi alanında da millî kaynakları ulusla- rarası sermayenin sömürüsüne açmakla suçlandı. Çetin tartışmalara rağmen Ruhani seçimlerden galip çıktı ve yeni kabinesi için önerdiği bakan adaylarının birisi dışında hepsi İslami Şura Meclisi’nden gü- ven oyu aldı. Ruhani, ilk dönem kabinesindeki bakanların neredeyse yarısını değiştirdiği halde tartışmaların odağındaki Dışişleri Bakanı M. Cevad Zarif ile Petrol Bakanı Bijan Namdar Zanganeh’yi ikinci dönemde de aynı bakanlıklara tekrar getirdi. Küreselleşme konusunda uzman olan Masoud Karbasian’ı da Ekonomi ve Finans Bakanlığı’na getirdi. İran Lideri Ayetullah Ali Hamanei de Ruhani’nin kabinesine onay verdi. Hem Meclis’in hem de Hamanei’nin onayını alan ikinci Ruhani hükümeti önümüzdeki dört yıl görev yapacak.
Yeni İran hükümetinin önceliği ekonomik sorunlarla mücadele ve kalkınma olacak. Gerek geçmiş dönemlerde uygulanan ekonomi politikalarının başarısızlığı, yapısal sorunlar ve yozlaşma, gerekse dı- şarıdan uygulanan tecrit, ambargo ve yaptırımların sonucunda eko- nomik kalkınma ve refah açısından arzu edilen hedeflere ulaşılamadı. Yüzde yirmiye varan genç işsizliği, yüksek enflasyon, geçim sıkıntısı, yoksulluk ve ekonomik durgunluk seçim sırasında en çok tartışılan ko- nulardı. Bu hususlar şimdi Ruhani hükümetinin önündeki en büyük zorluklar. Hükümet, bu zorluklarla mücadele için Ruhani’nin tabiriyle ‘ekonomik devrim’ mesabesinde programlar uygulamayı öngörüyor. Bu çerçevede yılda ortalama %8 büyüme, 900.000 istihdam yaratma, yoksullukla mücadele ve sosyal adaletin sağlanması hedefleniyor. İran dış politikasının da bu duruma ayak uydurması ve İran hariciyesinin ekonomi eksenli dış politika izlemesi bekleniyor. Bu çerçevede İran dış politikasının önümüzdeki dönemde iki önceliği olacak: Nükleer anlaşmanın korunması ve ekonomi diplomasisi.
Uluslararası İlişkilerin Dönüşümü, Fırsatlar ve Tehditler
Her devletin dış politikasında olduğu gibi İran dış politikasında da öne çıkan bazı hususlar var: Millî çıkarların ve haysiyetin korunması; ülkenin toprak bütünlüğünün, siyasi yapısının ve birliğinin muhafazası; millî güvenliğin desteklenmesi, ekonominin gelişmesine katkıda bulunmak; bölgesel ve uluslararası alanda etkili ve nüfuz sahibi olmak vs. Fakat bu genel ifadelerin yanı sıra ‘devrimin’ ürünü bir siyasal düzen olması nedeniyle İslam Cumhuriyeti rejiminin dış politikasına damgasını vuran bazı değerler ve prensipler var: Emperyalizme ve büyük güçlerin hegemonyasına karşı durmak, ezilenleri desteklemek ve İslami değerleri teşvik etmek gibi. Yine İslam Cumhuriyeti reji- minin kendine has yapısından dolayı ‘Devrimin Lideri’ Ayetullah Hamanei’nin görüşleri dış politikanın şekillenmesinde etkili oluyor. Fakat bütün söylem ve ilkelere karşın uygulamada ‘maslahat’ ilkesi, yani ulusal çıkarların ve rejimin yararının gözetilmesi ilkesi dış politikaya damgasını vuruyor. Maslahat ilkesi, diğer bir ifadeyle pragmatizm, İran dış politikasının gerektiği zaman esneklik göstermesini ve değişen şartlara uyum sağla- masını mümkün kılıyor. Bu nedenle İranlı seçkinlerin uluslararası sistemin ve bölgesel ilişkilerin ne yönde gittiğine dair değerlendirmeleri, iktidardaki hüküme- tin dış politikasının yapılmasında ve belirlenmesinde ilk adımı teşkil ediyor.
Zarif ’in değerlendirmesine göre uluslararası ilişkilerin dönüşümü ve bölgesel gelişmeler İran için hem bazı fırsatları hem de tehditleri beraberinde getiriyor. Nitekim İran için bazı bölgesel rakipler ve tehditler büyük ölçüde ortadan kaldırıldı; ABD ve İran kar- şıtı diğer bölgesel aktörler Afganistan, Irak, Suriye ve Yemen’de güçlüklerle karşı karşıya kaldı. Batı’nın gücünün azalması, ABD ile Avrupa ülkeleri arasındaki ihtilaflar, yeni siyasi ve ekonomik güçlerin ortaya çıkması gibi faktörler İran’ın dış ilişkilerinde hareket kabiliyetini artırdı.
Uluslararası sistem dönüşürken İran siyasal sisteminin bağımsız ve istikrarlı yapısını sürdürmesi İran
hükümetinin en önemli avantajı oldu. Üstelik itidal söylemi, aşırıcılığa ve terörizme karşı mücadele, yapıcı etkileşim ve diyalog söylemleri ile İran uluslara- rası ilişkilerde daha etkili bir yer edinmeye başladı. Bununla beraber Zarif’in ifade ettiği üzere İran için bazı tehditler mevcut. Çevresinde istikrarsızlığın devam etmesi İran’ı tehdit ediyor. Bölgedeki sıcak çatış- maların sürmesi, aşırı ve terörist grupların varlığının sürmesi ve ‘bunların bazı bölge ülkeleri’ tarafından desteklenmesi, İran için potansiyel tehdit olarak görülüyor. Keza ‘bazı bölge ülkelerinin askeri güvenlik açısından ABD’ye dayanması ve milyarlarca dolarlık silah alması’ da İran’ı rahatsız ediyor. ABD’nin Afganistan ve Basra Körfezi gibi yerlerde askerî varlığını sürdürmesi ve İsrail’in İran aleyhine bölge ülkeleriyle yakınlaşması Tahran’ı endişelendiriyor. Öte yandan Zarif’in ifadesiyle ABD ve İsrail başta olmak üzere bazı güçlerin İran ve Şii korkusunu salmaya çalışmaları, İran dış politikasındaki en büyük zorluklardan birisi. Son zamanlarda Basra Körfezi ülkeleri ile İran arasındaki ihtilafların şiddetlenmesi de İran dış politikası önündeki tehditlerden birisi. Bütün bu bölgesel tehditlere ve sorunlara karşın İran’ın bölgesel güvenlik mekanizmalarında temsil edilmemesi en önemli zafiyeti olarak görülüyor.
Bu minval üzere önümüzdeki dönemde İran dış poli- tikasında iki hususun öne çıkması bekleniyor. Bunlar- dan birincisi nükleer anlaşmanın korunması. Bütün eleştirilere rağmen Temmuz 2015’te yapılan nükleer anlaşma Ruhani hükümetinin önceki dönemdeki en büyük başarısı olarak görülüyor. Çünkü nükleer program üzerinde belirli kısıtlamalara rağmen İran’ın nükleer hakları tanındı; İran BM Sözleşmesinin 7. Bölümünden, yani uluslararası güvenliğe tehdit de- ğerlendirmesinden çıkarıldı ve nükleer meseleyle ilgili yaptırımlar büyük ölçüde kalktı. UAEA düzenli aralıklarla yayınladığı raporlarda İran’ın anlaşmaya riayet ettiğini teyit etti. Ne var ki özellikle balistik füze programındaki çalışmalar nedeniyle Trump yönetimi İran’ın anlaşmayı ihlal ettiğini ileri sürüyor. ABD Başkanı Trump’ın başından beri bu anlaşmaya karşı olduğu biliniyor. Son olarak ABD yönetimi İran’ı ve anlaşmanın diğer taraflarını nükleer anlaşmadan çekilmekle tehdit etti. Nükleer anlaşmanın sona ermesi İran üzerindeki ekonomik ve siyasi baskıların artmasına neden olabilir. Bu nedenle Trump yönetiminin baskılarına rağmen İranlı yetkililer nükleer anlaşmaya sadık kalacaklarını vurguladı. Tahran, anlaşmanın korunabilmesi için diğer taraflarla, özellikle Avrupa Birliği ile ilişkilere daha fazla önem veriyor. Bu yaklaşım AB’de de karşılık buluyor. Dış İlişkiler Komiseri Federica Mogherini, ABD’den gelen suçlamalara karşılık yaptığı açıklamada Tahran’ın nükleer anlaşmaya uyduğunu teyit etti ve bütün tarafların anlaşmanın ayakta tutulması için çalışması gerektiğini belirtti. Mogherini’nin Ruhani’nin yemin törenine katılması, AB’nin İran’a verdiği desteğin sembolü oldu.
Önümüzdeki dönemde, İran dış politikasının önceliklerine göre Dışişleri Bakanlığı’nın yeniden yapılandırılması planlanıyor. Buna göre ekonomi diplomasisine yardımcı olmak üzere bakanlıkta bir ekonomi bürosu kurulacak ve ekonomik işlerden so- rumlu bakan yardımcısı olacak. Bu büronun yabancı yatırımcı çekilmesine, teknoloji transferine, turizmin gelişmesine, ihracatın teşvik edilmesine, komşularla iktisadi ilişkilerin geliştirilmesine ve dışarıya işgücü gönderilmesine katkıda bulunması öngörülüyor. Keza bu çerçevede halihazırda az sayıda ülkede bulunan ekonomi ve ticaret ataşeliklerinin sayısının artırılması planlanıyor. Ayrıca karar alma sürecini hızlandırmak için siyasi işlerden sorumlu bakan yardımcılığının oluşturulması ve nükleer dosyanın da bu birime tev- di edilmesi düşünülüyor. Nükleer dosyanın hukuk ve uluslararası ilişkilerden sorumlu bakan yardımcı- sından alınarak siyasi yardımcıya geçmesi, hükümetin bu konuda daha fazla siyasi inisiyatif kullanmaya hazırlanması olarak değerlendiriliyor.
Ruhani hükümeti, dış politika öncelikleri doğrultusunda ‘itidal söylemini’ dış politikasının temeli haline getirmeyi, gereksiz gerilimlerden kaçınmayı, uluslararası aktörlerle ve bölge ülkeleri ile yapıcı etkileşim içinde olmayı vadediyor. Ne var ki İran dış politikasının önünde Zarif’in dikkat çektiği hem dâhili hem de harici zorluklar bulunuyor. İran kamuoyunda ve siyasi hizipleri arasında dış politika konularında görüş birliği olmaması, hükümetin önündeki ciddi meydan okumalardan birisi. Bununla bağlantılı olarak Suudi Arabistan temsilciliklerine yapılan saldırılarda olduğu gibi ‘kontrolsüz’ grupların varlığı Ruhani ekibi tarafından potansiyel bir sorun olarak görülüyor. İçerideki bir diğer sorun dış politikayla ilgili karar alma sürecinin bir elden idare edilmemesi nedeniyle tutarsız politikaların izlenmesi. Keza belirli bir konu hakkında farklı makamlardan ve kişilerden gelen birbirine zıt açıklamalar, İran yönetimini zor durumda bırakıyor. Dışarıda ise yeni Amerikan yönetiminin güvenlikçi siyasete teslim olması; ABD ile birlikte bazı bölge ülkelerinin nükleer anlaşmayı yok etmeye çalışması; İran ve Şii korkusunun yayılması ve İran’ın güvenlik sorunu olarak gösterilmesi; Suudi Arabistan’ın etkisiyle Körfez ülkeleri ile İran arasındaki gerilimin artması; bölgede aşırıcı ve terörist hareketlerin varlığını sürdürmesi; mezhepçiliğin yükselmesi; bölgesel ihtilafların derinleşmesi ve bölge dışı oyuncuların bu meselelere dâhil olması ve bölgedeki ayrılıkçı hareketler İran dış politikasının önündeki başlıca meydan okumalar olarak görülüyor.
Yrd. Doç. Dr., Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi
Ortadoğu Analiz, cilt 9, sayı 82 (Eylül-Ekim 2017), s.24-27.
http://orsam.org.tr/files/OA/82/7_bayramsinkaya.pdf
II. Ruhani Hükümeti
II. Ruhani Hükümeti
Tahran’da IŞİD Saldırısı
Tahran’da IŞİD Saldırısı
2017-06-09
Öncelikle, güvenlik tedbirlerinin son derece yoğun olduğu başkent Tahran’da, en çok korunduğu varsayılan yerlerden meclis binasına ve anıtmezara silahlı ve bombalı saldırının nasıl yapılabildiği sorgulandı. Saldırganların hedef seçimi ve eylem tarzı tartışıldı. Bazı kişiler de İran’da cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası şekillenen siyasi dengelere ve çekişmelere, özellikle Devrim Muhafızları ile Ruhani hükümeti arasındaki gerginliklere ve farklılıklara dikkat çekti. Ayrıca, hem Meclis Başkanı Ali Laricani’nin hem de İran Rehberi Ayetullah Ali Hamanei’nin yaptıkları ilk açıklamalarda saldırıları ‘önemsiz bir kaç olay’ diye nitelemesi ilginç bulundu.
Tahran’daki terör saldırılarını hizipler arası mücadele, İran-ABD ilişkileri veya bölgesel gelişmeler çerçevesinde açıklamaya çalışan iddialar, saldırıyı IŞİD’in gerçekleştirdiğini ya ikinci plana atıyor veya IŞİD ile ABD ve diğer bölge ülkeleri arasında ilişki olduğunu ima ediyor. Halbuki IŞİD’in ideolojik olarak varlık sebeplerinden birisi, ‘rafızi’ ve ‘Safevi İran’a karşı durmak ve Şiilere karşı mücadele etmek. Keza İran, sınırlarının ötesinde terörizme karşı savaş verdiğini iddia ediyordu. Bununla beraber, İran’ın Ortadoğu politikasına ve IŞİD’e şüpheyle bakan görüş, bu zamana kadar İran’da etkili bir IŞİD saldırısı olmamasına dikkat çekiyor ve IŞİD’in İran’da neden eylem yapmadığını sorguluyordu. İran’ın merkezi Tahran’da, İran rejimi için sembolik değere sahip iki mekanda meydana gelen bu saldırılar, İran’ın IŞİD saldırılarından muaf olmadığını ortaya koydu.
İstihbarat Bakanı Alavi ‘son iki yılda yüzden fazla terör saldırısının engellendiğini’ belirtti.
IŞİD, Mart ayının başında yayınladığı Farsça video mesajında İran’ın Sünni azınlığa karşı ayrımcılık yaptığını ileri sürmüş ve ‘Sünnilerden Şii İran rejimine karşı ayaklanmasını’ istemişti.
http://orsam.org.tr/index.php/Content/Analiz/5119?s=orsam|turkish
Cumhurbaşkanlığı Seçimi Sonrası İran Siyaseti
Cumhurbaşkanlığı Seçimi Sonrası İran Siyaseti
2017-06-02
İran Cumhurbaşkanlığı Seçim Kampanyasında Öne Çıkan Tartışmalar
İran Cumhurbaşkanlığı Seçim Kampanyasında Öne Çıkan Tartışmalar
2017-05-10
İran Cumhurbaşkanlığı Seçimi öncesi Siyasi Cenahlar ve Adaylar
İran Cumhurbaşkanlığı Seçimi öncesi Siyasi Cenahlar ve Adaylar
2017-04-26
U.S. and Israeli Military Attacks Against Iran: Regional and Global Consequences
1. Introduction On February 28, 2026, U.S. military elements and the Israel Defense Forces (IDF) launched coordinated and joint missile an...
-
Politics and Media in Iran 11.09.2017, https://orsam.org.tr/en/yayinlar/politics-and-media-in-iran/ In Iran, where no political party is in...
-
1. Introduction On February 28, 2026, U.S. military elements and the Israel Defense Forces (IDF) launched coordinated and joint missile an...
-
ADAM AKADEMİ Sayı 1 Haziran 2011 Başlık :Geçmişten Günümüze Türkiye’nin Ortadoğu Politikası ve Batı Etkisi Yazarlar :BAYRAM SİNKAYA Öz...