Showing posts with label İran-Kürt ilişkileri. Show all posts
Showing posts with label İran-Kürt ilişkileri. Show all posts

Bağımsızlık Referandumu Sonrasında IKBY-İran İlişkileri

Bağımsızlık Referandumu Sonrasında IKBY-İran İlişkileri


20. yüzyılın ortalarında şekillenen bölge- sel jeopolitik koşullar ve tarihsel bağlar Irak Kürtlerini İran’a yakınlaştırdı. Bu süreçte ‘özerklik’ peşindeki Irak Kürtleri ile ‘bölgesel hırsları’ olan İran arasında ‘netameli bir ittifak’ ortaya çıktı. Zaman zaman güçlenen, perçinlenen bu ittifak, zaman zaman da çetin testlerden geçti. Irak Kürdis- tan Bölgesi’nde 25 Eylül 2017’de yapılan ‘bağımsızlık referandumu’ Erbil-Tahran ilişkilerinde yeni ve zorlu bir sınav oldu.

Aralarındaki dostluğa rağmen İran, Irak Kürtle- rinin ‘bağımsızlık’ girişimlerine her zaman şüpheyle baktı. Nitekim İran yönetimi, Kürtler üzerindeki et- kisini kaybetme riski, bölgede olası istikrarsızlaştırıcı etkileri, İranlı Kürt grupları cesaretlendirmesi ve ABD ile İsrail’in İran karşıtı faaliyetleri için uygun bir zemin sağlaması ihtimalleri gibi stratejik kaygılarla Irak Kürdistan Bölgesel Yönetiminin (IKBY) aldığı ‘bağımsızlık referandumuna’ karşı durdu. İranlı liderler, ‘ABD ile Siyonistlerin bölgeyi istikrarsızlaştırmak için icat ettikleri IŞİD fitnesinden sonra sahaya sürdükleri ikinci bir komplo’ diye nitelendirdikleri ‘bağımsızlık referandumunu’ daha başından boğulması gereken bir adım olarak gördü. Referandumun getirmesi muhtemel risklerin yanı sıra IKBY’nin aynı zamanda petrol zengini Kerkük gibi tartışmalı bölgeleri Irak Kürdistan Bölgesi sınırlarına dâhil etme teşebbüsü meseleyi daha çetrefil hale getirdi.

Bu çerçevede İranlı yetkililer hem Iraklı Kürt siya- setçilerle yaptıkları çeşitli görüşmelerde Irak’ın toprak bütünlüğünden yana olduklarını ve referanduma karşı çıktıklarını açıkça belirttiler hem de Erbil ile Bağdat arasındaki sorunların çözülmesi için arabuluculuğa soyundular. Ayrıca Irak Kürtleri içerisinde kendilerine daha yakın duran –Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), Goran, İslami Komel gibi– hareketleri, referanduma karşı durmaları ve IKBY Lideri Mesud Barzani’niyi yalnız bırakılmaları için ‘ikna’ etmeye çalıştılar. Öte yandan İran hükümeti, Irak ve Türkiye ile temaslarını yoğunlaştırdı ve bu ülkeler arasında referanduma karşı ortak bir duruş benimsenmesi için çalıştı. IKBY’nin referandum kararından vazgeçme- mesi üzerine Erbil’i sınır kapılarının kapatılması ve güvenlik anlaşmalarının iptaliyle tehdit etti; sınırda askerî tatbikat yaparak Irak Kürtlerine gözdağı vermeye çalıştı.

Referanduma İran’ın Tepkisi

İran yönetimi, bütün ikazlara rağmen 25 Eylül’de referandumun yapılmasını bir ‘hata’ olarak gördü ve Irak Kürt yönetiminden referandumun yok sayılmasını; Irak’ın toprak bütünlüğünün, millî birliğinin ve egemenliğinin korunmasını; Erbil ile Bağdat arasındaki sorunların müzakere yoluyla çözülmesini istedi. Bununla birlikte referandum kararında direten IKBY’ye tepki olarak İran ile IKBY arasındaki tüm uçuşların durdurulması; sınır kapılarından geçişlerin sıkılaştırılması; İran ile Irak Kürdistan Bölgesi arasında petrol ve petrol ürünlerinin ticaretinin yasaklanması gibi tedbirler aldı. Ayrıca Türkiye ve Irak ile askerî işbirliğini güçlendirdi ve sınırda askerî tatbikat yaptı. Erbil merkezli Kürdistan 24 TV’nin Tahran ofisini kapat- ma kararı aldı. İran yönetimi, IKBY’ye yönelik sert söylemlerine ve yaptırım kararlarına karşılık Erbil ile bağları tam olarak koparmak istemedi. Nitekim İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, eski Irak Cumhurbaşkanı ve KYB Lideri Celal Talabani’nin Süleymaniye’deki cenaze törenine katıldı. Keza İslam Devrimi Muhafızları Ordusu’nun dış operasyonlarından sorumlu birimi Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani cenazeye katılmadı, ama daha sonra Talabani’nin kabrini ziyaret etti.

Referanduma karşı ‘sert’ duruşuna rağmen İran, IKBY’ye karşı tek taraflı adım atmaktan kaçındı. Tek taraflı adımlar ve müdahaleler yerine Türkiye ve Irak ile koordineli şekilde hareket etti ve meselenin Bağdat ile Erbil arasında çözülmesi için faaliyetlerini yo- ğunlaştırdı. 4 Ekim’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Tahran ziyareti sırasında iki ülkenin de ‘gayrimeşru referandumu’ tanımadığı belirtildi ve bu adımın geri alınması talep edildi. Türkiye, İran ve Irak arasında IKBY’ye karşı alınacak tedbirleri ve yaptırım kararlarını koordine etmek için ortak istişare mekanizması kuruldu. İran, Bağdat’ın talebi üzerine 15 Ekim’de IKBY ile olan sınır kapılarının –Başmak, Pervizhan ve Hacı Umran– tamamını kapattı.

Kerkük Operasyonunda İran’ın Rolü

İran tek taraflı müdahaleden kaçındı, ama Bağdat’ı IKBY üzerindeki siyasi, ekonomik ve askerî baskısını artırması yönünde teşvik etti. Nihayet Irak ordusu ve Haşdi Şaabi güçleri Kerkük başta olmak üzere Kürt peşmergelerinin kontrolü altında olan statüsü tartış- malı bölgeleri ele geçirmek için 16 Ekim’de operas- yon başlattı. Merkezî hükümete bağlı güçler kısa süre içerisinde önce Kerkük’te, ardından diğer tartışmalı bölgelerde kontrolü sağladı. Bu süreçte İranlı General Kasım Süleymani aktif bir rol oynadı.

Askeri danışma’ sıfatıyla Irak’ta faal olan Süleyma- ni, Kerkük operasyonunun başlamasından önce en az üç defa Kürdistan bölgesine gitti ve Kürt liderlerle görüştü. Süleymaniye’de KYB yetkilileriyle bir araya gelen Süleymani, Kürt peşmergelerinin Batı’nın ve bölge ülkelerinin desteğini almış olan Bağdat karşısında askerî olarak duramayacağını söyledi ve onlara Kerkük’ten çekilmek veya İran’ın desteğini kaybetmek arasında seçenek sundu. Toplantıda hazır bulunan KYB yetkililerinden Ala Talabani’nin ifadesiyle Kürt liderlere ‘bilgece’ tavsiyede bulunan İranlı general, “Kerkük’ün kanun ve anayasaya geri dönmesi gerektiğini” belirtti ve bunun için bir anlaşmaya varma çağrısında bulundu. Irak parlamentosundaki Kürdistan Milletvekili Mesud Haydar, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada Süleymani’nin aracılığıyla KYB’nin peşmerge sorumlusu Bafel Talabani ve Haşdi Şaabi Lideri Hadi el-Ameri arasında referandum sonuçlarının iptal edilmesini öngören bir anlaşma yapıldığını ileri sürdü.

Barzani çevresi ve Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) askerî operasyonlardan KDP’yi bitirmeyi hedefleyen İran’ı doğrudan sorumlu olduğunu ileri sürdü. Süleymani’nin aktif rolünün yanı sıra Irak ordusu ve Haşdi Şaabi saflarında İranlı Devrim Muhafızlarının olduğu iddia edildi. Keza, Kerkük operasyonunun başlamasından hemen önce Süleymani’nin arkadaşlarından İkbalpur isimli İranlı generalin, Haşdi Şaabi komutanları Abu Mahdi Muhandis ve Hadi Ameri ile beraber şehirdeki KYB ofisinde Kürt yetkililerle bir araya geldiği iddia edildi. Bu iddiaya göre İkbalpur ortaya bir harita çıkardı ve Irak güçlerinin saldırı planlarını anlattıktan sonra Kürt yetkililerden şehirden barışçı şekilde çekilmelerini istedi; “Direnecek olursanız sizi ezeceğiz ve her şeyinizi kaybedeceksiniz!” dedi. Gerçekten de ertesi gün operasyonun başlamasından sonra Bafel Talabani ve Lahur Şeyh Cengi’ye bağlı peşmerge güçleri mevzilerini terk etti ve merkezi hükümete bağlı güçlerle çatışmadan Kerkük’ten çekildi. Kerkük’ün Irak ordusu ile Haşdi Şaabi güçlerinin eline geçmesinden sonra bir Haşdi Şaabi militanının filme alındığı video kaydında Kerkük valiliğinin duvarına Ayetullah Hamanei’nin fotoğrafının asıldığı görüldü.

Amerikan Ordu Sözcüsü Albay Ryan Dillon 17 Ekim’de yaptığı açıklamada Haşdi Şaabi ve İran Dev-rim Muhafızı güçlerinin Kerkük operasyonlarında aktif rol aldıklarına dair güvenilir bilgiler olmadığını söyledi. Bununla beraber CIA Direktörü Mike Pom- peo, İran’ın Kerkük dâhil Ortadoğu’daki bütün problemlerin merkezinde olduğunu ileri sürdü. Kerkük operasyonuna destek veren İranlı liderler ülkelerinin operasyonda yer aldığı iddialarını ilk etapta reddetti. Hamaney’in dış politika danışmanı Ali Ekber Velayeti, 17 Ekim’de yaptığı açıklamada İran’ın Kerkük operas- yonunda hiç bir rolünün olmadığını söyledi ve Iraklı Kürtlerin çoğunun Barzani’nin ihtiraslarına karşı olduğunu ileri sürdü. Fakat Hamaney’in ofisinin genel sekreteri Muhammed Gulpaygani daha sonra yaptığı bir açıklamada, Ayetullah Hamanei’nin talimatları ve Kudüs Gücü Komutanı Süleymani’nin fedakârlıkları sayesinde ABD ile İsrail’in Kürdistan bölgesinde ‘ikinci bir İsrail’ kurma planının engellendiğini ve Kerkük’ün kurtarıldığını söyledi.

İran’ın operasyondaki rolü Kürdistan bölgesinde İran karşıtı duyguların artmasına neden oldu. Peşmerge Genel Komutanlığından 16 Ekim’de yapılan açıklamada İkbalpur’un liderliğindeki Kudüs gücünün desteğiyle Irak güçlerinin ve özellikle Haşdi Şaabi’nin Kürdistan halkının özgürlük talebine karşı saldırıya geçtiği ileri sürdü. KDP’li sözcüler, Süleymani’nin Haşdi Şaabi ile iç içe olduğunu belirterek Kerkük’teki gelişmeleri “İran’ın Kerkük’ü fethi!” diye nitelendirdi. Kürt yetkililerden gelen sert İran karşıtı açıklamaların yanı sıra 20 Ekim’de Erbil’deki İran Konsolosluğu önünde protesto gösterisi düzenlendi. Konsolosluk binasının duvarına çıkan bir eylemci İran bayrağını indirdi.

Sonuç

25 Eylül’de yapılan bağımsızlık referandumu İran ile Irak Kürtleri arasındaki ilişkileri zorlayan çok boyutlu bir meseleye dönüşmüştür. Meselenin birinci boyutu tabii ki İran ile Irak Kürtleri arasındaki ilişkidir. KDP başta olmak üzere Kürtlerin önemli bir kısmı bağımsızlık girişimini boğmaya çalışan İran’a karşı tepkilidir ve güvensizdir. Bununla beraber İran-Kürt ilişkileri tabiatı itibariyle inişli çıkışlıdır ve güven esasına değil, pragmatik hesaplara dayanmaktadır. Bununla beraber KDP’den gelen sert açıklamalara rağmen hem İran hem de Iraklı Kürtler köprüleri atmaktan kaçınmıştır. Nitekim Kerkük ve diğer tartışmalı bölgelerin merkezî hükümete bağlı güçlerin eline geçmesi ve IKBY’in referandum sonuçlarını dondurma kararı almasından sonra İran, sınır kapılarını tekrar açmıştır. IKBY’nin ve KYB’nin Tahran’daki temsilcisi Nazım Dabbagh, Süleymani’nin Kürtlere karşı dürüst dav- randığını ve onları referandumun sonuçları hakkında uyardığını hatırlatmıştır. Dabbagh, İran hükümetinin Irak Kürdistan Bölgesi ile merkezî yönetim arasındaki meselelerin Irak Anayasası çerçevesinde çözülmesi için çalıştığını ve İran’ın bu doğrultuda attığı adımları olumlu gördüklerini ifade etmiştir.

Referandum meselesinin ikinci boyutu ise İran-I- rak ilişkileriyle ilgilidir. İran, merkezî hükümete verdiği desteğin yanı sıra gerek IŞİD’e karşı mücadelede gerekse referanduma karşı atılan adımlarda Irak hükümetinin yanında olmuştur. Diğer bir ifadeyle İran, Irak’ın birliğinin ve bütünlüğünün en büyük destekçilerinden birisi olmuştur. Dolayısıyla bu süreçte İran’ın Bağdat üzerindeki etkisi daha fazla artmıştır. İran’ın Irak’ta artan etkisi ise ABD, İsrail ve bölgedeki Arap ülkeleri için potansiyel bir tehdit olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle hem bölge ülkeleri, hem de Amerikan yönetimi Irak Başbakanı Abadi’den Bağdat hükümetinin İran’ın ‘kuklası’ olmadığını göstermesini bekliyor. Dolayısıyla, referandum sonrası süreçte Irak’ın İran etkisinden uzaklaşması için Bağdat hükü- meti üzerinde uluslararası ve bölgesel baskının artması beklenmektedir.

Bayram SİNKAYA
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Yrd. Doç. Dr.

Ortadoğu Analiz, cilt 9, sayı 83 (Kasım-Aralık 2017), s.20-22, http://orsam.org.tr/files/OA/83/6_bayramsinkaya.pdf   

Suriye’de Federalizm, PYD ve İran’ın Müphem Tavrı

Suriye’de Federalizm, PYD ve İran’ın Müphem Tavrı

2017-04-04

Suriye’de rejim ile muhalifler arasındaki çatışmaların yaygınlaşmasından sonra Esad yönetimi ülkenin kuzeyinde Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bazı bölgelerden askerlerini çekti. Böylece Temmuz 2012’den beri Suriyeli Kürtler kendi kendilerini yönetme deneyimi kazanmaya başladı. Kısa bir süre sonra PYD kontrolünde  ‘özerk’ ‘kanton’ yönetimleri kuruldu. PYD zamanla ‘IŞİD’e karşı mücadele’ adı altında Suriye içinden ve dışından çeşitli aktörlerle ittifak ilişkisi kurdu. PYD’nin silahlı gücü YPG ise gerek ABD ve Rusya’nın destekleri, gerekse rejimle işbirliği sayesinde sahadaki gücünü pekiştirdi ve kontrol ettiği alanları genişletti.Geçen yıl Şubat ayında dönemin ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Senato’da yaptığı konuşmada  geçiş yönetiminin kurulamaması durumunda Suriye’yi bir arada tutmanın çok zor olacağını ve ‘B planı’nın gündeme gelebileceğini söyledi. Ardından Rus Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergei Riyabkov, ‘eğer taraflar Suriye’nin geleceği hakkında federal bir sistemde uzlaşırlarsa buna kimse itiraz etmez’ dedi. Benzer fikirler BM Genel Sekreteri Stefan de Mistura tarafından da dile getirildi. Böylece Suriye’de federal sisteme geçiş tartışmaları başladı. Suriye hükümetinden ve bazı bölge ülkelerinden gelen olumsuz tepkilere rağmen PYD ve müttefikleri 16 Mart 2016’da, Rimelan’da ‘Rojava ve Kuzey Suriye Demokratik Birliği’ adı altında federal bir bölge kurulduğunu ilan etti. Federal bölge ilanını hiçbir aktör resmen tanımasa da hem Esad rejimi, hem ABD, hem de Rusya PYD-YPG ile işbirliğini sürdürdü. Hatta Fırat Kalkanı operasyonu çerçevesinde El-Bab’ta kontrolün sağlanmasından sonra  Menbiç’e yönelen Türk askeri unsurları ile müttefiklerinin durdurulmasında bu işbirliği etkili oldu. Peki, Suriye rejimi üzerinde en etkili aktörlerden birisi olan İran bu süreçte nerede duruyor?
İran, Suriye’deki federalizm tartışmaları karşısında ya önceliklerinin farklı olması nedeniyle konuya ilgisiz kaldığından veya bilinçli olarak kararsız, ikircikli bir tavır sergiliyor. Bir yandan, federalizmin Suriye krizinin çözümüne bir katkı sağlamayacağını iddia ediyor ve mütemadiyen Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasından dem vuruyor. PYD lideri Salih Müslim, İran’ın federalizme sert şekilde direndiğini söylüyor. Diğer yandan sahadaki müttefiki Rusya’nın Kürt federal veya özerk bölgesinin ebeliğine soyunması ve PYD ile işbirliğini sürdürmesi karşısında sessiz kalıyor. Üstelik Esad rejimi ile PYD  arasındaki girift ilişkiler, İran’ın tavrının anlaşılmasını zorlaştırıyor.
İran’ın bu müphem tavrı birbirinden farklı, hatta zıt değerlendirmelere sebep oluyor. Bir yaklaşıma göre İranbir müddettir bölgesel meselelerdePKK ile işbirliği içinde. Uzun bir süreden beri kendisiyle birlikte hareket eden KYB’nin yardımıyla Esad rejimi ile PKK’nın Suriye kolu olan PYD arasında bir anlaşma yapılmasını sağladı. Buna göre Esad, PYD’nin muhalefete katılmaması ve Esad karşıtı gösterileri bastırması karşılığında Suriye’nin kuzeyini PYD’ye teslim etti. PYD’nin rakibi olan Suriye Kürt Ulusal Meclisi (ENKS) üyesi Nuri Brimo’nun ifadesiyle PYD, ‘Esad’ın ve İran’ın jandarması’na dönüştü. Dolayısıyla PYD’nin özerklik veya federal bölge ilanı aslında İran’ın bilgisi ve kontrolü dışında değil. Bilakis hem ‘tekfirci hareketlere’ karşı mücadele, hem de Türkiye’nin bölgede nüfuz kazanmasını önlemek amacıyla İran ve rejim PYD’ye destek veriyor.
Öte yandan İran medyasında Suriye Kürtlerine, özelde PYD’ye karşı bir sempati olduğu görülüyor. Bu sempatinin birinci nedeni PYD’nin ‘tekfirci teröristlere’ karşı mücadelede ‘etkili’ bir aktör olarak ortaya çıkması. İkincisi ‘ırkçı-milliyetçi’ hislerle ‘İrani bir kavim olan Kürtler’le dayanışma duygusu yaygın. Ayrıca stratejik mülahazalarla, gelecekte Kürtlerin desteğini kazanabilmek için bölgedeki Kürt hareketleri ile iyi ilişkiler geliştirilmesi savunuluyor.Dolayısıyla İran ile PYD/PKK arasındaki ilişkiler sadece mevcut şartların zorlamasıyla değil, İran’ın stratejik kaygıları tarafından şekillendiriliyor.
İkinci yaklaşıma göre ise İran, PYD’nin özerklik çabalarından rahatsız. Bunun başlıca nedeni özerklik ve federal bölge tartışmalarının Suriye’nin parçalanmasına yol açacağı endişesi. İranlı analist Ali Akbar Mohtadi’nin ifadesiyle ‘Suriye’yi direniş ekseninden koparamayan düşman, şimdi onu parçalamaya çalışıyor.’ Bu çerçevede yapılan değerlendirmelerde Kürtlerin özerklik çabalarına en büyük desteği ABD ve İsrail’in verdiğine işaret ediliyor. Ayrıca, Kürtlerin özerkliğinin Ortadoğu siyasi coğrafyasında deprem yaratmasından ve bunun dalgalarının İran dahil bütün bölge ülkelerini olumsuz etkilemesinden endişe ediliyor.
PYD’nin özerklik  çabalarından rahatsız olan İran bir taraftan Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması çağrısı yaparken diğer taraftan Türkiye ile işbirliğini artırdı. Suriye’de federalizm tartışmalarının başlamasından kısa bir süre sonra, 3-4 Mart’ta dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, Tahran’a resmi ziyarettebulundu. Bu ziyaret sırasında Davutoğlu, ‘bölgenin kaderinin dış güçlere bırakılmaması’ çağrısında bulundu. 19 Mart’ta İstanbul’da Zarif ile bir araya gelen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, PYD’nin federal bölge ilanını sert şekilde eleştirdi ve ‘Suriye’yi bölmek istiyorlar. Biz İran ile birlikte Suriye’nin toprak bütünlüğünü destekliyoruz’ dedi.Ağustos 2016’da İran ve Türk dışişleri bakanlarının karşılıklı ziyaretlerinden kısa bir süre sonra başlatılan Fırat Kalkanı harekatı, Suriyeli Kürtlerin özerklik arayışından rahatsız olan Ankara ve Tahran’ın işbirliğinin yansıması olarak değerlendirildi.
Ne var ki Türkiye ile İran arasındaki işbirliği arayışları uzun sürmedi. Bir kere İran federalizm tartışmaları karşısındaki müphem tavrını sürdürdü. İkincisi, Türkiye’nin bölgedeki askeri operasyonunu sert şekilde eleştirdi.Ayrıca, PKK ile ilişkisini sürdürdü ve rejim ile PYD arasında işbirliğinin sürmesini sağladı. Mesela, Kasım 2016’da Basnews’te yer alan bir haberde İran Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin sık sık PKK liderleriyle bir araya geldiği iddia edildi. Keza, Rojava Bağımsız Kürtler Birliği Üyesi Azad Osman, Suriye rejiminin üst düzey yetkilileri, İran Devrim Muhafızlarından bazı subaylar ile bölgedeki PKKlıların Mart 2017’de Rimelan’da bir toplantı yaptıklarını ve bu toplantıda Menbiç’in Suriye ordusuna teslim edilmesinin görüşüldüğünü iddia etti.
İran, Suriye’de 2011 öncesine dönülmesinin, yani merkezi hükümetin bütün ülkede kontrolü sağlamasının artık imkansız olduğunu düşünüyor. Fakat bölgede sınırların değişmesinden ve siyasi yapıların kendi kontrolü dışında şekillenmesinden endişe ediyor.Bu nedenle Suriye’de federalizm tartışmaları karşısında bilinçli olarak müphem bir tavır sergiliyor. İran’ın Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması çağrıları gerçekten özerkliğe veya federasyona karşı olduğu anlamına gelmiyor. Nitekim İran, 2005’te Irak’ta anayasa yapım sürecinde federal sistemi destekleyen ender bölge ülkelerinden birisiydi. Aynı şekilde Suriyeli Kürtlerin bağımsızlığa varmayan, yani Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruyacak şekilde, özerklik veya federasyon girişimlerine destek verebilir.
http://orsam.org.tr/index.php/Content/Analiz/5094?s=orsam|turkish

IRAK KÜRTLERİ’NİN İRAN İLE İLİŞKİLERİ: NETAMELİ BİR İTTİFAKIN SANCILI SEYRİ


IRAK KÜRTLERİ’NİN İRAN İLE İLİŞKİLERİ: NETAMELİ BİR İTTİFAKIN SANCILI SEYRİ


ABD işgalinden sonra Irak’ta kurulan yeni düzen 2014’te iki büyük tehdit ile karşılaştı. Birincisi, 2014’ün Haziran ayında başlattığı operasyonlar ile
Sünnilerin çoğunlukta yaşadığı toprakların önemli bir kıs- mını ele geçiren IŞİD tehdidiydi. İkinci tehdit ise Iraklı Kürtlerin ayrılma eğiliminin güçlenmesiydi. Gerçi uzun zamandan beri Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesud Barzani dâhil KDP’nin önde gelen liderleri sık sık bağımsızlık imasında bulunuyordu. Örneğin, Barza- ni 3 Temmuz’da Irak Kürdistan Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada milletvekillerinden bağımsızlık referandumu konusunda hazırlık yapmalarını istedi. Barzani’nin açık- lamaları İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’dan destek bulurken en sert tepkiyi İran’dan gördü. Ülkenin önde ge- len din adamlarından Ayetullah Ahmed Hatemi Kürdistan devletinin kurulmasını bölgede “İsrail gibi yeni bir kanser uru”na benzetti. İran’ın Arap dünyası ile ilişkilerden sorum- lu Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Al-Alam televizyonuna yaptığı açıklamada Netanyahu’nun hayallerinin gerçekleşmesine ve Irak’ın parçalanmasına hiç- bir surette izin vermeyeceklerini söyledi.
Ağustos ayının başlarında Irak’ta yeni hükümetin hazır- lıklarının yapıldığı sırada Iraklı Kürtler arasında bağımsızlık ve Bağdat ile ilişkilerin geleceğinin nasıl olacağı tartışılırken IŞİD bu defa Erbil, Sincar ve Hanekin’e saldırıya geçti ve peşmerge ile karşı karşıya geldi. 10 Ağustos’ta Mesud Bar- zani’nin İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’ye “bu zor koşullarda Iraklı Kürtlere destek verdiği” için teşekkür eden mektubu İran basınında yayınlandı. Barzani, İran Dışişleri Bakanı M. Cevad Zarif ile Erbil’de yaptığı görüşmenin ar- dından yaptığı açıklamada ‘İŞİD’e karşı mücadele için silah taleplerine cevap veren ilk ülkenin İran’ olduğunu söyledi.
Yukarıda özetlenen iki gelişme İran’ın Irak Kürtleri ile ilişkilerinin bir ay içinde birbirine tamamen zıt iki boyutunu göstermektedir. İran bir taraftan Barzani’yi ağır bir şekilde eleştirirken diğer taraftan askeri destek sağlamaktadır. Gö- rünürde birbirine tamamen zıt olan bu durum nasıl izah edilebilir?

İran ile Irak Kürtleri Arasındaki İlişkiler

Modern Ortadoğu’nun dinamik siyaseti içerisinde ittifak ilişkileri çok hızlı bir şekilde değişebilmektedir. Bu nedenle İran ile Suriye arasındaki ilişki, bölgede iki devlet arasında en uzun ittifak olarak anılır. Aslında bölgedeki en uzun süreli ittifak ilişkisi İran ile Iraklı Kürtler arasında kurul- muştur. Geçmişi 1960’lara kadar giden bu ilişki ‘bölgesel hırsları’ olan bir devlet ile özerklik arayışı içindeki bir siyasi hareket arasında gelişmiş gayri res- mi bir ittifaktır. Fakat tarafların- dan birisinin büyük ve belirleyici, diğerinin ise bir hayli zayıf olduğu bu ittifak, müttefiklerin arasındaki asimetrik güç ilişkisi nedeniyle ba- şından beri sorunlu olmuştur. Zira böylesine asimetrik bir ilişkide kü- çük taraf ittifak bağları içinde bo- ğulmaktan korkar, ama ortağının hücrelerine kadar nüfuz etmesine engel olamaz. Nitekim bugüne ka- dar İran, Irak Kürdistan bölgesinde faal olan grupların hemen hemen hepsi ile yakın ilişki içerisine gir- miştir. İran’ın bu sayede bölgede siyasi nüfuzunun yanında güçlü bir istihbarat altyapısı oluşturduğu dü- şünülmektedir.
Aralarındaki ittifak ilişkisi ne- deniyle İran ile Irak Kürtleri ara- sındaki ilişkiler günümüze kadar oldukça dostça seyretmiştir. İran, Bağdat ile ilişkilerinin sorunlu ol- duğu yıllarda Irak Kürtlerinin dire- nişini aktif bir şekilde desteklemiş- tir. Iraklı Kürt siyasi hareketlerine sadece topraklarında sığınma hakkı vermekle kalmamış, çıkarlarının el- verdiği ölçüde Kürt savaşçılara si- yasi ve lojistik destek sağlamıştır. Hatta 1980’lerde Kürt peşmerge- lerle İran askerleri ortak düşman Saddam’ın ordusuna karşı omuz omuza savaşmıştır.
Irak’ta siyasi yapının yeniden kurulduğu 2003 sonrası dönem- de İran, Kürtlerin siyasi sistemde etkili bir yer bulabilmeleri için çalışmış ve Kürtlerin federasyon taleplerinin bölge ülkeleri arasın- daki tek destekçisi olmuştur. Hem Süleymaniye’de hem de Erbil’de konsolosluk açmıştır. Bağdat’ta artık Tahran’a dost hükümetlerin oturduğu bu dönemde İran, hem IKBY ile hem de Irak merkezi hü- kümeti ile ilişkilerini dengeli bir
şekilde yürütmeye gayret etmiştir. Bir taraftan federal Kürt yönetimi ile ilişkilerini geliştirirken diğer ta- raftan Kürtlerin Irak siyasal sistemi içinde kalması için çalışmıştır.

Erbil-Tahran İlişkilerindeki Sorunlar

Irak Kürtleri ile İran arasındaki it- tifakın sebebi olan ortak düşman Baas rejiminin yıkılmasından sonra İran’ın IKBY ile ilişkilerini zorlayan üç faktör ortaya çıkmıştır. Birinci- si, 2004’te kurulan PJAK’ın İran’a karşı silahlı faaliyetler içerisine gir- miş olmasıdır. Irak Kürdistan böl- gesi uzun bir müddettir İranlı Kürt muhaliflere ev sahipliği yapmak- tadır. Fakat onların IKBY alanın- da bulunuşu İran’da silahlı faaliyet
yürütmeme şartına bağlanmıştır. PJAK bu şartı göz ardı ederek Kan- dil dağında üslenmiş ve buradan İran topraklarına sızarak güvenlik güçleri ile çatışmaya girmiştir. Ge- rek PJAK’ı etkisizleştirmek gerekse IKBY’ye gözdağı vermek amacıyla İran zaman zaman sınır hattını as- keri baskı altına almıştır. Temmuz
2011’de yaşanan yoğun çatışmala- rın ardından IKBY’nin aracılığıy- la PJAK ile İran arasında ateşkes sağlanmış, sınır bölgesi sükûnete kavuşmuştur.
Tahran-Erbil ilişkilerini zorla- yan ikinci faktör, Irak Kürtlerinin geliştirmeye çalıştığı uluslararası bağlantılardır. Uzun bir süre IK- BY’nin ABD ve İsrail ile ilişkilerin- den rahatsız olan İran, 2008 son- rasında Erbil ile Ankara arasındaki ilişkilerin gelişmesini de endişeyle izlemiştir. IKBY’nin farklı bağlan- tılar geliştirmesi İran’ı üç nedenle rahatsız etmiştir. Birincisi, güvenlik kaygılarıdır. IKBY’nin düşmanla- rının merkez üssüne dönüşmesi ihtimali, Tahran için yeterince ra- hatsız edici olmuştur. İkincisi, Irak Kürtlerini ve özerklik taleplerini yıllardır destekleyen İran, tabiatıyla Kürtler üzerinde büyük bir nüfuz kazanmıştır. Kürtlerin geliştireceği farklı bağlantıların Kürtlere güven- lik, iktisadi ve siyasi açılardan al- ternatif imkânlar sunması, İran’ın Kürtler üzerindeki etkisinin zayıf- lamasına sebebiyet vereceği düşü- nülmüştür. Kendi etkisi dâhilinde iken İran için oldukça kullanışlı bir kart olan Irak Kürtleri, başka, hele düşman veya rakip ülkelerin etkisi altına girmesi tehdit kaynağı olarak görülmüştür. Üçüncüsü ile Erbil ile Bağdat arasındaki ilişkilerin geril- mesidir. İki taraf ile de ilişkilerini dengeli bir şekilde yürütmeye gay- ret etse de İran önceliğini Bağdat’a ve Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasına vermiştir. Bu nedenle Kürtlerin merkezi yönetimle iliş- kilerinin bozulması, Irak’ta 2003 sonrası kurulan siyasi yapının mu- hafaza edilmesini savunan Tahran’ı rahatsız etmiştir.

Siyasi bir hareket olarak ortaya çıkışından beri Irak
Kürtleri açısından İran bağlantısı çok önemli olmuştur. Bir kere gü- venlik açısından İran hem bir nevi koruma sağlamış, hem de lojistik destek kaynağı olmuştur. İkinci- si İran, Irak Kürtlerinin dünyaya açılan yegâne kapısı olmuştur. Ba- as rejiminin devrilmesi İran-Kürt ittifakının birincil sebebini, ortak tehdidi ortadan kaldırmışsa da böl- ge ülkelerinin, özellikle Türkiye ve Suriye’nin IKBY’ye mesafeli duru- şu, Kürtlerin İran ile bağlantılarını sürdürmeye zorlamıştır. İran’a olan ‘bağımlılığının’, İran’ın bölgedeki etkisinin ve kaygılarının farkında olan Irak Kürt yönetimi, dış dünya ile ilişkilerini geliştirirken ve Bağ- dat ile ilişkilerinde İran’ın çıkar- larını gözeten dengeli bir politika izlemeye çalışmıştır.
İran ile tarihsel süreç içerisin- de girmiş olduğu ittifakın içinde boğulmak istemeyen IKBY, dış dünya ile alternatif ilişkiler ara- yışına girmiştir. 2003 sonrasında anayasal meşruiyete kavuşan Irak Kürt Yönetimi buradan aldığı ce- saretle birçok devlet ile diplomatik ilişki içerisine girmiştir. Bu çerçe- vede IKBY yurtdışında 13 tem- silcik açarken Erbil’de 30 kadar diplomatik temsilcilik açılmıştır. Diğer yandan, gerek İran’ın etkisi- ni azaltmak gerekse İran’a mecbur olmaktan kurtulmak için -tabii ki kendi ekonomik hedefleri doğrul- tusunda- IKBY bir nevi ‘açık kapı’ politikası izlemeye başladı. Farklı ülkelerden yatırımcılar ve çokulus- lu şirketleri bölgeye çekmek için yatırım ve ekonomik işbirliği an- laşmaları imzalandı. IKBY’nin Irak içerisinde göreceli olarak güvenli bir yer olması, üstelik petrol ve do- ğalgaz rezervlerinin büyüklüğünün ortaya çıkması Kürtlerin işini ko- laylaştırdı. Nihayet 2008’den sonra Türkiye ile ilişkilerin gelişmesi Irak Kürtlerini büyük ölçüde rahatlatmıştır.
Bu sayede Erbil yönetimi, Bağ- dat ile ilişkilerinde daha iddialı bir tavır izlemiştir. Maliki yönetimi- nin giderek marjinalleşmesi, Arap Baharı ve Suriye’de merkezi yöne- timin sarsılması, nihayet IŞİD’in Haziran 2014 saldırılarından sonra Kerkük dâhil tartışmalı bölgelerin Kürtlerin eline geçmesi Irak Kürt yönetiminin özgüvenini artırdı. İş- te böyle bir ortamda IKBY’den ba- ğımsızlık sesleri yükseldi ve İran’ın sert tepkisine neden oldu. İran’ın tepkisinin iki nedeni vardı. Birin- cisi Kürtlerin bağımsızlığı Irak’ta 2003 sonrasında kurulan yapı- nın çökmesi anlamına geliyordu. İkincisi ise artık dış dünya ile güçlü bağlantıları olan Irak Kürtlerinin resmen bağımsız olmaları İran’ın ‘elinden kayıp gitmesi’ demekti. İran’ın elinden bir kere çıktıktan sonra da pekâlâ bir tehdide dönü- şebilirdi.

IŞİD’in Ağustos başında Er- bil, Sincar ve Hanekin’e yönel- mesi, Irak Kürtlerinin savunma ve güvenlik açısından zayıflığı- nı ortaya çıkardı. Bunun üzerine İran, IŞİD’e karşı mücadele için Kürtlere askeri destek veren ilk ül- ke oldu. Böylece İran, Irak Kürt yönetimine ittifaklarının ne kadar değerli ve önemli olduğunu gös- terme fırsatı buldu. Diğer taraftan bu süreç İran’ın hem siyasi hem de askeri açıdan bölgedeki varlığının güçlenmesini sağladı.

Uzun yıllar boyunca Bağdat yö- netimine karşı giriştiği ‘özgürlük’ mücadelesinde İran, Irak Kürtleri- nin tabii müttefiki oldu. Fakat bu ittifak ilişkisi sayesinde İran yöneti- mi Kürtler üzerindeki etkisini gide- rek artırdı. İran ile girdiği tarihsel ittifakın esiri olmak istemeyen Irak
Kürt yönetimi İran dışında dünya- ya açılan siyasi ve ekonomik bağ- lar geliştirdi. Fakat IŞİD’le birlikte ortaya çıkan bölgesel istikrarsızlık ve tehdit Irak Kürtlerinin güven- lik için hala İran’a muhtaç oldu- ğunu gösterdi. Bugünlerde IKBY savunma altyapısını güçlendirmeye odaklandığı ve Türkiye’nin de ara- larında bulunduğu bazı ülkelerle askeri işbirliğine girdiği görülmek- tedir. IKBY’nin bu alandaki faa- liyetleri, şüphesiz öncelikle kendi savunma kapasitesini güçlendir- meye dönüktür. Fakat IKBY’nin savunma kapasitesinin güçlenmesi, İran’a olan askeri ihtiyacının azal- ması, böylece Kürtleri adeta İran’a mecbur bırakan netameli ittifak bağlarının birisinin daha kesilme- si anlamına gelmektedir.

ORSAM Danışmanı, Yrd. Doç. Dr., Yıldırım Beyazıt Üniversitesi 
Ortadoğu Analiz, Ocak-Şubat Cilt: 7 Sayı: 66, s.46-49.
http://www.orsam.org.tr/files/OA/66/13bayramsinkaya.pdf
 

GÜVEN BUNALIMI KISKACINDA İRAN-IKBY İLİŞKİLERİ


GÜVEN BUNALIMI KISKACINDA
İRAN-IKBY İLİŞKİLERİ

İranlılar ile Kürtler arasında ilişkiler incelenirken ilk dikkat çekilen hususlardan birisi, aralarındaki kül- türel, tarihsel ve dilsel yakınlıktır. Fakat modern
İran devletinin Iraklı Kürtlerle ilişkilerinde kimlik politikalarından ziyade siyasi mülahazalar ve güvenlik kaygıları belirleyici olmuştur. Bu durum İran İslam Devriminden sonra da pek değişmemiştir. Devrim- den kısa bir süre sonra İran’da çıkan Kürt isyanlarının bastırılması için Geçici İran Hükümeti, o dönemde Baas rejiminden kaçarak İran’a sığınmış olan Mesut Barzani yönetimindeki KDP (Kürdistan Demokratik Partisi) ile işbirliği yapmıştır. Bu işbirliği İran-Irak savaşı boyunca daha da güçlenmiştir. KDP, İran as- kerleri ile birlikte ortak düşmanları Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak’a karşı savaşmıştır. Aynı dönemde Celal Talabani liderliğindeki KYB (Kürdistan Yurt- severler Birliği) de 1980’lerin ortalarından itibaren İran ile yakın ilişki ve işbirliği içerisine girmiştir. Za- man zaman iniş çıkışlar yaşansa da Iraklı Kürtler ile İran arasındaki yoğun ilişkiler 1990’larda da devam etmiştir. Bu dönemde Iraklı Kürt siyasi hareketlerin hemen hepsi İran’da irtibat büroları açmıştır. İran, Irak Kürtlerinin dünyaya açılan kapısı olmuştur. Buna karşılık İran istihbarat ve güvenlik birimleri de ‘Irak Kürdistan Bölgesi’nde gayri resmi güvenlik noktaları oluşturmuş ve bölgedeki nüfuzunu artırmıştır.
Partiler Düzeyinden ‘Hükümetler Düzeyine’ İran- Kürt İlişkileri
2003’te Amerikan işgalinin ardında Irak’ın yeniden yapılanma sürecinde Kürtler ile İran arasındaki yakın
Bayram SİNKAYA
ilişkiler etkili olmuştur. İran, Irak’ın federasyona dö- nüşmesini, dolayısıyla Kürtlerin özerklik talebini des- tekleyen tek bölge ülkesidir. Ayrıca Kürtlerin Şiilerle ittifak halinde Irak merkezi siyasetinde aktif olmasını desteklemiştir. Böylece hem Kürtler üzerinde, hem de Irak siyasetinde İran etkisi artmıştır.
‘Irak Kürdistan Bölgesi’nin (IKB) 2005 Anayasası ile resmen federal bir bölge olarak kabul edilmesinden sonra İran ile Irak Kürtleri arasındaki ilişkilerde yeni bir dönem başlamıştır. Irak Kürdistan Bölgesel Yöne- timi’nin (IKBY) dış ilişkilerini yürütmek amacıyla 2006’da Dış İlişkiler Dairesi kurulmuş; bu dairede Türkiye ve İran ile ilişkileri idare etmekle vazifeli iki genel müdürlük oluşturulmuştur. Kürt partilerinin Tahran’daki bürolarının yanı sıra 2007’de IKBY’nin ‘Tahran Temsilciliği’ açılmıştır. İran ise Erbil ve Süley- maniye’de konsolosluk açan ilk ülke olmuştur. Böylece İran’ın Irak Kürtleri ile ilişkileri partiler düzeyinden ‘hükümetler’ düzeyine veya ‘diplomatik’ düzeye çık- mıştır. KDP lideri Mesut Barzani Kasım 2008’de ilk defa IKBY Başkanı sıfatıyla Tahran’ı ziyaret etmiştir.
Bu yeni dönemde IKBY ile İran arasındaki iktisadi ilişkiler gelişmiş, İran, IKBY’nin Türkiye’den sonra ikinci büyük ticaret ortağı olmuştur. Yaklaşık 600 km’lik bir sınırı paylaşan İran ile IKBY arasında üç gümrük kapısı – Başmak, Pervizhan ve Hacıumran – faaliyet göstermektedir. IKBY ile İran arasında ticaret hacmi günümüzde 4-4,5 milyar dolar civarındadır. İran, IKBY’ye gıda ürünleri, tekstil, otomotiv yedek parçası ve benzeri ürünler satmaktadır. İran şirketleri bölgedeki altyapı, baraj, yol ve inşaat projelerinde de rol almaktadır. IKBY’de kayıtlı 470 civarında İran şir- keti vardır ve 20 binden fazla İran vatandaşı mevsim- lik veya sürekli işçi olarak burada çalışmaktadır. İran havayolu şirketi Mahan Air, Erbil ile Tahran arasında haftada üç defa karşılıklı uçuş gerçekleştirmektedir. Erbil-Urumiye ve Süleymaniye-Tahran uçak seferleri ekonomik olarak verimli olmadığı gerekçesiyle kal- dırılmıştır. Fakat sınır illeri arasında, özellikle Erbil ve Urumiye arasında düzenli otobüs seferleri yapıl- maktadır. İran ile IKBY arasında ticari, kültürel ve siyasi ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla özellikle sınır bölgelerinde bulunan İran vilayetleri ile IKB vilayet- leri arasında doğrudan bağlantı kurulmasının önü açılmıştır. Böylece yerel idareler arasında iktisadi ve kültürel ilişkilerin gelişmesi sağlanmıştır.
IKBY’nin İran ile ekonomik ilişkilerinde enerji meseleleri önemli bir yer tutmaktadır. Erbil ile Bağdat arasında petrol kaynaklarının işletimi ve pazarlanması konusunda ortaya çıkan anlaşmazlıklardan sonra IK- BY, Türkiye ve İran üzerinden tankerlerle uluslararası pazarlara ham petrol sevk etmiştir. Nisan 2014’te IK- BY ile İran arasında enerji işbirliği konusunda bir mu- tabakata varılmıştır. Buna göre IKB’den boru hatları ile İran’a ham petrol sevk edilmesi ve bu petrolün İran rafinerilerinde işlenerek geri gönderilmesi kararlaştırıl- mıştır. Ayrıca, İran’ın IKB’deki elektrik santrallerine yakıt temin etmesi hususunda anlaşmaya varılmıştır.
İran-IKBY İlişkilerinde Güven Bunalımı
Aralarındaki yakın ve köklü ilişkilere rağmen İran-IK- BY ilişkileri ‘stratejik’ işbirliğine dönüşmedi. İlişkile- rin geliştirilmesine yönelik atılan adımlara rağmen taraflar arasında hem iktisadi ilişkiler, hem de siya- si ilişkiler adeta yerinde saydı. Diğer bir tabirle Irak Kürtleri, özellikle KDP ile İran hükümeti arasındaki siyasi uyum giderek bozuldu. Bunun başlıca nedeni, Baas rejiminin kökünden yıkılmasıyla beraber İran’ı ve Irak Kürtlerini aynı safta buluşturan tehdidin or- tadan kalkmasıdır. Üstelik Bağdat’ta İran’a dost ve IKBY’yi tehdit etmeyecek kadar zayıf bir hükümetin kurulması, Erbil-Tahran ittifakının önemini azalt- mıştır. Üstelik, bu dönemde İran yönetimi Bağdat ile ilişkilerine öncelik vermeye başlamış, Erbil-Bağdat ilişkilerinde gerilim arttığı zaman genellikle Bağdat’ı desteklemiştir. Diğer yandan otoritesi ve bölgesel sta- tüsü giderek sağlamlaşan IKBY, ekonomik ve siyasi
hareket alanını genişletmek amacıyla bölgesel veya bölge dışından güçlerle ilişkilerini geliştirme arayışına girmiştir. IKBY’nin bu çabaları Tahran’da kaygıyla iz- lenmiş, özellikle IKBY-İsrail ilişkileri ciddi bir tehdit olarak değerlendirilmiştir.
Böyle bir ortamda İran’ın bölgedeki siyasi etkisi ve ‘istihbarat’ gücü IKBY yetkilileri, özellikle KDP tarafından tehdit olarak görülmeye başlanmıştır. Zira İran bu gücü sayesinde hem Irak Kürt siyasetine sık sık müdahale etmektedir, hem de IKBY üzerinde baskı uygulamaktadır. Bazı iddialara göre, İran’ın IKB’de gizli faaliyetlerinde kullandığı yüzlerce ‘hücre’ vardır. İran’ın bölgedeki güçlü varlığı nedeniyle Kürt yetkili- ler alenen İran aleyhine konuşmaktan çekinmektedir. Nitekim Erbil’de yayınlanan Israel-Kurd dergisinin editörü Mevlüt Afand Haziran 2012’de Süleymani- ye’de kaçırılmıştır. Birçok kişi Afand’ın kaçırılmasın- dan İran’ı sorumlu tutmaktadır. Diğer taraftan İran, IKBY ile yürüttüğü resmi temasların yanı sıra böl- gedeki partilerle, özellikle KYB ile yakın ilişkilerini sürdürmüştür. Üstelik Talabani’nin rahatsızlığı sıra- sında parti içinde baş gösteren liderlik mücadelesine müdahil olmuştur. Ekim 2013’te Hawlati gazetesin- de IKBY Başbakanı Neçirvan Barzani’nin Amerikalı bir diplomatla yaptığı görüşmeyi aktaran bir yazışma yayınlandı. Buna göre Barzani, Talabani’nin ölme- si durumunda KYB’nin etkili olduğu bölgelerdeki İran nüfuzunun artmasından duyduğu endişeyi ifade etmiştir. Aynı yazıda İran’dan gelecek tehlikelerin bertaraf edilmesi amacıyla KDP’lilerin Talabani’nin sağlığı için duacı olduğu belirtilmiştir.
Öte yandan ‘otonomisi’ genişleyen ve özgüveni gittikçe artan IKBY, Irak Kürtlerinin İran’ın bölgesel siyasetinde bir araç olarak görülmesinden rahatsız ol- maya başlamış, İran ile ilişkilerinde daha ‘saygın’ bir yer edinmeyi beklemiştir. Oysa İran, uzunca bir süre IKBY ile ilişkilerini alt düzey memurlar ve Devrim Muhafızları vasıtasıyla yürütmüştür. IKBY Başkanı Barzani dâhil Kürt yetkililer, İran’ın ‘davetlerine’ icap- la veya başka vesilelerle defalarca Tahran’a gitmiş ve burada üst düzeyde kabul görmüş ise de İranlı üst düzey yetkililer yakın zamana kadar Erbil’e gitmekten imtina etmiştir.
İran’ın IKBY’ye karşı ‘tepeden bakan’ ve ‘müdaha- leci’ tavrına tepki olarak Mesut Barzani 2011’den beri Tahran’a gitmemiştir. Barzani’nin 2012’de Tahran’a gideceği duyurulsa da bu ziyaret gerçekleşmemiş- tir. IKBY’nin bu konudaki rahatsızlığını gösteren bir gelişme, 2014 yılının Mayıs ayında yaşanmıştır. İran’ın Süleymaniye konsolosluğunun internet sayfa- sında ‘İran-Kürt ilişkileri’ hakkında yazılan bir yazıda Kürtçeden Fars dilinin bir lehçesi olarak bahsedil- mesi, 1946’da Mahabad’da kurulan Kürt devletinin komünist grupların bir faaliyeti gibi anlatılması ve Kürtlerin Irak’tan ayrılmaları durumunda İran ile ilişkilerinin bozulacağı ifadelerinin yer alması IK- BY’nin sert tepkisine neden olmuştur. Keza Temmuz 2014’te Irak basınında Mesut Barzani’nin İran’a gitti- ği yazılmıştır. İddialara göre İran, ‘Peşmerge’nin Ker- kük’e girmesi, Erbil-Bağdat ilişkilerindeki sorunlar ve Barzani’nin bağımsızlık konusunda referandum kararı alması hususlarındaki rahatsızlığının ifade et- miştir. IKBY Hükümet sözcüsü Omid Sabah, bu konuda yaptığı açıklamada böyle bir ziyaretin ger- çekleştiği iddialarını reddetmiş ve ‘Kürtlerin kendi kaderlerine karar vermek için kimsenin iznini alma- yacaklarını’ eklemiştir.
İran-IKBY İlişkilerinde Yeni Ortak Tehdit: IŞİD
IKBY-İran ilişkilerindeki soğukluğa karşın Haziran 2014’te IŞİD’in IKBY’yi tehdit eden bir güç olarak ortaya çıkması, Erbil-Tahran ilişkilerinde yeni bir dönemin başlamasına neden olmuştur. Neçirvan Barzani, IŞİD tehdidi üzerine 16 Haziran’da İran’a bir ziyaret gerçekleştirmiş ve güvenlik yetkilileri ile görüşmüştür. Ağustos ayının başında da Mesut Barzani, İran Cumhurbaşkanı Ruhani’ye hitaben ‘Mevcut krizde Iraklı Kürtlerin yanında durdu- ğu için İslam Cumhuriyeti’ne şükranlarını sunan’ bir mektup göndermiştir. Barzani, Ağustos ayının sonlarında yaptığı bir açıklamada, IŞİD’e karşı ken- dilerine silah ve mühimmat desteği veren ilk ülkenin İran olduğunu söylemiştir. Böylece, ‘Irak Kürtlerinin zor durumlarında İran’ın her zaman destek olduğu’ olgusu tekrar edilmiştir.
IŞİD tehdidi ile birlikte Erbil-Tahran arasında sadece güvenlik ilişkileri yeniden güçlenmekle kal- mamış, taraflar arasındaki siyasi ilişkilerin niteliği de değişmeye başlamıştır. 26 Ağustos’ta Erbil’i ziyaret eden Dışişleri Bakanı M. Cevad Zarif, bölgeyi ziyaret eden üst düzey ilk İranlı yetkili olmuştur. Zarif ’in ar- dından kısa bir süre sonra Aralık 2014’te İran Meclis
Başkanı Ali Laricani Erbil’i ziyaret etmiştir. Mesut Barzani, Laricani ile görüşmesinde ‘taraflar arasında- ki ilişkilerin yeni bir aşamaya girdiğini’ ifade etmiştir.
IKBY ile İran arasında güvenlik işbirliğinin ve siyasi ilişkilerin canlanmasına paralel olarak ekono- mik ilişkilerin geliştirilmesi sürecinde de yeni bir hareketlilik yaşandı. Kasım 2014’te İran-IKBY sını- rında, Penjwen’de serbest ticaret bölgesi kurulması konusunda anlaşmaya varıldı. İran’ın Irak ile ekono- mik ilişkileri geliştirmekten sorumlu yetkilisi Rustem Kasımi geçtiğimiz Şubat ayının sonunda Erbil’e gitti. Kasımi IKBY yetkilileri ile İran’ın bölgeden ham petrol alması ve işlenmiş petrol satması çalışmalarını görüştü. Ayrıca Süleymaniye ile Kirmanşah arasında demiryolu yapılması konusu ele alındı.
Görüldüğü kadarıyla İran-IKBY ile ilişkilerinde iki husus öne çıkmaktadır. Birincisi, tarafların ortak tehdit algısıdır. İkincisi ise onlarca yıllık işbirliğine rağmen İran-IKBY ilişkilerinde rastlanan güven bu- nalımıdır. Ortak tehdit algısı, Irak Kürtleri ile İran arasında yakın ilişkilerin kurulmasıyla sonuçlanır- ken, bu tehdidin ortadan kalkması taraflar arasında güven bunalımının öne çıkmasına neden olmaktadır. Taraflar arasındaki güven bunalımı ise stratejik yö- nelimlerinin farklı olmasından ve asimetrik güç iliş- kilerinden kaynaklanmaktadır. Zira İran, IKBY’nin bölgesel düzeyde etnik temelli siyaset yürütmesi, bağımsızlık emelleri ve hasımları ile işbirliği yap- ması ihtimallerinden tedirgin olurken, Iraklı Kürtler İran’ın bölgedeki gücünden ve Kürtler üzerinde baskı uygulamasından rahatsız olmaktadır. İran, Irak Kürt- lerini belirli alanlarda desteklerken aynı zamanda onları kontrol etmeye, sınırlamaya ve yönlendirmeye çalışmaktadır. IKBY ise bir taraftan İran’ın desteğine muhtaçtır, ama diğer yandan İran’ın bölge üzerin- deki nüfuzunu sınırlamak için siyasi ve ekonomik hareket alanını genişletmeye çalışmaktadır. IŞİD’in ortak bir tehdit olarak ortaya çıkması, IKBY ile İran arasında siyasi ilişkilerin ve güvenlik işbirliğinin ye- niden güçlenmesini sağlamış, ama taraflar arasındaki güven bunalımının ve asimetrik ilişkilerin çözümü doğrultusunda henüz adım atılmamıştır.

Yrd. Doç. Dr.,Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, ORSAM Danışmanı
Ortadoğu Analiz, Temmuz-Ağustos Cilt: 7 Sayı: 69, s.24-25.
http://www.orsam.org.tr/files/OA/69/6bayramsinkaya.pdf  

SURİYE KRİZİ ÇERÇEVESİNDE İRAN-PYD İLİŞKİLERİ: TAKTİK ORTAKLIK

BÖLGESEL GELİŞMELER
SURİYE KRİZİ ÇERÇEVESİNDE
İRAN-PYD İLİŞKİLERİ:
TAKTİK ORTAKLIK

Mart 2011’de hükümet karşıtı protestolarla başlayıp zamanla iç savaşa dönüşen Suriye krizinin en önemli sonuçlarından birisi, merkezi hükümetin ülkenin genelindeki kontrolü kaybetmesi oldu. Bu süreçte, Suriye nüfusunun yüzde onunu oluşturan Kürtlerin alacağı tutum kritik bir önem kazandı. Özellikle 2012 yılının ortalarından itibaren rejimin güvenlik güçlerinin Suri- ye’nin kuzeyinde, Kürtlerin çoğun- lukla yaşadığı bazı yerleşim yerle- rinden çekilmesi bölgedeki Kürt partilerinin hareket alanını artırdı. Dolayısıyla Suriye’deki gelişmeleri yakından takip eden PKK ve KDP gibi ‘bölgesel’ Kürt hareketleri ile ‘bölgesel güçler’, Suriye Kürtlerine özel bir ilgi göstermeye başladı. Peki, bu dönemde İran, Suriye Kürtleri ile nasıl bir ilişki kurdu? 

Suriyeli Kürtler, PKK-KDP Rekabeti ve İran

Suriye rejimi ile yakın ilişkilerinden dolayı İran, uzun bir süre Suriye’deki Kürt hareketlerine ilgisiz kaldı. 2011’de rejim karşıtı gösterilerin Kürtlerin çoğunlukta olduğu şehirlere yayılması üzerine yıllardır baskı altında olan Kürt partileri de harekete geçti. Kürt partilerinin tek bir çatı altında örgütlenmesi amacıyla KDP ve KYB’nin bölgedeki kardeş partileri, IKBY lideri Mesut Barzani’nin himayesinde Ekim 2011’de Suriye Kürtleri Ulusal Konseyi’ni (ENKS) kurdu. 

Aynı dönemde PKK ile bağlantılı olan PYD (Demokratik Birlik Partisi) liderleri de Suriye’ye dönmüş ve kısa zamanda YPG (Halk Savunma Güçleri) adında büyük bir silahlı milis gücü kurmuştur. YPG’ye destek vermek amacıyla sayıları bine yakın PKK militanı Kandil Dağı’ndan Suriye’ye geçmiştir. Birçok gözlemci bu gelişmeyi, Esad yönetiminin İran ve PKK ile işbirliğinin bir sonucu şeklinde değerlendirdi. Suriyeli muhaliflerin ve PYD karşıtlarının iddiasına göre, İran ile PKK bir anlaşma yapmış, bu anlaşma çerçevesinde PKK’nın İran kolu PJAK, İran topraklarından çekilmiş, buna mukabil İran Esad rejimini desteklemek üzere PKK’lıların Suriye’ye geçmesini ve silahlanmasını sağlamıştır. Nitekim, PYD başından beri ikili bir tavır izlemiş; bir taraftan kendisini Kürtlerin haklarının koruyucusu ilan ederken ve ‘Suriye devriminin parçasıyız’ derken diğer taraftan Suriye rejimi ile işbir- liği yapıp rejim karşıtı protestoları engellemeye çalışmıştır. Ayrıca ENKS’ye katılmamış, TEV-DEM gibi kendine yakın partilerle birlikte Batı Kürdistan Halkları Meclisi’ni kurmuştur. Böylece Suriye Kürtleri kısa bir süre içerisinde ikiye bölünmüş ve taraflar arasındaki gerilim giderek artmıştır. 

PKK’nın/ YPG’nin silahlı gücü sayesinde bölgedeki etkisini artıran PYD, Suriye rejiminin güvenlik güçlerini bölgeden çekmesinden sonra birçok şehirde yönetimi ele geçirmiştir. Suriyeli muhalifler, güvenlik güçlerinin bölgeden çekilmesinin de Esad yönetimi ile PYD arasında varılan bir anlaşma çerçevesinde gerçekleştiğini, ‘devrimci’ güçlere karşı mücadele etmesi karşılığında Esad yönetiminin PYD’ye silah ve para yardımı yaptığını iddia etmektedir. Bu iddialar uzun bir müddet hem PYD hem de Suriyeli yetkililer tarafından reddedilmiştir. Fakat PYD lideri Salih Müslim’in Temmuz 2015’te “Suriye ordusu yeni bir anlayış ve yeni şartlar doğrultusunda bölgeye dönmek isterse YPG’nin Suriye ordusuna katılabileceğini” söylemesi, rejim ile PYD arasındaki işbirliğinin en somut itirafı olarak değerlendirilmektedir.

İran’ın PYD ile ilişkileri büyük ölçüde istihbarat kanalları ve Devrim Muhafızları üzerinden yürütülmektedir; dolayısıyla açık kaynaklara pek yansımamaktadır. İran ile PYD arasındaki işbirliği iddiaları daha çok istihbarat kay- naklarına veya PYD’nin sahadaki başlıca rakibi ENKS çevresine dayandırılmaktadır. Mesela, Haziran 2015’te Middle East Briefing adlı internet sitesinde yayınlanan fakat bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanmadığı belirtilen bir haberde, Süleymaniye’de KYB, YPG ve İran Devrim Muhafızlarından yetkililerin bulunduğu bir toplantı yapıldığı bildirildi. Habere göre söz konusu toplantıda İran, Suriye ordusu ile işbirliği yapması karşılığında YPG’ye silah yardımında bulunmayı ve Suriye’nin kuzeyinde kurulacak Kürt özerk bölgesini tanımayı vaat etti. Keza, ENKS’nin İstanbul Temsilcisi Ahmet Kasım, Ağustos 2015’te Anadolu Ajansı’na verdiği mülakatta PYD’nin “İran ve Esad’a bağlı” olduğunu söylemiştir.

İran-PYD İlişkilerinde Taktik Ortaklık

Tahran’ın PYD ile ilk resmi teması, 2013 yılının yaz aylarında olmuştur. PYD lideri Salih Müslim, 7-8 Ağustos tarihlerinde İran Dışişleri Bakanlığı’nın daveti üzerine Tahran’ı ziyaret etmiş, ‘üst düzey’ yetkililerle görüşmüştür. Bu görüşmede İran, Müslim’in ifadesiyle PYD ile “dayanışma içinde olma” sözü vermiştir. Müslim, bu görüşmeyi bir tanışma toplantısı olarak nitelendirmiş, İran’ın Kürtlerin taleplerini haklı bulduğunu, Kürtlerin özerk yönetim kurmasına karşı çıkmayacağını ve Tahran ile ilişkilerin devam edeceğini söylemiştir.

İran ile PYD’yi yakınlaştıran çeşitli nedenler vardır. Bunlardan birincisi hem PYD’nin hem de İran’ın Esad yönetimi ile ilişkisidir. Esad yönetimine kayıtsız şartsız destek veren İranlı yetkililer, her fırsatta Suriye’ye yabancı müdahalesinin önlenmesi, toprak bütünlüğünün korunması ve terörizmle mücadeleye destek verilmesinden söz etmektedir. Yine Müslim’in tabiriyle “zaten Suriye’nin parçalanmasını istemeyen” PYD, ‘Selefi teröristlerle’ mücadele konusunda İran ile aynı çizgide buluşmuştur. İran, o dönemde Rasulayn/Serekaniye’de ‘Nusra Cephesi’ne karşı PYD’nin mücadelesine destek vermiştir. 

İran ile PYD arasındaki somut işbirliği alanlarından birisi de Türkiye karşıtlığı olmuştur. Hem PYD/PKK yayın organlarında hem de İran medyasında Türkiye’nin ‘Selefi/tekfirci’ teröristleri, Suriye’ye veya Kürtlere karşı kul- landığı şeklinde yaygın bir kampanya yapılmıştır.  Bununla beraber İran ile PYD’nin sıkı bir ittifak ilişkisine girdiğini söylemek zordur. Bir kere Tahran, bu dönemde Salih Müslim’in ziyaret ettiği tek başkent olmamıştır. Müslim, 25-26 Temmuz ve 13-14 Ağustos tarihlerinde İstanbul’da Türk Dışişleri yetkilileri ile görüşmüş, 16 Aralık 2013’te de Moskova’ya gitmiştir. PYD, bazı Avrupa ülkelerinde temsilcilikler açmış, Müslim sık sık Avrupa’da boy göstermiştir. Dış dünya ile ilişkilerini çeşitlendiren Müslim, bir daha Tahran’a ayak basmamıştır. Keza, İran o dönemde yalnızca PYD ile görüşmemiştir. Müslim’in Tahran’ı ziyaret ettiği aynı hafta içinde Barzani çizgisindeki ENKS’nin en etkili partisi, ‘el-Parti’ lideri Abdulhakim Beşşar da Tahran’da ayrı olarak ağırlanmıştır. Kasım 2013’te PYD, kontrol ettiği bölgelerde geçici yönetim kurmuştur. Çeşitli çevrelerde “Kürtlerin Rojava’da geçici yönetim ilanından herkesten daha çok İran ve Beşar Esad yönetiminin memnun” olduğu ve İran’ın Kürt özerk yönetimini desteklemek için Kamışlı’da temsilcilik açacağı iddia edilmiştir. Fakat aradan geçen iki yıl içinde ne PYD Tahran’da, ne de İran Kamışlı’da temsilcilik açmıştır. 

2014’ün son aylarına damgasını vuran Kobani krizi, İran ile PYD arasındaki ilişkilerin ne kadar girift olduğunun görülmesi açısından önemlidir. İran Dışişleri Bakanlığı, IŞİD saldırılarına maruz kalan Kobani’nin “Suriye’nin bir parçası olduğunu” ve “buraya yapacakları yardımın ancak Suriye devletinin izniyle olacağını” belirtmiştir. Diğer yandan, İran Genelkurmay Başkanı Hasan Firuzabadi, “Kobani’deki katliamdan kaygı duyduklarını ve oradaki mazlum halka yardım yapılması gerektiğini” söylemiş, Türkiye’yi Kobani’ye yardım yollarını kapatmakla itham etmiştir. Fakat Türkiye’nin bir grup IKBY peşmerge gücünün topraklarından geçerek Kobani’ye girmesine izin vermesi, İran’ın tepkisine neden olmuştur. Dışişleri Bakan Yardımcısı Emirabdulahiyan, “Suriye’nin toprak bütünlüğü ve ulusal birliğinin kendileri için öncelikli öneme sahip olduğunu” belirtmiş ve “Kobani’ye yardım yabancıların Suriye’nin içişlerine karışmasına sebep olmamalı” demiştir. IŞİD güçleri Kobani’den atıldığında İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü 29 Ocak 2015’te yaptığı açıklamada, “Kobani’nin kurtuluşundan dolayı Suriye halkını ve hükümetini” tebrik etmiştir. 

Görüldüğü kadarıyla PYD veya Suriye Kürtleri ile ilişkiler, İran’ın Suriye politikasındaki öncelikli konulardan birisi değildir. Diğer bir ifadeyle İran’ın özel bir ‘Rojava’ politikası yoktur. İran’ın önceliği Esad rejiminin korunması ve bu bağlamda, İranlı yetkililerin tabiriyle ‘tekfirci teröristlere karşı mücadele’ edilmesidir. PYD, bu çerçevede gerek Nusra Cephesi’ne gerekse IŞİD’e karşı mücadele etmesi açısından İran için değerli bir ortak olmuştur. İran lideri Ali Hama-nei’nin dış politika danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin ifadesi İran’ın meseleye nasıl yaklaştığını özetlemektedir: “Suriye Kürtlerinin IŞİD ile çatışıyor olması olumludur; ancak Suriye Kürtleri ülkelerine vefalı ve ülkelerinin toprak bütünlüğüne saygılı olmalıdır.”

İran-PYD ilişkilerinin bu denli girift olmasının temelinde karşılıklı güvensizlik vardır. Zira PYD’nin Esad rejimi ve ‘Suriye devrimi’ karşısındaki ikircikli tutumu, özerk yönetim kurma çabası ve dış dünya ile ilişkilerini çeşitlendirme arayışı İran’ı tedirgin etmektedir. Bununla beraber hem Suriye’deki mevcut durum, hem de bölgesel güç denklemi İran ve PYD’yi taktiksel açıdan birbirine yaklaştırmaktadır.  Hâlihazırda ‘Rojava’da PYD ve ENKS arasında şiddetli bir rekabet olduğu görülmektedir. Bu rekabet hem PKK ile Barzani arasında bölgesel düzeyde görülen çekişmenin bir yansımasıdır, hem de bölgesel düzeydeki çekişmeyi şiddetlendirmektedir. Suriyeli Kürtler arasın- daki bu rekabetin bölgesel düzeye taşınması ile birlikte bölgesel güçler de konumunu belirlemek zorunda kalmaktadır. Bu bağlamda İran, Irak Kürdistan Bölgesinde kendisine müzahir partiler olan KYB ve Goran ile birlikte PKK/ PYD çizgisine daha yakın dururken, Türkiye, KDP ve ENKS ile aynı çizgide buluşmuştur. Böylece, Suriye’nin kuzeyinde, Suriye iç savaşıyla bağlantılı, ama onun dışında ayrı bir ‘vekâlet savaşı’ ortaya çıkmıştır. Bölgesel güçler, rakip ‘blokun’ burada daha fazla alan kazanmasına engel olmaya ve Kürtleri, Suriye krizinde kendi tercihleri doğrultusunda yönlendirmeye çalışmaktadır. Diğer yandan sahadaki güçler, Suriyeli Kürt hareketleri de bölgesel güçleri çeşitli yollardan etkileyerek kendilerine sağlanan desteğin sürekliliğini temin etme gayreti içindedir.

Yrd. Doç. Dr., Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Orsam Danışmanı
Ortadoğu Analiz, Eylül-Ekim 2015 Cilt: 7 Sayı: 70

http://www.orsam.org.tr/files/OA/70/13bayramsinkaya.pdf

U.S. and Israeli Military Attacks Against Iran: Regional and Global Consequences

  1. Introduction On February 28, 2026, U.S. military elements and the Israel Defense Forces (IDF) launched coordinated and joint missile an...