Showing posts with label Ruhani. Show all posts
Showing posts with label Ruhani. Show all posts

Trump'ın tehlikeli hamlesi

Trump'ın tehlikeli hamlesi

ABD Başkanı Donald Tump 8 Mayıs’ta yaptığı açıklamada ülkesinin, P5+1 (BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Almanya) grubu ülkeleri ile İran arasında Temmuz 2015’te yapılan nükleer anlaşmadan (Kapsamlı Ortak Eylem Planı, KOEP) çekileceğini ilan etti. Seçim kampanyasına başladığından beri bu anlaşmaya karşı olduğunu ifade eden Trump, KOEP’i bu zamana kadar gördüğü en kötü anlaşma şeklinde niteliyordu.
Trump anlaşmanın neden kötü olduğunu ifade etmemişse de anlaşmaya karşı çıkanların üzerinde durduğu iki husus vardı. Bir kere büyük ölçüde kısıtlanmış olsa bile İran’ın nükleer faaliyetleri devam ediyordu. Üstelik anlaşma için on yıllık bir süre öngörülmüştü ve bu süre bittiğinde İran’ın nükleer programının tamamen serbest kalacağı ileri sürülüyordu. Oysa on yılın bitiminde nükleer program üzerindeki kısıtlamalar kalkacak olsa da NPT çerçevesinde Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) etkin denetimi devam edecekti. Anlaşmaya karşı çıkanların üzerinde durduğu ikinci husus ise İran’ın balistik füze kapsamı üzerinde nitelikli sınırlamaların olmaması idi.  Nitekim anlaşmanın yürürlüğe girmesinden kısa bir süre sonra İran füze programına hız vermişti. Anlaşmadaki görece yetersiz veya zayıf hususlara rağmen İran’ın NPT üyeliği, tesislerini UAEA’nın denetimine açmış olması ve nükleer program üzerindeki kısıtlamalar İran’ın nükleer silah yapma olasılığını engellemiş, nükleer İran tehdidini ortadan kaldırmıştı. Şimdiye kadar anlaşmanın uygulanması hususunda da bir problemle karşılaşılmadı. UAEA düzenli bir şekilde yaptığı denetimler sonucunda İran’ın anlaşmaya uyduğunu, nükleer silah boyutunun mevcut olmadığını teyit etmişti. Buna rağmen Trump neden anlaşmadan çekildi? 
NEDEN ÇEKİLDİ?
Trump yönetiminin anlaşmadan çekilme kararı anlaşmanın yetersizliği, kötü olması veya İran’ın nükleer programından duyulan kaygılar nedeniyle değil, ABD’nin yeni Ortadoğu politikası çerçevesinde atılmış bir adımdır. İran’ın Ortadoğu politikasını bölgedeki Amerikan çıkarları ve müttefikleri için tehdit olarak gören Trump yönetimi, İran’a karşı kapsamlı ve sert bir politika izleme kararı almıştır. Bu çerçevede İran’ın yeniden kuşatılmasını, bölgedeki kazanımlarının tersine çevrilmesini ve nihayet rejim değişikliğini hedeflemiştir. Bu doğrultuda ABD’nin Ortadoğu’daki müttefiklerine önemli bir rol biçilmiştir. Lakin, Obama yönetiminin İran’a karşı izlediği yumuşak politika ve nükleer anlaşma ABD’nin müttefiklerini, özellikle İsrail ve Suudi Arabistan’ı son derece rahatsız etmişti. Bu nedenle Trump, nükleer anlaşmadan çekilmek suretiyle İran karşıtlığı ortak paydasında bölgedeki müttefikleri ile güven ilişkisini pekiştirmeyi hedeflemiştir. Nitekim bu kararın İsrail ve Suudi Arabistan ile koordineli bir şekilde alındığı anlaşılmaktadır. 
Trump’ın ikinci hedefi ise yeni İran politikası çerçevesinde nükleer anlaşmayı öldürmek suretiyle İran rejimini marjinalleştirmektir. Böylece İran yönetimi üzerinde uluslararası ekonomik ve siyasi baskıyı artırmayı düşünmektedir. Zira ABD’nin çekilmesi KOEP’in özünü ortadan kaldırmaktadır. Çünkü anlaşma çerçevesinde muhtemel ihtilafların çözümü için ortak komisyon kurulması öngörülmüş, burada çözüme varılmaz ise ihtilaf konusunun BM Güvenlik Konseyi’ne taşınması öngörülmüştür. ABD’nin anlaşmadan çekilmesi, nükleer programı nedeniyle İran’a karşı uygulanan eski yaptırımların yeniden uygulanması veya yeni yaptırımların gündeme gelmesi demektir. Yaptırımların devamı ve yeni yaptırım kararları anlaşmanın özüne ters olduğu için İran’ın bu durumu önce Ortak Komisyona, daha sonra da Güvenlik Konseyi’ne taşıması mümkün olacaktır. Lakin ABD’nin Güvenlik Konseyi’ndeki daimi üyeliği, İran ile ABD arasındaki anlaşmazlıkta bu kurumun bir çözüm mercii olmasını imkansız hale getirecektir. Buna karşılık İran ya anlaşmadan tamamen çekilecek veya bazı yükümlülükleri yerine getirmeyi reddedecektir. Her iki durum da anlaşmanın tamamen çökmesi anlamına gelecektir. Anlaşmanın çökmesi, İran’ın nükleer programı hakkındaki kuşkuları artıracak, ABD’nin İran yönetimini tecrit politikası doğrultusunda İran karşısında geniş bir cephenin oluşmasını tetikleyecektir. 
ÇEKİLME SONRASI KOEP
Trump’ın anlaşmadan çekildiğini ilan etmesinden sonra gözler anlaşmanın diğer taraflarına çevrildi. Zira KOEP, ABD ile İran arasında yapılan ikili bir anlaşma değil, BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Almanya ile İran arasında yapılan çok taraflı bir anlaşmadır. Üstelik bu anlaşma 2231 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararına dönüştürülmüştür. Dolayısıyla ABD’nin tek taraflı olarak çekileceğini ilan etmesiyle anlaşma behemehal ortadan kalkmış değil. Nitekim anlaşmanın ABD dışındaki tarafları anlaşmaya bağlı kalacaklarını ilan etti. Trump’ın nükleer anlaşmayı öldürme teşebbüsüne rağmen İran hükümeti, diğer taraflarla birlikte anlaşmaya bağlı kalmaya devam edecektir. Nitekim, Trump yönetiminin anlaşma karşıtı duruşunu netleştirmesinden sonra İran hükümetinin önceliği AB ile ilişkilerini yoğunlaştırmak suretiyle KOEP’in ayakta kalmasını sağlamak olmuştur. ABD’nin çekilme kararının açıklanmasından sonra da İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, diğer tarafların anlaşmaya bağlılıklarını sürdürmesi durumunda İran’ın da anlaşmaya bağlı kalacağını ifade etmiştir. İran’ın anlaşmayı sürdürmek istemesi şu üç nedenle izah edilebilir. Birincisi, İran’ın anlaşmaya sadakatini sürdürmesi, Trump yönetiminin nükleer anlaşmayı öldürerek İran’ı marjinalleştirme ve İran karşıtı geniş katılımlı bir cephe oluşturma çabasını engelleyebilir. İkincisi, İran hükümeti anlaşmaya sadık kalmak suretiyle kazanımlarının bir kısmını muhafaza edebilir. Üçüncüsü, Cumhurbaşkanı Ruhani biricik siyasi sermayesi olan nükleer anlaşmayı bir çırpıda kaybetmek istememektedir. 
Nitekim ABD’nin KOEP’ten çekilmesi, nükleer anlaşma öncesi duruma geri dönülmesi anlamına gelmiyor. ABD çekilse bile diğer tarafların anlaşmaya bağlı kalacaklarını ifade etmesi, İran’ın kazanımlarını – nükleer haklarının tanınması, İran’ın nükleer programının bir uluslararası güvenlik sorunu olmaktan çıkması, AB ve BM yaptırımlarının kalkması – büyük ölçüde sürdürmesini sağlayacaktır. Öte yandan ABD yıllardır İran’a karşı çeşitli nedenlerle bir dizi yaptırım uyguluyordu, ama bu yaptırımlar İran’ın nükleer programını durduramamıştı. Keza, anlaşmadan sonra nükleer mesele ile ilgili Amerikan yaptırımlarının kaldırılmasının öngörülmesine bu hususta pek mesafe  alınamamıştı. Keza, nükleer mesele dışında İran’ın Ortadoğu’da terörizme destek verdiği, insan haklarını ihlal ettiği vb. gerekçelerle yaptırımların bir kısmı zaten devam ediyordu. 
KOEP öncesinde İran’ı anlaşmaya zorlayan şey Barack Obama döneminde yaptırımların çok taraflı hale gelmiş olmasıydı. AB ülkelerinin İran yaptırımları konusunda Amerikan yönetimiyle aynı çizgiye gelmesi  ve BM düzeyinde çeşitli yaptırım kararlarının alınması İran üzerindeki baskıyı artırmıştı. Mevcut durumda  ABD’nin anlaşmadan çekilmesi  ile BM ve AB yaptırımları devreye girmeyecek, ABD yaptırım politikasında yalnız kalacaktır. ABD’nin tek taraflı yaptırımları üçüncü ülkeleri bağlamayacaktır. Muhakkak ABD’nin İran ile iş yapan üçüncü ülke şirketlerini cezalandırma tehdidi ile finans piyasalarındaki hakimiyeti, İran’ın uluslararası ekonomik ve ticari ilişkilerini riske atacaktır. Fakat ABD’de iş yapmayan, dolayısıyla ABD’nin cezalandırması riskinden kaçabilen şirketler tek taraflı Amerikan yaptırımlarını göz ardı edebilecektir. Tabi bu durum İran-AB ile ilişkilerinin seyrine bağlıdır. Bu süreçte de İran siyasetinin ve dış politikasının bundan sonra nasıl bir tutum alacağı etkili olacaktır. 
Ruhani hükümetinin anlaşmayı kurtarma çabalarına rağmen Trump’ın anlaşmayı öldürmesinin İran siyaseti üzerinde temelli etkileri olacaktır. Bir kere Cumhurbaşkanı Ruhani önderliğindeki teknokrat-reformcu ittifakının gücü sarsılacaktır. Batı ile uzlaşmayı savunan bu kesimin gücünün azalması ve Trump’ın sert politikası İran’da güvenlikçi bakışın ve güvenlik kurumlarının siyaset ve dış politika üzerindeki etkisini artıracaktır. Böylece İran, Batı ile ilişkilerinde daha uzlaşmaz olacaktır. Fakat gerek Trump’ın KOEP’ten çekilmesi, gerekse bunun İran siyaseti ve Ortadoğu üzerindeki yansımaları, İran yönetiminin Ortadoğu politikasında önemli bir değişiklik yaratmayacaktır. Çünkü İran’ın bölge siyaseti öteden beri güvenlikçi bakışla kurulmuştur ve güvenlik elitleri tarafından yönlendirilmektedir. Nükleer anlaşma sonrası İran’ın Ortadoğu politikasında kayda değer bir değişiklik olmamıştır. İran’ın bölgedeki imkan ve kabiliyetleri üzerinde de nükleer anlaşmanın pek bir tesiri olmamıştır. Dolayısıyla nükleer anlaşmanın öldürülmesi, İran’ın bölge siyasetinde bir değişikliğe yol açmayacaktır.
Bayram Sinkaya
Karar Gazetesi (Görüşler Sayfası),  15 Mayıs 2018
http://www.karar.com/gorusler/bayram-sinkaya-yazdi-trumpin-tehlikeli-hamlesi-852783# 

Yeni Ruhani Hükümeti’nin Dış Politikası

Yeni Ruhani Hükümeti’nin Dış Politikası


İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin ikinci dönemi Ağustos 2017’de başladı. Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde ve sonrasında reformcu-teknokrat ittifakının lideri Ruhani ile muhafazakâr ve
neo-radikal muarızları arasında çetin tartışmalar oldu. Bu tartışmalar esnasında iki konu öne çıktı: Ruhani hükümeti nükleer anlaşma üze- rinden dış politikada yeterince devrimci olmamakla ve Batılılara boyun eğmekle itham edildi. Ekonomi alanında da millî kaynakları ulusla- rarası sermayenin sömürüsüne açmakla suçlandı. Çetin tartışmalara rağmen Ruhani seçimlerden galip çıktı ve yeni kabinesi için önerdiği bakan adaylarının birisi dışında hepsi İslami Şura Meclisi’nden gü- ven oyu aldı. Ruhani, ilk dönem kabinesindeki bakanların neredeyse yarısını değiştirdiği halde tartışmaların odağındaki Dışişleri Bakanı M. Cevad Zarif ile Petrol Bakanı Bijan Namdar Zanganeh’yi ikinci dönemde de aynı bakanlıklara tekrar getirdi. Küreselleşme konusunda uzman olan Masoud Karbasian’ı da Ekonomi ve Finans Bakanlığı’na getirdi. İran Lideri Ayetullah Ali Hamanei de Ruhani’nin kabinesine onay verdi. Hem Meclis’in hem de Hamanei’nin onayını alan ikinci Ruhani hükümeti önümüzdeki dört yıl görev yapacak.

Yeni İran hükümetinin önceliği ekonomik sorunlarla mücadele ve kalkınma olacak. Gerek geçmiş dönemlerde uygulanan ekonomi politikalarının başarısızlığı, yapısal sorunlar ve yozlaşma, gerekse dı- şarıdan uygulanan tecrit, ambargo ve yaptırımların sonucunda eko- nomik kalkınma ve refah açısından arzu edilen hedeflere ulaşılamadı. Yüzde yirmiye varan genç işsizliği, yüksek enflasyon, geçim sıkıntısı, yoksulluk ve ekonomik durgunluk seçim sırasında en çok tartışılan ko- nulardı. Bu hususlar şimdi Ruhani hükümetinin önündeki en büyük zorluklar. Hükümet, bu zorluklarla mücadele için Ruhani’nin tabiriyle ‘ekonomik devrim’ mesabesinde programlar uygulamayı öngörüyor. Bu çerçevede yılda ortalama %8 büyüme, 900.000 istihdam yaratma, yoksullukla mücadele ve sosyal adaletin sağlanması hedefleniyor. İran dış politikasının da bu duruma ayak uydurması ve İran hariciyesinin ekonomi eksenli dış politika izlemesi bekleniyor. Bu çerçevede İran dış politikasının önümüzdeki dönemde iki önceliği olacak: Nükleer anlaşmanın korunması ve ekonomi diplomasisi.

Uluslararası İlişkilerin Dönüşümü, Fırsatlar ve Tehditler

Her devletin dış politikasında olduğu gibi İran dış politikasında da öne çıkan bazı hususlar var: Millî çıkarların ve haysiyetin korunması; ülkenin toprak bütünlüğünün, siyasi yapısının ve birliğinin muhafazası; millî güvenliğin desteklenmesi, ekonominin gelişmesine katkıda bulunmak; bölgesel ve uluslararası alanda etkili ve nüfuz sahibi olmak vs. Fakat bu genel ifadelerin yanı sıra ‘devrimin’ ürünü bir siyasal düzen olması nedeniyle İslam Cumhuriyeti rejiminin dış politikasına damgasını vuran bazı değerler ve prensipler var: Emperyalizme ve büyük güçlerin hegemonyasına karşı durmak, ezilenleri desteklemek ve İslami değerleri teşvik etmek gibi. Yine İslam Cumhuriyeti reji- minin kendine has yapısından dolayı ‘Devrimin Lideri’ Ayetullah Hamanei’nin görüşleri dış politikanın şekillenmesinde etkili oluyor. Fakat bütün söylem ve ilkelere karşın uygulamada ‘maslahat’ ilkesi, yani ulusal çıkarların ve rejimin yararının gözetilmesi ilkesi dış politikaya damgasını vuruyor. Maslahat ilkesi, diğer bir ifadeyle pragmatizm, İran dış politikasının gerektiği zaman esneklik göstermesini ve değişen şartlara uyum sağla- masını mümkün kılıyor. Bu nedenle İranlı seçkinlerin uluslararası sistemin ve bölgesel ilişkilerin ne yönde gittiğine dair değerlendirmeleri, iktidardaki hüküme- tin dış politikasının yapılmasında ve belirlenmesinde ilk adımı teşkil ediyor.

Hem Meclis’in hem de Hamanei’nin onayını alan Ruhani hükümetinin uluslararası ilişkilere ilişkin vizyonu, Dışişleri Bakanı Zarif’in güven oylamasından önce Meclis’e sunduğu programda açıkça ortaya konuldu. Aynı zamanda bir Uluslararası İlişkiler hocası olan Zarif ’in değerlendirmelerine göre mevcut uluslararası sistem Batı-sonrası (pesa-garb) döneme geçiş sü- recinde. Bu Batı’nın etkisinin ortadan kalkması değil, uluslararası siyasette ve ekonomide Batı’nın tekelinin kırılması, sermaye ve gücün yer değiştirmesi anlamına geliyor. Bu dönemin temel özelliği çok sayıda devlet veya devlet dışı aktörün uluslararası ilişkilerde etkili oyuncu haline gelmesi ve geleneksel kavramların anla- mının değişmesi. Mesela artık askerî güç belirleyici bir faktör değil; ulusal çıkarları korumanın başka araçları var. Söylem geliştirme ve mana verme en önemli güç unsuru haline geldi. Keza bu dönemde sıfır toplamlı oyuna, komple düşmanlık veya komple dostluğa yer yok. Ne var ki, uluslararası ilişkilerin genel gidişatı- nın aksine Ortadoğu’daki aktörler hâlâ sıfır toplamlı oyunlara inanıyor. Bu nedenle bölgede hem aşırıcı hareketler güçleniyor hem de bölge dışı aktörlerin müdahaleleri artıyor.

Zarif ’in değerlendirmesine göre uluslararası ilişkilerin dönüşümü ve bölgesel gelişmeler İran için hem bazı fırsatları hem de tehditleri beraberinde getiriyor. Nitekim İran için bazı bölgesel rakipler ve tehditler büyük ölçüde ortadan kaldırıldı; ABD ve İran kar- şıtı diğer bölgesel aktörler Afganistan, Irak, Suriye ve Yemen’de güçlüklerle karşı karşıya kaldı. Batı’nın gücünün azalması, ABD ile Avrupa ülkeleri arasındaki ihtilaflar, yeni siyasi ve ekonomik güçlerin ortaya çıkması gibi faktörler İran’ın dış ilişkilerinde hareket kabiliyetini artırdı.

Uluslararası sistem dönüşürken İran siyasal sisteminin bağımsız ve istikrarlı yapısını sürdürmesi İran
hükümetinin en önemli avantajı oldu. Üstelik itidal söylemi, aşırıcılığa ve terörizme karşı mücadele, yapıcı etkileşim ve diyalog söylemleri ile İran uluslara- rası ilişkilerde daha etkili bir yer edinmeye başladı. Bununla beraber Zarif’in ifade ettiği üzere İran için bazı tehditler mevcut. Çevresinde istikrarsızlığın devam etmesi İran’ı tehdit ediyor. Bölgedeki sıcak çatış- maların sürmesi, aşırı ve terörist grupların varlığının sürmesi ve ‘bunların bazı bölge ülkeleri’ tarafından desteklenmesi, İran için potansiyel tehdit olarak  görülüyor. Keza ‘bazı bölge ülkelerinin askeri güvenlik açısından ABD’ye dayanması ve milyarlarca dolarlık silah alması’ da İran’ı rahatsız ediyor. ABD’nin Afganistan ve Basra Körfezi gibi yerlerde askerî varlığını sürdürmesi ve İsrail’in İran aleyhine bölge ülkeleriyle yakınlaşması Tahran’ı endişelendiriyor. Öte yandan Zarif’in ifadesiyle ABD ve İsrail başta olmak üzere bazı güçlerin İran ve Şii korkusunu salmaya çalışmaları, İran dış politikasındaki en büyük zorluklardan birisi. Son zamanlarda Basra Körfezi ülkeleri ile İran arasındaki ihtilafların şiddetlenmesi de İran dış politikası önündeki tehditlerden birisi. Bütün bu bölgesel tehditlere ve sorunlara karşın İran’ın bölgesel güvenlik mekanizmalarında temsil edilmemesi en önemli zafiyeti olarak görülüyor.

İran Dış Politikasının Öncelikleri

Bu minval üzere önümüzdeki dönemde İran dış poli- tikasında iki hususun öne çıkması bekleniyor. Bunlar- dan birincisi nükleer anlaşmanın korunması. Bütün eleştirilere rağmen Temmuz 2015’te yapılan nükleer anlaşma Ruhani hükümetinin önceki dönemdeki en büyük başarısı olarak görülüyor. Çünkü nükleer program üzerinde belirli kısıtlamalara rağmen İran’ın nükleer hakları tanındı; İran BM Sözleşmesinin 7. Bölümünden, yani uluslararası güvenliğe tehdit de- ğerlendirmesinden çıkarıldı ve nükleer meseleyle ilgili yaptırımlar büyük ölçüde kalktı. UAEA düzenli aralıklarla yayınladığı raporlarda İran’ın anlaşmaya riayet ettiğini teyit etti. Ne var ki özellikle balistik füze programındaki çalışmalar nedeniyle Trump yönetimi İran’ın anlaşmayı ihlal ettiğini ileri sürüyor. ABD Başkanı Trump’ın başından beri bu anlaşmaya karşı olduğu biliniyor. Son olarak ABD yönetimi İran’ı ve anlaşmanın diğer taraflarını nükleer anlaşmadan çekilmekle tehdit etti. Nükleer anlaşmanın sona ermesi İran üzerindeki ekonomik ve siyasi baskıların artmasına neden olabilir. Bu nedenle Trump yönetiminin baskılarına rağmen İranlı yetkililer nükleer anlaşmaya sadık kalacaklarını vurguladı. Tahran, anlaşmanın korunabilmesi için diğer taraflarla, özellikle Avrupa Birliği ile ilişkilere daha fazla önem veriyor. Bu yaklaşım AB’de de karşılık buluyor. Dış İlişkiler Komiseri Federica Mogherini, ABD’den gelen suçlamalara karşılık yaptığı açıklamada Tahran’ın nükleer anlaşmaya uyduğunu teyit etti ve bütün tarafların anlaşmanın ayakta tutulması için çalışması gerektiğini belirtti. Mogherini’nin Ruhani’nin yemin törenine katılması, AB’nin İran’a verdiği desteğin sembolü oldu.
İran dış politikasının ikinci önceliği ise ekonomi diplomasisi yürütmek olacak. Ruhani hükümeti devletçi ve korumacı politikaları terk ederek uluslararası ekonomi ve finans sistemine dâhil olunmasını, ekonominin dışa açılmasını, kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesini ve piyasa ekonomisini savunuyor. Nitekim 3 Ağustos’ta mazbata töreninde yaptığı ko- nuşmada Ruhani, “dünya ile yapıcı ve etkili ilişkiler kurulmadıkça ... hak ettiğimiz şekilde sürdürülebilir millî kalkınma hedeflerimize ulaşamayız” dedi. Başka bir konuşmasında da “izolasyonla hiçbir ülke ilerle- yemez; Dışişleri Bakanlığı’nın önceliklerinden birisi ekonomik faaliyetler olacaktır” dedi.

Önümüzdeki dönemde, İran dış politikasının önceliklerine göre Dışişleri Bakanlığı’nın yeniden yapılandırılması planlanıyor. Buna göre ekonomi diplomasisine yardımcı olmak üzere bakanlıkta bir ekonomi bürosu kurulacak ve ekonomik işlerden so- rumlu bakan yardımcısı olacak. Bu büronun yabancı yatırımcı çekilmesine, teknoloji transferine, turizmin gelişmesine, ihracatın teşvik edilmesine, komşularla iktisadi ilişkilerin geliştirilmesine ve dışarıya işgücü gönderilmesine katkıda bulunması öngörülüyor. Keza bu çerçevede halihazırda az sayıda ülkede bulunan ekonomi ve ticaret ataşeliklerinin sayısının artırılması planlanıyor. Ayrıca karar alma sürecini hızlandırmak için siyasi işlerden sorumlu bakan yardımcılığının oluşturulması ve nükleer dosyanın da bu birime tev- di edilmesi düşünülüyor. Nükleer dosyanın hukuk ve uluslararası ilişkilerden sorumlu bakan yardımcı- sından alınarak siyasi yardımcıya geçmesi, hükümetin bu konuda daha fazla siyasi inisiyatif kullanmaya hazırlanması olarak değerlendiriliyor.

Ruhani hükümeti, dış politika öncelikleri doğrultusunda ‘itidal söylemini’ dış politikasının temeli haline getirmeyi, gereksiz gerilimlerden kaçınmayı, uluslararası aktörlerle ve bölge ülkeleri ile yapıcı etkileşim içinde olmayı vadediyor. Ne var ki İran dış politikasının önünde Zarif’in dikkat çektiği hem dâhili hem de harici zorluklar bulunuyor. İran kamuoyunda ve siyasi hizipleri arasında dış politika konularında görüş birliği olmaması, hükümetin önündeki ciddi meydan okumalardan birisi. Bununla bağlantılı olarak Suudi Arabistan temsilciliklerine yapılan saldırılarda olduğu gibi ‘kontrolsüz’ grupların varlığı Ruhani ekibi tarafından potansiyel bir sorun olarak görülüyor. İçerideki bir diğer sorun dış politikayla ilgili karar alma sürecinin bir elden idare edilmemesi nedeniyle tutarsız politikaların izlenmesi. Keza belirli bir konu hakkında farklı makamlardan ve kişilerden gelen birbirine zıt açıklamalar, İran yönetimini zor durumda bırakıyor. Dışarıda ise yeni Amerikan yönetiminin güvenlikçi siyasete teslim olması; ABD ile birlikte bazı bölge ülkelerinin nükleer anlaşmayı yok etmeye çalışması; İran ve Şii korkusunun yayılması ve İran’ın güvenlik sorunu olarak gösterilmesi; Suudi Arabistan’ın etkisiyle Körfez ülkeleri ile İran arasındaki gerilimin artması; bölgede aşırıcı ve terörist hareketlerin varlığını sürdürmesi; mezhepçiliğin yükselmesi; bölgesel ihtilafların derinleşmesi ve bölge dışı oyuncuların bu meselelere dâhil olması ve bölgedeki ayrılıkçı hareketler İran dış politikasının önündeki başlıca meydan okumalar olarak görülüyor.

Genel dış politika stratejisi ve yukarıda bahsedilen dâhili ve harici sorunlar karşısında Ruhani hükümeti karar alma ve planlama süreçlerini merkezileştirmek ve dış politika ile ilgili kamuoyu algısını yönetmek istiyor. Dışarıda ise AB’nin yanı sıra Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkelerle ilişkileri geliştirmeyi, dünya ekonomisinde etkili ülkelerle ve kuruluşlarla aktif iliş- ki kurmayı hedefliyor. Bölgesel düzeyde ise ikili veya çok taraflı işbirliği mekanizmalarının geliştirilmesi ve bölge ülkeleri arasında kalıcı iktisadi, siyasi, güvenlik bağlarının kurulması hususlarının İranlı yetkililerin söylemlerinde öne çıkması bekleniyor.

Yrd. Doç. Dr., Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi 
Ortadoğu Analiz, cilt 9, sayı 82 (Eylül-Ekim 2017), s.24-27.
http://orsam.org.tr/files/OA/82/7_bayramsinkaya.pdf

II. Ruhani Hükümeti


II. Ruhani Hükümeti

15.08.2017

19 Mayıs’ta yapılan 12. Cumhurbaşkanlığı seçimlerini oyların yüzde 57’sini alarak kazanan Huccetülislam Hasan Ruhani geçtiğimiz hafta  Rehber Ayetullah Ali Hamanei’den mazbatasını aldı ve İslami Şura Meclisinde yemin ederek ikinci dönem görevine başladı.Gerek seçim vaatlerini gerekse ülkedeki siyasi dengeleri gözeterek Ruhani’ninikinci döneminde hükümette bazı değişiklikler yapması bekleniyordu. Bu değişiklikleri yapmak için, yani yeni kabinesini oluşturmak için iki aydan fazla bir zamanı vardı.

Hükümet Kurma Sürecinde Ruhani Üzerindeki Baskılar

Cumhurbaşkanı Ruhani yeni hükümetinin hazırlıklarını yaparken çeşitli toplumsal kesimlerin ve siyasi grupların baskısı altında kaldı. Ruhani ile radikaller/muhafazakarlar arasındaki çekişme ve gerilim son derece yükseldi. Radikaller, Ruhani’yi yüzde 70’in üzerinde oy aldığı halde görevinde iki yılı doldurmadan ülkeden kaçmak zorunda kalan ilk Cumhurbaşkanı Benisadr’ın akıbeti  ile tehdit etti. Ruhani’nin kardeşi yolsuzluk iddialarıyla tutuklandı. Keza Ruhani’nin ekibi ile Devrim Muhafızları arasında çekişme doruğa çıktı.

Öte yandan seçim sürecinde Ruhani’ye destek veren reformcular, Cumhurbaşkanı Ruhani’ye yeni hükümeti kurarken kendileri ile görüş alış verişinde bulunması ve reformculara hükümette kayda değer bir yer verilmesi için baskı yapmaya başladı. Ayrıca kadın hakları grupları kadınlara kabinede yer verilmesi için kampanya başlattı. Eski Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın ikinci döneminde Sağlık Bakanlığı’na Vahide Dastjerdi’yi getirmesi, hükümette kadınlara yer verilmesinin önünü açmıştı. Ruhani’nin seçim kampanyası döneminde cinsiyet eşitliği ve kadın hakları üzerinde vurgu yapması, kadın  hareketini üst düzey görevlere talip olmak için cesaretlendirdi. Önceki dönemde üç kadını cumhurbaşkanı yardımcısı atayan Ruhani’nin ikinci döneminde kadınlara bakanlık vermesi için kampanya yürüttü. Bu süreçte Kadın ve Aileden Sorumlu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Şahindokht Molaverdi öne çıktı ve kabinede kadın bakan olmaması durumunda aynı görevi sürdürmeyeceğini açıkladı. Kadın hareketine parlamentodan da destek geldi ve 175 milletvekili yeni kabinede kadın bakan görevlendirilmesi için ortak bir bildiri imzaladı.

Hükümet kurma sürecinde Ruhani üzerindeki en büyük baskı Rehber Hamanei’den geldi. Yasal düzenlemelere göre Hamanei’nin hükümetin belirlenmesi sürecinde bir yetkisi olmadığı halde cumhurbaşkanlarının gerek nezaketen gerekse bakanlıklara önerdiği kişileri daha rahat savunabilmek için kabine listesini önce Hamanei’ye sunması ve onayını alması yönünde bir gelenek oluştu. Ruhani ile Hamanei arasında bakanlıklara getirilecek kişiler üzerinde ciddi anlaşmazlıklar olduğu iddialarının ortaya çıkması ve yayılması üzerine Hamanei’nin ofisinden bir açıklama yapıldı. Bu açıklamada hükümeti kurma görev ve yetkisinin cumhurbaşkanında olduğu hatırlatıldı, fakat kendi görev ve yetki alanlarına girmesi nedeniyle Rehber Hamanei’nin dışişleri, savunma ve istihbarat bakanlıkları ile özellikle alakadar olduğu belirtildi. Bununla beraber Hamanei’nin önceki dönemde Ruhani hükümetinin ekonomi, eğitim ve kültür alanlarında performansını sık sık eleştirmiş olması nedeniyle Ruhani’nin bu bakanlıklarla ilgili olarak da Hamanei’nin onayını almak istediği değerlendirilmektedir.

Yeni Ruhani Hükümeti 

Ruhani’nin Rehber’in isteklerini ve ülkedeki siyasi konjonktürü dikkate alarak teknokrat ağırlıklı bir koalisyon kabinesi oluşturması bekleniyordu. Nitekim, hükümeti kurmadan Devrim Muhafızları’nın  komuta kademesi dahil muhafazakar ve reformcu birçok grup ve kişiyle görüşmeler gerçekleştirdi. Nihayet, 8 Ağustos’ta yeni kabinesine son şeklini verdiği ve kabinede yer almasını istediği kişileri Meclis’e sundu.

İran anayasasına göre bakanlar hem cumhurbaşkanına hem de Meclis’e karşı sorumlu. Cumhurbaşkanının bakanlıklar için önerdiği kişiler Meclis’te ayrı ayrı görüşülüyor ve ancak güvenoyu aldıktan sonra bakanlık görevine başlayabiliyor. Önümüzdeki hafta boyunca Meclis’in bakan atamalarını tartışması ve görüşmesi bekleniyor. Meclis çoğunluğu Ruhani’ye yakın olduğu için bu aşamada pek sorun çıkması beklenmiyor. Bununla birlikte bakan adaylarının ve projelerinin Meclis’te ayrı ayrı görüşülecek olması nedeniyle bazı tartışmaların çıkması muhtemel.

Önceki dönemde cumhurbaşkanı yardımcılığı yapan ve seçimlerde aday olup daha sonra Ruhani lehine seçimden çekilen İshak Cihangiri  tekrar Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcılığına getirildi. Ruhani’nin önerdiği kabine listesinde 18 bakanlıktan 17’sine aday gösterildi, yalnızca Bilim, Araştırma ve Teknoloji Bakanlığına şimdilik kimse aday gösterilmedi. Üniversite rektörlerini atayan Bilim Bakanlığı en tartışmalı bakanlıklardan birsi ve Rehber Hamanei ile Ruhani arasındaki uzlaşmazlık nedeniyle  bu bakanlığa kimin getirileceğine karar verilemediği belirtiliyor. Diğer 17 bakanlıktan sadece sekizinde değişikliğe gidildi. Dışişleri Bakanı Zarif, İçişleri Bakanı Abdul-reza Rahman Fazli, İstihbarat Bakanı Mahmud Alavi, Petrol Bakanı Bijan Namdar Zanganeh yerlerini korudu.

Değişikliğe gidilen bakanlıklarda en dikkat çekici olanı Savunma Bakanlığı. 1993’ten beri Devrim Muhafızları Ordusundan subayların atandığı Savunma Bakanlığı’na ilk defa düzenli ordudan bir general önerildi. Önceki hükümette Savunma Bakan Yardımcısı olarak görev alan Tuğgeneral Amir Hatami yeni Savunma Bakanı olarak önerildi. Böylece, Devrim Muhafızları 1980’lerden beri ilk defa bir kabineye hiç bakan sokamadı.

Bir diğer dikkat çekici değişiklik Ekonomi ve Finans Bakanlığında yapıldı. 12. Hükümette Ekonomi ve Finans Bakanlığına Ali Tayyibnia’nın yerine Masoud Karbasian getirildi. Daha önce sanayi, petrol ve ticaret ve iktisat bakanlıklarında bakan yardımcılığı yapmış olan Karbasian, küreselleşme üzerine çalışmaları ile tanınıyor.

Yeni kabinede üç tartışmalı kişi var. Birincisi Adalet Bakanı olarak önerilen Seyed Alireza Avaie. Avaie’nin Dezful kentinde savcı olarak bulunduğu sırada, 1988’de rejim muhaliflerine yönelik  idamlarda rol aldığı ileri sürülüyor. 2005-14 yılları arasında Tahran Adliye Reisi olarak çalışan Avaie, insan hakları ihlalleri iddiasıyla AB’nin yaptırım listesinde bulunuyor. Mahmud Vaezi’nin yerine İletişim ve Telekomünikasyon Bakanlığına önerilen Mohammad Javad Azari Jahromi’nin – 36 yaşında, yeni kabinenin en genç bakanı - Ahmedinecad hükümeti döneminde İstihbarat Bakanlığında online haberleşmelerin gözetiminde ve denetiminde görev aldığı iddia ediliyor. Yeni Enerji Bakanı Habibollah Bitaraf ise 1979’da Amerikan elçiliğinin basılmasında ve Amerikalı diplomatların rehin alınmasında rol almış.

Yeni Ruhani hükümetinde bakanların çoğu teknokrat nitelikli. Bir kısmı daha önce Hatemi hükümetinde (Sosyal Refah Bakanı Ali Rabii, Enerji Bakanı Habibollah Bitaraf, Petrol Bakanı Bijan Namdar Zanganeh) görev almış kişilerden. Fakat çok az sayıda bakanın siyasi kariyeri ve siyasi partilerle bağlantıları (Bijan Namdar Zanganeh - Kargozaran Partisi, Spor ve Gençlik Bakanı Mesud Soltanifar - Milli İtimad Partisi, Tarım Bakanı Mahmoud Hojjati Najafabadi - İslami Müşareket Partisi) var. İstihbarat Bakanı, kanun gereği din adamı olması gerekiyor. siyaseten tarafsız olduğunu iddia eden mevcut İstihbarat Bakanı Mahmud Alavi tekrar bu göreve teklif edildi. İçişleri Bakanı Abdul-reza Rahman Fazlı ise muhafazakar ve Meclis Başkanı Ali Laricani’ye yakın bir kişi olarak tanınıyor.

Bütün baskılara rağmen yeni kabinede hiçbir kadına bakanlık verilmedi. Ruhani, iki kadını (Masume Ebtekar ile Laya Joneidi) Kadın ve Aile İşleri ile Hukuki İşlerden sorumlu cumhurbaşkanı yardımcılığına atadı. Molaverdi ise Yurttaş Hakları konusunda danışman olarak atandı. Ruhani’nin yeni kabine listesi hem kadın destekçileri arasında, hem de reformcular arasında hayal kırıklığına yol açtı. Bu durum Meclisteki dengeler dikkate alındığında kabinenin onaylanması sırasında pek problem olmayabilir. Fakat Cumhurbaşkanı Ruhani’nin reformcu kesimin ve kadın hareketinin beklentilerini karşılamak için yeni adımlar atmaması durumunda orta vadede teknokrat-reformcu koalisyonu sarsılabilir. 

Devrim Muhafızları’nın kabinede yer almaması, siyasetin sivilleşmesi açısından önemli bir adımdır. Bununla beraber Devrim Muhafızları’nın sistem içindeki çıkarlarını korumak için siyasi ittifak ilişkilerini kullanmak suretiyle Cumhurbaşkanı Ruhani’ye meydan okuması ve asker-sivil ilişkileri üzerinde yeni tartışmaların çıkması muhtemeldir. Ruhani’nin ikinci döneminde ağırlık ekonomik reformlara verilecektir. Bu doğrultuda dış politikada yeni krizlerden kaçınılması ve ekonomiyi destekleyecek adımlar atılması ve yapıcı etkileşim, diyalog ve işbirliği söylemlerini sürdürmesi beklenmektedir. Fakat bu İran’ın Ortadoğu ve bölge politikasında önemli bir değişikliğe yol açmayacaktır. Ruhani hükümetinin önceki dönemde olduğu gibi dikkatini ekonomi politikalarına ve ekonomik ilişkilere, yoğunlaştırması, Ortadoğu’daki mevcut krizlerde dosyayı Devrim Muhafızları’na bırakmaya devam etmesi beklenmektedir.

15.08.2017
http://orsam.org.tr/orsam/DPAnaliz/14486?dil=tr

Cumhurbaşkanlığı Seçimi Sonrası İran Siyaseti

Cumhurbaşkanlığı Seçimi Sonrası İran Siyaseti

2017-06-02

19 Mayıs’ta yapılan cumhurbaşkanlığı seçimleri mevcut Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin zaferiyle sonuçlandı. 55 milyon seçmenin yaklaşık % 73’ü sandık başına gitti ve Ruhani bir önceki seçimlere göre oylarını artırarak kullanılan oyların % 57’sini aldı. Seçim sonuçlarına bazı kesimlerden ve Ruhani’nin en güçlü rakibi Seyyid İbrahim Reisi’den gelen itirazları değerlendiren Anayasayı Koruyucular Şurası, 30 Mayıs’ta seçim sonuçlarını teyit etti. Önümüzdeki günlerde Ruhani’nin yeni kabinesini oluşturması bekleniyor. Peki, bundan sonra İran siyasetini ne bekliyor?
 Seçimlerin Önemi
İran seçimleriyle ilgili en yaygın tartışmalardan birisi seçimlerin göstermelik olduğu, rejimin adayların salahiyetlerinin denetlenmesi suretiyle seçim sonuçlarını dizayn ettiği, keza cumhurbaşkanlığı makamı dâhil seçimler sonucunda belirlenen makamların yetkilerinin ciddi şekilde kısıtlandığı, asıl yetkilerin Rehber Ali Hamanei’de toplandığı şeklindedir. Bu tür eleştirilerin haklılık payı yüksek olsa da, bu haklılık cumhurbaşkanlığı seçimlerinin tamamen önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Bir kere, cumhurbaşkanı ülkenin en yetkili ikinci makamı. Genel politikalar Rehber tarafından belirlense de politika yapım ve karar verme sürecinde cumhurbaşkanının etkisi yadsınamaz. Ayrıca büyük ölçüde siyasi kararları uygulama mekanizmasının başındaki kişi olan cumhurbaşkanının sistem içerisinde önemli bir ağırlığı var. Bu nedenle cumhurbaşkanları değiştiğinde ülkenin genel politikalarında ciddi bir değişiklik olmasa da iç siyasette, ekonomide ve dış politikada bazı önemli farklılıklar ortaya çıkıyor. Nitekim İran halkı bunu 2005 seçimlerinin sonunda tecrübe etti. Mahmud Ahmedinecad’ın sekiz yıllık cumhurbaşkanlığı döneminde İran siyasetinde önemli kırılmalar ve kaymalar yaşandı.Bu gelişmeler İran halkının durumunu doğrudan etkiledi. Bu nedenledir ki, sınırları oldukça dar çizilmiş bir siyasal alanda yapılsa da cumhurbaşkanlığı seçimlerihemen her zaman heyecanlı oluyor ve katılım oranları % 70’lerin altına düşmüyor. Yine, seçimlerde rehberin favorisi olarak gösterilen adayların çoğu zaman başarısız olmaları, seçimlerin aslında önemli olduğunu gösteriyor.
19 Mayıs’ta yapılan 12. cumhurbaşkanlığı seçimlerini ayrıca önemli kılan iki etken daha vardı:
Birincisi Ruhani’nin iktidarını koruyup koruyamayacağı meselesi. 1981’den beri bütün cumhurbaşkanları iki defa üst üste seçilerek görev yaptığı halde birçok gözlemci Ruhani’nin ikinci defa cumhurbaşkanı seçilmesi ihtimalinden kuşku duydu. Bir kere Ruhani’nin dış politikası, ekonomi ve kültür politikaları,onuzaman zaman kendilerini rejimin sahibi gören muhafazakarlarla karşı karşıya getirdi. Hatta bu yönde Hamanei’nin doğrudan veya dolaylı eleştirilerine de maruz kaldı. Bu nedenle önceleri Ruhani’nin adaylığının tasvip edilip edilmeyeceği meselesi çokça tartışıldı. Ayrıca gerek nükleer anlaşmayla ilgili devam eden tartışmalar, gerekse yeni ABD Başkanı Trump’ın İran karşıtı söylemleri, Ruhani’nin en önemli başarısını, yani nükleer meselenin diplomatik yollardan çözümünü, nükleer meseleyle ilgili yaptırımların kaldırılması ve İran üzerindeki uluslararası baskıların azaltılması yönünde atılan adımları gölgeledi. Öte yandan İran ekonomisinde son yıllarda kaydedilen gelişmelere rağmen ortalama İran vatandaşı için ekonomik sorunların devam etmesi Ruhani’nin elini zora sokuyordu. Keza, siyasal haklar ve özgürlükler, insan hakları gibi alanlarda kayda değer iyileştirmeler sağlanamadı. Mesela Reformcu/Yeşil Hareketin liderlerinin ev hapsi devam etti; türlü sebeplerle son dört yılda üç bine yakın kişi idam edildi. Ruhani’nin bu konulardaki zayıflığı, kendisini 2013’te cumhurbaşkanlığına taşıyan ittifakı sürdürüp sürdüremeyeceğine dair kuşkulara neden oldu.
12. cumhurbaşkanlığı seçimlerini özellikle önemli kılan ikinci neden İbrahim Reisi’nin adaylığı idi. Birçok çevrede Hamanei’nin gözdesi ve muhtemel halefi olarak görülen Reisi’nin seçim performansı hem onun siyasi kariyerini hem de İran’ın geleceğini belirleyebilirdi. Ayrıca, kendisini partiler üstü gördüğü halde muhafazakar ve neo-radikal kesimlerin Reisi’nin adaylığı konusunda birleşmesi seçim heyecanını artırdı.
Seçim kampanyası sırasında Reisi’nin gündeminde üç mesele vardı: Ruhani hükümetinin ekonomideki başarısızlığı, yoksulluk ve yolsuzluk. Ruhani’yi ülke ekonomisini yabancıların ve bir grup azınlığın menfaatleri doğrultusunda idare etmekle suçlayan Reisi yerli üretimin desteklenmesi, istihdamın artırılması ve devletin yoksullar için yaptığı nakit ödemelerin artırılması vaadinde bulundu. Buna karşılık Ruhani kendi ekonomi ve dış politika performansını savundu ve kampanyasını temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, dış politikada yapıcı ilişkilerin sürdürülmesi, özel sektörün güçlendirilmesi ve yabancı sermayenin ülkeye çekilmesi üzerine bina etti. Seçim kampanyasının son döneminde Reisi’nin savcılık kariyerine, Devrim Muhafızları ve neo-radikallerle ilişkilerine dikkat çeken Ruhani, onun kazanması durumunda İran’ın dış politikada Ahmedinecad döneminde olduğu gibi çatışmacı bir döneme gireceğini ve içeride baskının artacağını ileri sürerek kendisine önceki seçimlerde destek veren kesimlerin, yani gençlerin, kadınların, azınlıkların, reformcuların ve teknokratların desteğini konsolide etmeye çalıştı. Bu konuda büyük oranda başarılı da oldu.

Seçim Sonrası İran Siyasetinin Gündemi
Ruhani’nin ikinci döneminde öncelikli mesele seçim kampanyasında da öne çıkan işsizlikle mücadele ve ekonominin iyileştirilmesi olacak. Halihazırda işsizlik resmî rakamlara göre % 13 civarında, ama özellikle genç işsizliği en önemli sorun. Ekonomide büyümenin sağlanması ve istihdamın artırılması için Ruhani’nin üzerinde duracağı beş politika var:
1.   Birincisi özel sektörün güçlendirilmesi. Bu mesele 1990’ların başından beri gündemde olsa da İran ekonomisinin yapısal sorunlarından birisi. İran ekonomisi büyük ölçüde askerî kurumlar dâhil kamu kurumları ve dinîvakıfların elinde. Fakat gerek ‘direniş ekonomisi’ söylemi, gerekse ‘stratejik sektörlerin varlığı’ bu konuda adım atılmasını zorlaştırıyor.
2.   Ekonomi politikalarının ikinci ayağı millî gelirde petrol-dışı ürünlerin payının artırılması. Petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar İran ekonomisini zor durumda bırakıyor. Bu yüzden İran ağırlığını uzun vadeli gaz anlaşmalarıyla ihracatta petrol dışı ürünlerin artırılmasına veriyor. Bu konuda önemli mesafeler alındı. İran, Türkiye’nin yanı sıra Ermenistan’a ve Irak’a doğalgaz satıyor. Pakistan ve Hindistan’a gaz satışı için de çeşitli anlaşmalar yapıldı.
3.   Ruhani’nin ekonomi politikasında öne çıkaracağı unsurlardan üçüncüsü turizm. Bu doğrultuda yurtiçi ve yurtdışı sivil havacılık filosunu yenilemeyi ve otel altyapısını güçlendirmeyi hedefliyor. 2015’te İran’ı yaklaşık 5 milyon yabancı turist ziyaret etti. Hükümet bu rakamı 2025’e kadar 20 milyona çıkarmayı ve turizm gelirlerini de yaklaşık 30 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor.
4.   Ruhani’nin gerek ilk döneminde gerekse seçim kampanyasında öne çıkan ekonomi politikalarından birisi yabancı sermayenin ülkeye çekilmesi. İşsizlikle mücadele için, yani yılda bir milyon yeni iş sahası açabilmek için gelecek beş yılda 200 milyar dolarlık yatırım yapılması, yatırımların üçte birinin yabancı sermaye yatırımlarıyla karşılanması öngörülüyor. Fakat hem turizm politikaları hem de yabancı sermaye çekme politikaları, muhafazakarların ciddi eleştirisiyle ve direnişiyle karşılanıyor. Ayrıca bu alanlarda etkili adımlar atılabilmesi için birtakım yasal değişiklikler yapılması gerekiyor. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde bu konularda hararetli tartışmaların yaşanması bekleniyor. Öte yandan İran üzerinde devam eden yaptırımlar, yabancı sermaye yatırımlarının önünde ciddi bir engel.
5.   Ruhani’nin seçim kampanyasında öne çıkan ve doğrudan ekonomiyi etkileyecek vaatlerinden bir diğeri de İran üzerinde hâlâ devam eden yaptırımların kaldırılması. İran üzerinde devam eden uluslararası yaptırımlara baktığımızda bunların insan hakları ihlalleri, uluslararası terörizme destek vb. iddialar nedeniyle uygulandığını görüyoruz. Dolayısıyla geriye kalan yaptırımların kaldırılması İran’ın dış politikasında ve iç siyasetinde kapsamlı revizyon yapılmasını gerektiriyor ki, mevcut siyasi konjonktürde bu hayli zor. Diğer yandan yeni Amerikan yönetiminin İran üzerinde baskıyı artırmaya çalıştığı bir dönemde kalan İran yaptırımlarının kaldırılması söz konusu olamaz.
Ruhani’nin seçim kampanyasında öne çıkardığı hususlardan birisi temel hak ve özgürlüklerin güçlendirilmesi, kadınların ekonomik ve sosyal konumunun iyileştirilmesi, etnik ve dinî azınlıkların durumunun iyileştirilmesi gibi vaatlerdi. Bu doğrultuda Aralık 2016’da ‘Vatandaş Hakları Şartı’ adında bir bildiri yayınlamıştı. Önümüzdeki dönemde Ruhani’nin bu şart çerçevesinde belirtilen özgürlüklerin ve hakların sağlanması için mücadele etmesi beklenebilir. Fakat, Ruhani karşısındaki muhafazakar cephe ve artan güvenlik kaygıları, bu konuda ileri adımlar atılmasını zorlaştıracaktır.
Seçimlerden sonra yaptığı ilk konuşmada Ruhani,“İran halkı aşırıcılığı reddedip dünya ile etkileşimi tercih etti” dedi. Bu çerçevede geçen dönemde özellikle nükleer anlaşmayla elde edilen kazanımlar üzerinde duran Ruhani, İran dış politikasında bundan sonra da ‘yapıcı etkileşim’ politikası ve ‘kazan-kazan’ yaklaşımının devam edeceğini söyledi. Fakat Amerikan yönetiminin İran’a yönelik politikalarındaki değişiklik bu politikanın sorgulanmasına neden oluyor. ABD-İran ilişkilerinde zeminin değişmesine rağmen İran’ın önümüzdeki dönemde Avrupa ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmeye öncelik vereceği tahmin ediliyor.
Önümüzdeki dört yıllık dönemde İran’ın Ortadoğu siyasetinde önemli bir değişim beklenmiyor. Nitekim seçim kampanyası döneminde bu politikalar neredeyse hiç sorgulanmadı. İran’ın güvenlik meselesi olarak gördüğü birçok kriz noktasında dosyanın kontrolünün Devrim Muhafızlarında olduğu ileri sürülüyor. Cumhurbaşkanı Ruhani’nin bu konudaki yaklaşımı da halihazırdaki İran söylem ve politikalarından farklı değil. Nitekim seçim sonrası yaptığı basın açıklamasında, Suriye ve Irak’ta temel ve öncelikli meselenin ‘terörizmle mücadele’ olduğunu ileri sürdü ve bu doğrultuda Bağdat ve Şam yönetimlerini desteklemeye devam edeceklerini belirtti. Bununla beraber önümüzdeki dönemde Trump yönetiminin desteğini alan Suudi Arabistan ile İran arasındaki gerilimin ve bölge sathına yayılan vekalet mücadelesinin şiddetlenmesi bekleniyor. Bu durum İran’da güvenlik kurumlarının, Devrim Muhafızlarının ve güvenlikçipolitikaların öne çıkmasına neden olabilir ve Cumhurbaşkanı Ruhani’nin hem dış politikadahem ekonomide hem de siyasette hareket alanını daraltabilir.
İran’da Şubat 2020’ye kadar herhangi bir seçim yapılması öngörülmüyor. Dolayısıyla seçimle belirlenen makamlarda ve kurumlarda göreceli bir istikrar olması bekleniyor. İran meclisinin % 40’ı ve yerel yönetimler büyük ölçüde Ruhani’nin destekçisi olan grupların elinde. Bu durum Cumhurbaşkanı Ruhani’nin işini kolaylaştıracak. Fakat Rehber Hamanei’nin müdahaleleri, Anayasayı Koruyucular Şurası, muhafazakarların kontrolündeki yargı, güvenlik ve istihbarat kurumları, tıpkı eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’nin ikinci döneminde olduğu gibi hükümetin bazı politikalarını engelleyebilir ve cumhurbaşkanını zayıflatabilir. Son dönemde İran’a yönelik artan tehditler ve güvenlik kaygıları bunun için uygun zemin sağlayabilir.


İran Cumhurbaşkanlığı Seçim Kampanyasında Öne Çıkan Tartışmalar

İran Cumhurbaşkanlığı Seçim Kampanyasında Öne Çıkan Tartışmalar

2017-05-10

Geçtiğimiz Nisan ayının sonlarında Cumhurbaşkanlığı seçimi için adayların belirlenmesinden sonra seçim kampanyaları başladı. Bir kısmı reformcu-teknokrat, bir kısmı muhafazakar-radikal kanada mensup  altı aday - Hasan Ruhani, İshak Cihangiri ve Mustafa Haşimitaba, S. İbrahim Reisi, M. Bakır Galibaf ve Mustafa Mirselim – 19 Mayıs’ta yapılacak seçimler için yarışıyor. 55 milyon seçmenin olduğu ülkede cumhurbaşkanı olabilmek için ilk turda kullanılan oyların yarısından fazlasını almak gerekiyor. Seçim kampanyasında ekonomik ve sosyal meseleler ağırlıklı yer tutuyor.

Ekonomik Durum ve Algılar
Iranpolladlı araştırma şirketi tarafından Nisan ayında yapılan bir ankete katılanların yüzde 42’si ülkedeki en önemli sorununişsizlik olduğunu söylüyor. İşsizlik, özellikle genç işsizliği ve geçim zorlukları İran halkının temel sorunları olarak görülüyor.Aslında Ocak 2016’da nükleer anlaşmanın uygulamaya girmesinden sonra İran ekonomisi önemli gelişmeler kaydetti, fakat 2012-2014 yıllarında yaptırımların etkisiyle İran ekonomisinde görülen daralmanın etkileri hala hissediliyor.
2011’de 600 milyar dolarayakın olan milli gelir (GSMH) şimdi 410 milyar dolar civarında. Trump başkanlığında Amerikan yönetiminin İran’a yönelik politikasının belirsizliği, nükleer dışı yaptırımların devam etmesi, petrol fiyatlarındaki düşüş nükleer anlaşma ile birlikte yaptırımların kalkmasına rağmen İran ekonomisinin hızlı bir şekilde toparlanmasını önlüyor. Ayrıca İran ekonomisindeki yapısal sorunlar, bürokratik engeller ve artan nüfus ekonomiyi olumsuz etkiliyor. Nitekim her yıl bir milyondan fazla genç işgücü piyasasına giriyor. Buna karşılık geçen yıl Cumhurbaşkanı’nın Ruhani’nin belirttiğine göre 700 bin kişilik istihdam imkanı yaratılmış. Sonuç olarak ekonomide makro düzeyde bazı ilerlemeler kaydedilse de Iranpoll anketine katılanların yüzde 51’i geçen dört yılda – Ruhani’nin cumhurbaşkanlığı döneminde - ekonomik durumunun pek değişmediğini söylerken, yüzde 35’i ekonomik durumunun kötüye gittiğini söyledi. Ankete katılanların yüzde 55’i Ruhani’nin ekonomi yönetimini başarılı bulmadığını belirtti. 
Ekonominin vaziyeti ve halkın çoğunluğunun ekonomi hakkındaki algı ve düşünceleri adayların ekonomi ile ilgili meseleler üzerinde yoğunlaşmasına sebep oldu. Mevcut Cumhurbaşkanı Ruhani ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cihangiri hükümetin ekonomi performansını anlatarak seçmeni ikna etmeye çalışıyor. Nükleer anlaşmadan önce günlük 500 bin varile kadar düşmüş olan ham petrol ihracatı şimdi 2 milyon varile çıktı. Petrol satışlarının da artmasıyla geçen yıl İran ekonomisi yüzde 6 büyüdü ve içinde bulunduğumuz yılda yüzde 3’ten fazla büyümesi bekleniyor. Bir ara yüzde 40’a yaklaşan enflasyon uzun zamandır ilk defa yüzde 10’un altına düştü. İşsizlik ise yüzde 13 civarında. Ruhani, işsizlik meselesinin halledilebilmesi için ulaşım, iletişim, gaz ve petrol altyapısının modernize edilmesi gerektiğini, bunun için de 140 milyar doların lazım olduğunu söyledi. Bu çerçevede Ruhani’nin seçim programında yabancı yatırımcının çekilmesi, özel sektörün güçlendirilmesi ve turizmin geliştirilmesi hedefleniyor.

Reisi ve Galibaf’ın Vaatleri
Seçim yarışında Cumhurbaşkanı Ruhani’nin iki güçlü rakibi var; Reisi ve Galibaf. Cihangiri’nin seçimden önce Ruhani lehine yarıştan çekilmesi bekleniyor.Ekonomide yaşanan sorunlar ve halkın talepleri her iki adayın da ‘popülist’ vaatlerleöne çıkmasına neden oldu. Reisi’nin temel sloganı ‘İş ve İyilik(Kar ve Keramet)Hükümeti’. Reisi’nin açıklamaları eski Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın söylemlerini çağrıştırıyor. Mesela gençlerin ekonomik sebeplerle evlenemediğine dikkat çekiyor ve devletin vatandaşlara mesken sağlamakla yükümlü olduğunu söylüyor. Reisi, toplumun dar gelirli kesimlerine halihazırda ödenen aylık nakdi yardımları (kişi başı 455 bin riyal - 14 dolar değerinde) üç kat artırmayı ve işsizlik sorunun çözümü için yılda 1,5 milyon istihdam sağlamayı vaat ediyor.Kendisini partiler üstü bir aday olarak göstermeye çalışan Reisi’nin doğrudan kimseyi hedef almamasıyla dikkat çekiyor. Kendisini ‘fakirlik ve işsizliğin düşmanı’ olarak tanıtan Reisi, ‘halkın menfaatine değişiklikler’ yapılacağını söylüyor.
Kendisini başarılı bir ‘teknokrat’ olarak sunan Galibaf ise İran GSMH’sini dört yılda 2,5 kat artıracağını iddia ediyor. Bunun için dış politikayı ekonominin hizmetine sokacağını, İran’ın özellikle bölge ülkelerine ihracatını artırmak suretiyle ekonomiyi büyüteceğini söylüyor.
Galibaf’ın vaatlerinden birisi de sosyal eşitsizlikleri gidermek için nakdi yardımları üç kat artırmak. Temel sloganı ‘Halkın Hükümeti.’ Galibaf işsizlik sorunun çözümü için işverenlerle iş arayanları buluşturmayı hedefleyen bir sistem kurmayı vaat etti. Bu doğrultuda bir internet sitesi açarak daha kampanya döneminde iş başvuruları almaya başladı. Galibaf’ın sitesi, ‘oyların satılmasına sebep olabilir’ gerekçesiyle kapatıldı.
Nükleer anlaşma seçim atmosferinde pek tartışma konusu yapılmıyor. Hem Reisi hem de Galibaf nükleer anlaşmaya bağlı kalacaklarını açıkladı. Fakat nükleer anlaşma ile ilgili olarak Ruhani hükümetinin tüm yaptırımların kaldırılacağını söyleyerek insanları yanılttığını ileri sürüyorlar. Ayrıca nükleer anlaşmanın ekonomiye bir fayda getirmediğini, işlerin hala durgun olduğunu, halkın sofraya yeni bir şey koyamadığını söylüyorlar. Bu bağlamda Galibaf, anlaşmanın sadece en zengin ve hükümetle ilişkisi olan yüzde 4’e yaradığını, geri kalan yüzde 96’nın mahrumiyetinin devam ettiğini söylüyor. Seçim kampanyasında en öne çıkan sloganlardan birisi ‘biz yüzde 96’yız!.’
Nükleer anlaşmanın kazançlarını sık sık dile getiren Cumhurbaşkanı Ruhani, ekonomik ve sosyal meselelerin çözülmesi için hükümetin elindeki imkanların sınırlı olduğunu belirtiyor. Bununla beraber ‘İran için’ sloganı altında ülkesinin geleceği için tekrar aday olduğunu söyleyen Ruhani, destekçilerinden  ‘geri dönmemelerini’, ‘yola birlikte devam etmelerini’ istiyor ve ‘İran’ı beraber inşa edelim’ diyor. Son yıllarda artan ve hükümet üzerinde baskıların artmasına sebep olan çevre sorunları ile ülkenin karşı karşıya olduğu diğer sorunların ‘herkesin’ yani bütün İran’ın meselesi olduğunu belirtiyor ve çözümün de birlikte hareket etmekten geçtiğini söylüyor. Bu çerçevede özellikle kadınlara, gençlere ve ‘azınlık’ gruplarınasesleniyor ve onların desteğini almayı hedefliyor.
Sonuç
Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında ekonomik ve sosyal meseleler öne çıkarken dış politika pek gündeme gelmiyor. İdeolojik, siyasi farklılıklar da pek öne çıkmıyor. Fakat Ruhani, özellikle reformcu kesimlerin ve azınlıkların desteğini alabilmek içineski otoriter uygulamalar ile sosyal ve kültürel alanda kaydedilen ilerlemelerive hatırlatıyor. Bu hususta göze çarpan hususlardan birisi sosyal medyanın göreceli olarak serbestçe kullanılması, sansürün azaltılması vs. geliyor. Ruhani yanlıları geçmişte, özellikle Ahmedinecad dönemindeki aşırıcı uygulamalara atıfla muhafazakar adaylardan birisinin seçilmesinin doğuracağı ‘riskleri’ gündeme getirerek bu seçimin de tıpkı 2013 seçimi gibi ‘aşırıcılık’ ile ‘itidal’ arasında olacağı iddia ediyor.

İran Cumhurbaşkanlığı Seçimi öncesi Siyasi Cenahlar ve Adaylar

İran Cumhurbaşkanlığı Seçimi öncesi Siyasi Cenahlar ve Adaylar

2017-04-26

İran 19 Mayıs’ta yapılacak çift seçime hazırlanıyor. Onikinci Cumhurbaşkanlığı seçimi ile belediye ve köy meclisi seçimleri birlikte yapılacak. Seçimleri denetlemekle yükümlü Anayasayı Koruyucular Şurası, cumhurbaşkanlığı seçimi için adaylık başvurusunda bulunan yüzlerce aday arasından altı kişiyi belirledi ve kampanya süreci resmen başladı.


Siyasi Cenahlar ve Adaylar
Adaylardan birisi mevcut cumhurbaşkanı Hasan Ruhani. Devrimden beri üst düzey görevlerde bulunan Ruhani, İran Devrimi Rehberi Ali Hamanei ile yakın ilişkilere sahip. Uzun süre Hamanei’nin Yüksek Milli Güvenlik Konseyi’nde temsilciliğini yaptı. Ruhani geçen Ocak ayında vefat eden ‘pragmatist’ lider Haşimi Rafsancani ile de yakın ilişkilere sahipti. 2013’te cumhurbaşkanı seçilen Ruhani halihazırda teknokrat-reformcu ittifakını temsil ediyor. Uzun bir süreden beri baskı altında olan reformcu kesim kendilerine göreceli olarak daha yakın gördüğü Ruhani’yi destekliyor. Aynı cepheden birden fazla adayın yarışması durumunda seçimlerin kaybedilmesi riski nedeniyle reformcu hareketleri bir araya getiren geçici bir şemsiye örgüt olan Reformcu Siyaset Konseyi cumhurbaşkanlığı seçiminde Ruhani’yi destekleyeceklerini açıkladı.
Koruyucular Şurası’nın adaylığını tasvip ettiği kişiler arasında Ruhani’nin yardımcısı İshak Cihangiri ile eski bakanlardan Mustafa Haşimi-Taba reformcu kesime yakın adaylar. Özellikle Cihangiri’nin adaylık başvurusu, Ruhani’ye karşı yarışmak için değil Ruhani’nin Koruyucular Şurası’nda veto edilmesi ihtimaline karşı teknokrat-reformcu cepheyi temsil edecek alternatif bir adayın hazırlanması olarak görüldü.  Cihangirinin kampanya süresinde Ruhani hükümetinin faaliyetlerinin anlatılmasına katkıda bulunması ve sürecin sonunda Ruhani lehine adaylıktan çekilmesi bekleniyor. Teknokrat kimliği ile bilinen Onarımın Hizmetkarları (Kargozaran) partisinin kurucularından birisi olanHaşimi-Taba’nın ise etkili bir aday olduğunu söylemek zor.
Teknokrat ve reformcu kesim Ruhani’nin arkasında birleşirken muhafazakarlar da Ruhani’ye karşı yarışacak ortak aday arayışına girdi. Bu amaçla muhafazakar dernek ve partiler İslam Devrimi Güçleri Halk Cephesi (JAMNA) altında toplanarak ortak aday belirlemeye çalıştı. JAMNA, ilk defa ön seçim yaparak muhafazakar kesim içerisinden beş aday belirledi.  Böylece İran siyasetinin önde gelen muhafazakarlarının çoğu adaylık iddiasından vazgeçti.  JAMNA, seçimden önce anketlerde geride kalan kişilerin en popüler aday lehine çekilmesini istedi. Fakat muhafazakar cephenin ortak adaylarından birisi olan Mehrdad Bezerpash daha adaylık başvurusu sırasında çekildi. JAMNA adaylarından Alireza Zakani ve Hamidreza Hajibabai Koruyucular Şurası’ndan seçimde yarışmak için gerekli salahiyeti alamadı. Böylece JAMNA’nın ortak adaylarından yalnızca ikisi seçimde yarışma imkanı elde etti; Muhammed Bakır Galibaf ve Seyyid İbrahim Reisi.Yaklaşık on yıldır Tahran Belediye Başkanlığı yapan Galibaf 2005 ve 2013 yıllarında da cumhurbaşkanı adayı olmuştu.Bu iki seçimde de yüzde 15 civarında oy almış olan Galibaf, muhafazakar cenahın popüler adayı değil, zira önseçimde dördüncü sırada geldi. JAMNA’nın ilk sıradaki adayı önseçimden birinci çıkan S. İbrahim Reisi. Fakat Reisi JAMNA toplantılarına hiç katılmadı ve kendisini bağımsız bir aday olarak tanıtıyor.
JAMNA çok sayıda muhafazakar grubu birleştirse de muhafazakar cenahın en köklü hareketlerinden birisi olan ve Tahran pazarında güçlü olan Motelefe (İslami Koalisyon Partisi) dışarıda kaldı. Motelefeh, eski Kültür Bakanı Mustafa Mir-Selim’i aday gösterdi. Mir-Selim’in adaylığı Koruyucular Şurası tarafından uygun bulundu. Bu zamana kadar Motelefe veya Mir-Selim tak başına bir seçim yarışına girmediği için nasıl bir performans göstereceklerini tahmin etmek zor.
Adayların belirlenmesi sürecinde sürpriz eski cumhurbaşkanı Ahmedinecad’dan geldi. Cumhurbaşkanlığı döneminde yardımcılığını yapan Hamid Bekai’yi destekleyen Ahmedinecad kendisi de aday olarak başvurdu. Ahmedinecad’ın adaylığı uzun zamandanberi konuşuluyordu fakat Hamanei’nin geçen Eylül’de buna sıcak bakmadığını söylemesi üzerine Ahmedinecad Rehberin tavsiyesi üzerine aday olmayacağını söylemişti. Hem Ahmedinecad’ın hem de Bekai’nin adaylığı Koruyucular Şurası tarafından reddedildi.

Ruhani-Reisi Yarışı
Koruyucular Şurası’nın aday listesini netleştirmesinden sonra cumhurbaşkanlığı seçimi yarışının Ruhani ile Reisi arasında geçmesi bekleniyor. Ulemadan gelen bu adayların ikisi de hukuk eğitimi aldı. Ruhani daha çok siyasi görevlerde bulundu ve güvenlikle ilgili alanlarda çalıştı. Reisi ise adli görevlerde bulundu. Halihazırda Ulema Özel Mahkemesinin Başsavcısı olan Reisi, geçen yıl Mart ayında İran’ın en büyük dini vakıflarından birisinin Astane Kudsi Rezevi’nin başına geçti. Ülkenin bir çok yerinde çok farklı alanlarda faaliyet gösteren şirketleri olan bu vakfın ekonomik değerinin 15 milyar doların üzerinde olduğu düşünülüyor. Dini vakıfların yöneticileri Rehber Hamanei tarafından atanıyor ve yalnızca ona hesap veriyor. Böyle üst düzey görevdeki birisinin Hamanei’nin müsaadesi olmadan cumhurbaşkanlığı için aday olması sözkonusu değil. Bu yüzden Resi’ye Hamanei’nin gözde adayı olarak bakılıyor. Hatta bazıları Reisi’nin Hamanei’nin yerine liderlik makamına hazırlandığını iddia ediyor. Fakat muhtemel yenilgisi veya kazansa bile düşük bir farkla kazanması liderlik iddiasına zarar verebilir.
Reisi’nin iki büyük zaafı var. Birisi 1988’de cezaevlerinde bulanan rejim karşıtlarının infaz edilmesinde oynadığı rol. Fakat bu aynı zamanda rejime ne denli bağlı olduğunu ve inançlarında katı olduğunu gösteriyor. Reisi’nin ikinci zaafı ise siyasi kariyerinin olmaması. Dolayısıyla geniş halk kesimleri tarafından fazla tanınmıyor. Ancak bu bir avantaja da dönüşebilir. Zira sistem içindeki yozlaşmadan veya aksaklıklardan sorumlu tutulması zor. Reisi, JAMNA’nın yapamadığını yapmayı başardı ve Koruyucular Şurası’nın da birçok  adayı veto etmesi suretiyle yaptığı katkıyla muhafazakar cenahı birleştiren  ortak aday olarak ortaya çıktı. Kendisini bağımsız ve partiler üstü tanıtması işini kolaylaştırıyor. Halihazırda JAMNA’nın temsil ettiği geleneksel muhafazakarların desteğini garantilemiş görünüyor. Ayrıca Ahmedinecad kabinesinden olan bazı kişileri ekibine dahil ederek neo-radikal kesimin de desteğini almayı hedefliyor. Nitekim şimdiden Yüksek Milli Güvenlik Konseyi’nin eski genel sekreteri Said Celili ile radikal din adamı Ayetullah Mesbah Yezdi’nin desteğini aldı. Bu durumda Mir-Selim ile Galibaf’ın seçim yarışında sona kadar devam edip etmeyeceği önemli. Özellikle en son cumhurbaşkanlığı seçiminde altı milyon civarında oy olan Galibaf’ın tavrı bir hayli etkili olacak.
Ruhani ise reformcu,teknokrat ve pragmatist kanadın ortak adayı. Onun da Rehber Hamanei ile yakın ilişkisi olduğu biliniyor. Hamanei zaman zaman hükümetin politikalarını eleştirse de bu Ruhani’ye karşı tavır aldığı anlamına gelmiyor.Bununla beraber 19 Mayıs seçiminde Ruhani’nin iktidardaki dört yıllık performansı değerlendirilecek. Bu çerçevede nükleer anlaşma ve ekonominin durumu öne çıkacak. Nükleer anlaşma hükümet tarafından büyük bir başarı olarak sunulsa da ciddi şekilde eleştiriliyor. Özellikle yaptırımların kalkmasındaki aksaklıklar ile Trump yönetiminin İran’a yönelik sert söylemleri hem İran’ın Batı ile ilişkilerinin hem de nükleer anlaşmanın sorgulanmasına neden oluyor. Nükleer anlaşmadan sonra petrol satışı üzerindeki kısıtlamalar kalktı; ABD İran’ın dondurulmuş fonlarından bir kısmını iade etti; İran’ın sivil havacılık için yeni uçak almasının önü açıldı. İran ekonomisinde kaydedilen gelişmelere rağmen dar gelirli kesimler ile kırsalda yaşayan insanların ekonomik durumlarında pek bir iyileşme kaydedilemedi. Reisi’nin bu durumu dikkate alarak popülist bir söylem geliştirmesi bekleniyor. Ruhani’nin sorunlarından birisi de yolsuzluk. Geçen yıl ortaya çıkan bazı kamu iktisadi teşekküllerinde idarecilerin aldığı astronomik maaşlar meselesi bu açıdan Ruhani’nin elini zorlayacak. Bununla birlikte geçen yıl Şubat ayında yapılan parlamento seçimlerinde Cumhurbaşkanı Ruhani ile birlikte hareket eden reformcu-teknokrat ittifakı kayda değer bir başarı göstermişti. Aynı ittifak sürüyor ve benzer bir başarının tekrarlanması mümkün görünüyor.
http://orsam.org.tr/index.php/Content/Analiz/5098?s=orsam|turkish

Cevad Zarif ve değişen İran dış politikası

Cevad Zarif ve değişen İran dış politikası


2 Temmuz’da, İran ile 5+1 grubu arasında Viyana’da nükleer mesele ile ilgili anlaşmaya varılmasından sonra İran basının bir kısmı, İran heyetinin başmüzakerecisi Dışişleri Bakanı Dr. Muhammed Cevad Zarif’i, İran’ın milli kahramanlarından Muhammed Musaddık’a benzetti. Musaddık, dönemin büyük güçlerine karşı mücadele ederek petrol endüstrisinin millileştirilmesini sağlamıştı. Şimdi de Zarif’in liderliğindeki müzakere heyeti, dönemin büyük güçlerine karşı İran’ın nükleer haklarının tanınmasını sağladı.
Nükleer anlaşmanın sağlanması Zarif’in İran içindeki popülaritesini artırdı, kimileri onu gelecek cumhurbaşkanı olarak görmeye başladı. Fakat iç politika ile pek alakadar olmayan Zarif, kendisini ‘siyasetçi’ değil’diplomat’ olarak tanımlıyor. Diğer yandan anlaşmanın İran dış politikasına muhtemel etkileri gözlerin bu tecrübeli diplomata dönmesine neden oldu.
Dışişleri Bakanı Zarif
Haziran 2013’te Cumhurbaşkanı seçilen Hasan Ruhani, kabinesini açıklayıp Dışişleri Bakanlığı’na Cevad Zarif’i getirince bu tercih Batılı çevrelerde takdirle karşılandı. Zira öğrencilik hayatı ve diplomatik kariyeri boyunca 20 yılı aşkın süre ABD’de yaşayan Zarif, burada diplomatik erkânın, basının ve düşünce kuruluşlarının bir kısmı ile iyi ilişkiler kurmuştu.
Dindar, tüccar bir ailenin dördüncü çocuğu olarak 1960’da Tahran’da dünyaya gelen Zarif, yüksek öğrenimine devam etmek için 1977’de San Francisco’ya gitti. Burada Mustafa Çamran’ın kurduğu Müslüman Öğrenci Derneği vasıtasıyla devrimci gruplarla tanıştı. Birçok devrimci öğrencinin aksine devrimden sonra İran’a dönmek yerine ABD’de öğrenimini sürdürdü. Yüksek lisans tezini yaptırımlar ve uluslararası ilişkiler, Denver Üniversitesindeki doktora tezini uluslararası hukuk ve politikada meşru müdafaa hakkında yazdı.
Zarif, 1982’de İran’ın New York’taki BM Daimi Temsilciliğinde büyükelçi danışmanı olarak diplomasi kariyerine başladı. 1992-2002 yılları arasında İran Dışişleri Bakanının hukuk ve uluslararası ilişkilerden sorumlu yardımcısı olarak çalışan Zarif, 2002-2007 yılları arasında New York’taki İran temsilciliğinde bu defa büyükelçi olarak bulundu.2001’de ABD’nin müdahalesi sonrası Afganistan’da düzenin yeniden tesisini ele alan Bonn Konferansı’nda İran’ı temsil etti. Zarif, 2003-2005 yılları arasında İran ile AB Üçlüsü arasında yürütülen müzakerelerde Hasan Ruhani başkanlığındaki İran heyetinin üyesiydi.
Zarif’in 20 yılı aşkın bir süre ABD’de yaşamış olması ve Batılı diplomatik çevrelerle iyi ilişkileri Tahran’daki neoradikallerin tepkisini çekti. Dönemin İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad, Zarif’i 2007’de ‘bakan müşaviri’ olarak Tahran’a çağırdı. Bu dönemde İran Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki Uluslararası İlişkiler Fakültesinde ve çeşitli üniversitelerde diplomasi ve uluslararası örgütler dersleri verdi. Silahsızlanma, insan hakları, uluslararası hukuk ve bölgesel ihtilaflar konusunda çok sayıda makale kaleme aldı. Zarif’in hatıraları 2013’te, ‘Agha-ye Sefir’ (Sayın Büyükelçi) başlıklı bir kitapta yayınlandı. Hatıralarında anlattığına göre Zarif, Amerika’da geçirdiği uzun süreye rağmen Amerikan toplumundan ve kültüründen neredeyse hiç etkilenmemiş; hiçbir gayrimüslim Amerikalının evine ayak basmamış, baharatların İngilizcesini bile öğrenmemiş...
Zarif’in ABD’de geçirdiği süre bakan atanması sürecinde tekrar olumsuz bir faktör olarak gündeme geldiyse de bakan olmasını engellemedi. Diplomaside ‘yapıcı etkileşim’ ilkesini şiar edinen Zarif, Batı basını ile iyi ilişkilerini sürdürdü. Bakanlık görevine gelir gelmez İngilizce tweetler atarak ‘uluslararası topluma’ doğrudan mesaj vermeye başladı. İran dış politikasındaki ilk söylem değişikliği de Zarif’in twitter hesabı üzerinden Yahudi yılbaşı ‘Roş Aşana’yı kutlaması oldu. Foreign Affairsdergisinde’What Iran Really Wants’ (İran Gerçekten Ne İstiyor?)başlıklı bir makale kaleme alarak Ruhani dönemi İran dış politikasının ana hatlarını anlattı. Çeşitli Batılı gazete ve dergilere çok sayıda mülakat verdi veya yorumlar yazdı.
Zarif yönetimindeki Dışişleri Bakanlığı kısa süre içerisinde nükleer dosyayı devraldı. Hemen ardından Oman Sultanı Qabus’un aracılığıyla İran ve ABD arasında gizli görüşmeler başladı. Eylül ayında BM Genel Kurulu toplantıları sırasında ise taraflar arasında açıktan görüşmeler başladı. Yaklaşık 20 ay süren müzakerelerin ardından 2 Temmuz’da nükleer meselenin çözümü için bir anlaşmaya varıldı.
Yeni İran dış politikası
Zarif’e göre nükleer anlaşma, İran ile Batı, özellikle ABD arasındaki ilişkilerde hızlı ve köklü bir değişime yol açmayacaktır. Bir kere müzakerelerde münhasıran nükleer programla ilgili meseleler ele alınmış, ikili ilişkiler ve bölgesel meseleler tartışılmamıştır. İkincisi İran ve ABD’nin dünyaya bakışları bir hayli farklıdır ve bu farklılık iki devletin kimliğinin parçası olan bazı değerlerinden kaynaklanmaktadır. Fakat bu farklılıklar, tabiatıyla çatışmaya yol açmayabilir. Üçüncüsü, Zarif’e göre ABD dış politikasına hakim olan paradigmanın değişmesi gerekmektedir. Zira sürekli düşman icat eden bu paradigma çerçevesinde Amerikan yönetimi, İran’ı uluslararası güvenliğe tehditmiş gibi göstermekte ve İran’ı izole etmeye çalışmaktadır.
Bununla beraber nükleer meselenin barışçı bir şekilde çözülmesi, İran ile Batı arasındaki diğer sorunların çözümünde de diplomasinin başarı şansını artıracaktır. Zarif’in tabiriyle ‘nükleer diplomasi İran ile Batı arasındaki buzu kırmıştır.’Anlaşma gerek İran’ın Batı ile ilişkilerinde gerekse bölge ülkeleri ile ilişkilerinde daha fazla ticari, kültürel, siyasi vb. ilişkilerin ve etkileşimin önünü açacaktır. Nitekim Zarif değişik zamanlarda İran’ın tecrit olmak yerine bölgesiyle ve dünyanın geri kalanıyla daha fazla etkileşime girmek istediğini ifade etmiştir.
Zarif’e göre nükleer mesele tamamen suni ve ikinci derecede öncelikli bir gündem maddesidir. Bölgenin ve dünyanın esas gündemi terörizm,aşırıcı şiddet ve etnik-dini mezhepçilikle ile mücadele etmek olmalıdır. Halihazırda Irak ile Suriye’yi  kasıp kavuran bu tehditler sınır tanımaksızın bütün bölgeyi etkisi altına almakta, bölgedeki tarihsel ve sosyal doku ile kültürel mirası yok etmektedir.Yeni dönemde İran, Batı ve bölge ülkeleri arasında işbirliği yapılması gereken öncelikli konulardan birisi budur.
Aşırıcı şiddet ile mücadele için kapsamlı bir stratejiye ihtiyaç olduğunu savunan Zarif bu doğrultuda bir dizi öneri ortaya atmıştır. Ona göre böyle bir mücadele bütün bölge ülkelerini ve uluslararası aktörleri içermeli, çifte standarttan uzak, uluslararası hukukun normlarına ve ilkelerine uygun olmalıdır. Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Ruhani’nin BM Genel Kurulu’nda önerdiği ‘aşırıcı şiddetin olmadığı bir dünya’ çağrısını hatırlatmakta ve her yaştan ve gruptan İranlının bu şiddetle mücadele konusunda kararlı olduğunu belirtmektedir.
İran’ın bölge ülkeleri ile ilişkilerinde de önemli bir sorun olarak görülen nükleer program, Zarif’e göre bölgedeki güvensizlik ve ihtilafın bir nedeni değil semptomudur. İran ile 5+1 grubu arasında yapılan nükleer anlaşma İran’ın programını barışçı olduğunu göstermiş, dolayısıyla bölge ülkeleri ile ilişkilerdeki bu semptomun ortadan kaldırılmasını sağlamıştır. İran bu sayede diğer bölge ülkeleri ile ortak bir platformda bölgedeki gerilimin nedenlerini  ve bölgesel meseleleri ele alabileceklerini düşünmektedir.Zarif, bu doğrultuda Basra Körfezi’nde diyalog için ortak bir forum kurulmasını önermektedir. Bölgesel meselelerin ortak bir zeminde ele alınması durumunda Yemen’in iyi bir başlangıç olacağını belirtmektedir. Böyle bir diyalog egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı, içişlerine müdahale etmeme,anlaşmazlıkların barışçı çözümü, güç kullanma tehdidine izin verilmemesi vb. ilkeler çerçevesinde yürütülmelidir. Bölgesel diyalog, hükümetlerin yanı sıra özel sektörü ve sivil toplumu da kapsamalıdır.
İran ve Ortadoğu
Nükleer anlaşma ile ‘yapıcı etkileşim’ ilkesine inancı artan Zarif, şimdi aynı yöntem ile bölgesel meselelerin çözümüne öncülük etme arayışındadır. Bu arayış, bölgede barış ve istikrarın sağlanmasına hizmet ettiği kadar İran’ın bölgenin geleceğinde aktif bir oynamasını mümkün kılacaktır. Fakat, Suudi Arabistan başta olmak üzere İran’ın yükselen gücünden rahatsız olan bazı bölge ülkeleri, İran’ın böyle bir rol oynamasına izin vermeyecektir. Nitekim halihazırda bölgeyi etkisi altına alan kutuplaşma ve İran’ın bölgede birçok çatışmanın aktif bir tarafı olması, Zarif’in ‘yapıcı’ söylemlerinin inandırıcılığını azaltmaktadır. Dolayısıyla Zarif’in nükleer meselede elde ettiği diplomatik başarıyı bölgesel meselelerde tekrar etmesi bir hayli zordur.
Bir kere Zarif’in de ifade ettiği gibi nükleer mesele, İran’ın bölge ülkeleri ile ilişkilerinde öncelikli bir mesele değildir. Dolayısıyla nükleer meselenin çözülmüş olması yada İran’ın Batı ile ilişkilerinin gelişmesi, İran’ın bölge ülkeleri ile ilişkilerinde doğrudan bir değişikliğe yol açmayacaktır. Halihazırda bir geçiş sürecinde olsa da Ortadoğu’nunjeopolitik yapısında bölge ülkelerinin siyasetlerinde çarpıcı değişikliklere sebep olacak düzeyde bir değişiklik yoktur. İran aşırıcılık konusunu, bölgenin yeniden düzenlenmesine vesile olacak bir gelişme/kırılma noktası olarak görmektedir. Fakat bölgesel kutuplaşmanın son derece şiddetli olduğu böyle bir dönemde bölge ülkelerinin çoğunun bu konuda İran’a güvendikleri ve onunla işbirliğine hazır oldukları söylenemez. O halde bölgedeki değişikliğe yol açması beklenen şey İran’ın yeni dış politikasıdır.  Bu durumda İran, dış politikasındaki değişikliği sadece söylemleriyle değil eylemleriyle de göstermek zorundadır. Diğer yandan bölgesel meselelerin ortak çözümü için bütün taraflar arasında eşzamanlı olarak ortak irade oluşması gerektiğinden İran politikasını değiştirmesi yeterli olmayacak, İran dışındaki aktörlerin tutum ve davranışları belirleyici olacaktır.
Star, Açık Görüş, 8 Ağustos 2015
http://www.star.com.tr/acikgorus/cevad-zarif-ve-degisen-iran-dis-politikasi-haber-1048872/ 

Iranian Politics After the Nuclear Deal

Iranian Politics After the Nuclear Deal

2016-06-10


A new stage of the nuclear deal (Joint Comprehensive Plan of Action, Barjam), which was signed in July 2015 between Iran and the P5+1, the implementation phase has begun in January 2016. This development, which signifies that the sanctions imposed on Iran due to its nuclear program are lifted, has certainly and mostly pleased President Hassan Rouhani, the Iranian architect of the deal. Rouhani, who built his whole political strategy onthe solution of the nuclear issue through diplomatic means, described the deal as victory for Iran. In addition to the nuclear deal, the results of Iranian elections for Islamic Consultative Assembly and Assembly of Experts of the Leadership, held on 26 February 2016, have also reassured him. The elections were a success for the supporters of Rouhani even though they did not secure an absolute majority in the Parliament and Assembly of Experts, whereas the Principalists, who had been harshly criticizing the policies of the Rouhani government and the nuclear deal, lost the upper hand in the Parliament.

Rouhani’s Search for a New Social Contract: A ‘Second Barjam’
Although it has primarily aimed at addressing the controversies around the Iranian nuclear program, the deal is also expected to make significant changes, both in domestic and foreign policies of Iran due to its economic and political consequences. Plenty of speculations and evaluations have been made in this respect, many of which regard the deal as a turning point in Iranian politics and speak of an “Iran after the deal.” In his article, published in the journal namedMiddle East Report, ArangKeshavarzian describes the nuclear deal as a new “social contract” for Iran. Indeed, Rouhani had stated that Iran took a step forward in its foreign affairs,owing to this deal. Having been encouraged with the election results, Rouhani, in his Norouz message, stated that the nuclear deal was a historic success to be remembered proudly. He also said that “a national plan of action, a second barjam” had to be developed in order to address the financial and political problems of Iran, which already has begun with the elections.
However, right after the elections, Rouhani encountered new problems. On the one hand, the disputes related with the nuclear deal continued intensively, while on the other, the dynamism and tension in Iran's politics escalated after the elections. The political tension in Iran reached its peak soon after the elections, as a war of words took place between Rouhani’s ally Ayatollah Hashemi Rafsanjani, the chairman of Expediency Discernment Council, and the Leader, Ayatollah Ali Khamenei. On 23 March 2016, Rafsanjani tweeted "The world of tomorrow is a world of discourses, not missiles.”Inreaction to that, in his speech on 30 March, Khamenei said that "those who stated that the country's future lies in negotiations rather than missiles are either ignorant or traitors.”In response, Rafsanjani said that his tweet was only a part of what he meant to say, and that he was misunderstood, reminding that he himself initiated Iran's missile program.
Currently in Iran, the most important topic that causes disputes is the implementation of the nuclear deal. At the same time,the dispute over the ballistic missile program can be seen as another extent of the nuclear-related disputes. Ayatollah Khamenei never opposed or supported the nuclear deal publicly, even though he supported the negotiations from the very beginning. He did, however, point out that the Western countries could not be trusted entirely. Indeed, it has been more than three months since the nuclear deal is implemented and yet there are still problems with the sanctions relief. The European Union extended its sanctions against Iran by one year, due to the claims of violation of human rights. Likewise, having lifted their sanctions imposed on Iran exclusively for the nuclear program, the United States still continues to impose sanctions on Iran due to its policies towards Syria, alleged support for terrorism, and violations of human rights etc..Early in April 2016, Jacob Lew, US Secretary of the Treasury, said in his statement that the US financial system would stay closed to Iran. Likewise, both US and Iranian authorities confirmed that Iran only received $3 billion of its assets outside the country, which is supposedly around $100 billion.
The principal expectation of Iran from the nuclear deal was the removal of sanctions related to the nuclear program. In fact, the exclusion of Iran from international money transfer system, i.e., SWIFT, and EU and US sanctions on all kinds of transactions of the Central Bank of Iran, dealta heavy blow to the international transactions and trade of Iran. Though these sanctions are now officially lifted, banking transactions in Iran still have not gone back to normal, due to technical problems and the complex situation of the sanctions. Also European banks and large conglomerates are operating extremely cautiously when it comes to transactions with Iran, because they somehow still fear of being exposed to the US sanctions.
The continuing problems in the implementation of the deal, though Iran has fulfilled its obligations, make Rouhani more vulnerable. In his speech in Mashhad on 21 March 2016, Khamenei stated that the nuclear deal crossed certain red lines and - without naming, but implying Rouhani-,he said, "those who propose a second, third barjams" as a solution for the problems ofthecountry "...are playing with fire.” He believes that "second barjam" means negotiating with the USA and changing some of Iran's fundamental policies in order to solve Iran's economic, social and political problems. There are three reasons why "Second barjam" is dangerous: Demands of the USA will never end, revolution will lose its meaning if Iran changes its regional politics, and as seen recently, the US government, whichfails to fulfill its own obligations, cannot be trusted.
After Khamenei's harsh criticisms, Major General Ali Jafari, the commander of the Iranian Revolutionary Guard Corps said "The nuclear deal has never been considered a document to be proud of."  Since early April, there have been talks in Friday prayings about how the nuclear deal remains inconclusive and how the western countries do not keep their promises. Since Rouhani and his supporters played a part in the nuclear deal, they were also the target of criticisms.
During this period, when criticisms on the nuclear deal increased, M. JavadZarif, Minister of Foreign Affairs, and ValiollahSeif, Governor of Central Bank of Iran, visited the USA for negotiations. On 20April 2016, Rouhani responded to criticisms in his speech, saying that it had only been three months since the implementation of the deal and reminded that Iran's oil sales which nearly stopped because of the sanctions were now back to normal and that now many foreign investors were preparing for investments in Iran.

Dynamics of Iranian Politics after the Nuclear Deal
There are three aspects of the rising political tension that apparently revolves around the nuclear deal. The first one is related to Iran’s relations with the West. Rouhani's foreign policy strategy aimed to enhance Iran’s relations with the West after the resolution of the nuclear dispute. In this regard, he became the first president to participate in World Economic Forum after a long period of time. Additionally, after a 16-year interval, he paid visits to some European capitals as the president.With regard to the relations with the West, Khamenei said "I do not favor cutting ties with the West, but we must know whom we are dealing with … we must have relations with the whole world, except for the USA and the Zionist regime, but the world is not limited to the West and Europe."
The second aspect of the political dynamism inIran is related to the reconstruction of the Iranian economy and its opening up to the outside world. Rouhani proposed a "second barjam" while Khamenei proposed a "resistance economy" in their Norouz messages. Khamenei designated the new Persian year (1395) that began with Norouz, as the year of "Resistance Economy: Action and Implementation". The term "resistance economy" was initially put forward,when Iran faced with the sanctions. The utilization of this term for the economy of "Iran after the sanctions" is rather meaningful. The resistance economy, which means ongoing enemy threats and an attempt to minimize Iran's weaknesses on the economic field, is completely different from Rouhani's view of economic integration with the outside world; since the resistance economy is based on the idea of self-sufficient economy and restrainingengagements with the West. Khamenei and his conservative supporters believe that sustaining economic relations with the West would harm the economic independence of Iran and that the West might try to increase its political and cultural influence on Iran through foreign investments.
Third, the ballistic missile program of Iran has turned into a new controversial issue by the Western countries. This subject previously came up during the nuclear negotiations. Then, it was agreed that the sanctions related to Iranian missile program would continue for five more years, and Iran would not develop ballistic missiles capable of carrying nuclear warheads. The Revolutionary Guards tested a missile which had a range of 1060 miles (1700 km) and a payload of 1653 pound (750 kg) in March 2016, which was considered ‘dangerous and provocative’ by the USA, UK, France and Germany. Moreover, they brought the case to the UN Security Council by blaming Iran for violation of UN Security Council Resolution 2231. This developmentextremely disturbed the Iranian security elite and the conservatives. Accordingly, when the Westbrought up the missile program before addressing the problems related the implementation of the nuclear deal has given credibility to the claims, as put forward by Khamanei, that the West is not trustworthy and the Western demands will never end.
Rouhani wants the nuclear deal to be the beginning of a new era in Iranian politics, but both the state of relations with the West, and the differences of opinion with regardto basic economic policies are the main faultlines in Iranians politics since the revolution. These faultlines,which may roughly be described as disagreements between the conservatives and the reformists,are the major battlegroundsbetween the "globalists" and "nativists," as stated by Mahmood Sariolghalam. This long-term struggle has nowadays turned into a dispute and competition over the continuation ofthe power of Rouhani. Both the uncertainties in the implementation of the nuclear deal and the next presidential elections to be held in June 2017, lead to the intensification of this struggle.

http://orsam.org.tr/index.php/Content/Analiz/4715?s=orsam|english

U.S. and Israeli Military Attacks Against Iran: Regional and Global Consequences

  1. Introduction On February 28, 2026, U.S. military elements and the Israel Defense Forces (IDF) launched coordinated and joint missile an...