IŞİD GÖLGESİNDE IRAK-İRAN İLİŞKİLERİ

Son zamanlarda Ortadoğu siyasetinde en çok tar- tışılan konulardan birisi Irak-İran ilişkileridir. Öyle ki 2003’te ABD’nin Irak’ı işgal etmesinin ardından iki ülke arasındaki ilişkilerin niteliği köklü bir şekilde değişmiş, rekabet ve düşmanlık- tan ‘stratejik ortaklığa’ dönüşmüştür. Taraflar bir- birlerini resmen ‘stratejik ortak’ olarak nitelendirse de gerçekte Irak birçok kişi tarafından İran’ın nüfuz alanı olarak görülmektedir. Bu süreçte en büyük pay sahiplerinden birisi eski Irak Başbakanı Nuri al-Ma- liki’dir. Onun içeride ve dışarıda izlediği politikalar, doğrudan veya dolaylı olarak İran’ın Irak üzerindeki etkisinin artmasına sebep oldu. Fakat bu süreç, içeri- den ve dışarıdan gelen baskılarla Maliki’nin Ağustos 2014’te iktidardan uzaklaştırılmasına rağmen halefi Haydar el-Abadi döneminde de devam etti. Öyle ki nerdeyse her on beş günde bir iki ülke arasında karşılıklı olarak üst düzey heyetler gelip gitmekte- dir. İki ülke arasında güvenlik ve siyasi işbirliğinin yanında ekonomik ilişkiler de kayda değer oranda arttı, toplam ticaret hacmi 14 milyar doları geçti. İki ülke ilişkilerindeki en önemli sorunlardan birisi olan Irak topraklarında İran muhalifi Halkın Mücahitleri Örgütü’nün varlığı, Eylül 2016’da tamamen sona erdi. Bununla beraber, Abadi hükümeti döneminde Irak ile İran arasındaki ilişkilerinin en önemli gün- demi IŞİD ile mücadele oldu. 


IŞİD Tehdidi

Haydar al-Abadi’nin Ağustos 2014’te yeni başbakan olarak ‘se- çilmesi,’ Maliki’nin politikaların- dan açıkça rahatsız olan bölge ül- keleri ile Iraklı gruplar tarafından, mezhepler üstü ve daha dengeli politika izleyeceği beklentisiyle memnuniyetle karşılandı. Fakat Abadi iktidara geldiğinde Irak’ın en büyük ikinci şehri Musul dahil ülkenin önemli bir kısmı IŞİD’in eline geçmişti. 10 Haziran’da Mu- sul’u ele geçirdikten sonra hızla ilerleyen ve kısa bir süre içerisin- de Bağdat yakınlarına kadar gelen IŞİD karşısında Irak güvenlik güç- leri neredeyse dağılmıştı.

Açıkça İran ve Şii karşıtı bir hareket olan IŞİD’in kısa bir sü- rede Irak topraklarında yayılması İran’ın derhal harekete geçmesine neden oldu. Her şeyden önce Irak ile İran arasında 1,400 kilometre- den uzun bir sınır var. Dolayısıy- la, Irak’ta istikrarsızlık ve düşman bir rejimin ortaya çıkması ihtimali hem İran’ın önceki yıllardaki ka- zanımının heba olması hem de güvenliğinin doğrudan tehdit al- tında olması anlamına geliyordu. Diğer yandan kendisini Şiilerin hamisi olarak gören İran yöneti- mi, IŞİD’in yükselişini Irak’taki Şii varlığı için ciddi bir tehdit olarak gördü. Bu nedenle İranlı yetkililer IŞİD’in İran sınırına 40 kilomet- reye kadar yaklaşmasını veya Sa- marra, Kerbela, Necef gibi Şiiler- ce kutsal sayılan yerlere girmesini İran’ın kırmızı çizgisi ilan etti. Ay- rıca IŞİD’e karşı mücadele için Irak yönetimine tam destek verdi. Daha IŞİD’e karşı uluslararası koalisyon kurulmadan ve Irak hükümeti üzerinde pazarlıklar devam eder- ken İran yönetimi Irak’a, silah ve mühimmat yardımı yaptı. İki ülke arasında askeri eğitim, danışman- lık ve istihbarat alanlarında işbirliği geliştirildi. O zaman Irak Başbaka- nı olan Maliki’nin ifadesiyle İran, “en zor zamanında Irak’ın yanında oldu hem para verdi hem şehit ver- di, hem destek verdi hem de Irak’ı himaye etti.”

Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani başta olmak üzere İranlı askeri danışmanlar, Ayetul- lah Sistani’nin çağrısı ile 15 Ha- ziran 2014’te kurulan Halk Se- ferberlik Gücü’nün (Haşdi Şaabi) örgütlenmesinde ve eğitilmesinde önemli rol oynadı. Ayrıca, İran ile bağlantılı olan Şii milis güçleri (Bedr Gücü, Asaib-e Ehli el-Hak, Ketaib-i Hizbullah vb.) seferberlik gücüne katıldı. Seferberlik güçleri ve Irak ordusu 1 Eylül 2014’te, üç ay boyunca IŞİD kuşatması altın- da kalan Şii Türkmenlerin yaşadığı Emirli kasabasını kurtardı. Bu, Irak güçlerinin IŞİD karşısında aldığı ilk başarı oldu.

İran’ın Irak hükümetine verdiği destek hala devam ediyor. IŞİD’e karşı mücadelede Irak’ı cephe ül- kesi olarak tanımlayan İranlı yet- kililer, İran’ın her durumda terö- rizmle mücadelede Irak halkının ve hükümetinin yanında duracağını ifade ediyorlar. Buna karşılık Irak- lı yetkililer İran’ın verdiği desteğe minnettar olduklarını her fırsatta dile getirmektedir. Dolayısıyla, İran’ın en zor zamanında Irak’ın yardımına koşması ve IŞİD’e karşı mücadelede aktif destek vermesi, Irak üzerinde etkisinin biraz daha artmasına neden oluyor.

Irak’ın toprak bütünlüğünün hamisi!

Bu dönemde İran, Irak yönetimine IŞİD’e karşı askeri destek vermekle kalmadı, Irak’ın birliğinin ve
toprak bütünlüğünün hamisi ol- du. IŞİD’in Musul’u ele geçirme- sinden sonra IKBY Lideri Mesut Barzani’nin bağımsızlık referan- dumunu gündeme getirmesine en sert tepki İran hükümetinden gel- di. Keza, bazı üst düzey Amerikalı askeri yetkililerin değişik zaman- larda Irak’ın parçalanması ihtima- linden bahsetmesi, İran’da rahat- sızlık uyandırdı. Mesela Amerikan Genel Kurmay Başkanı Odierno Ağustos 2015’te yaptığı bir konuş- mada ileride Irak’ın bölünmesinin muhtemel olduğunu söyledi. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüse- yin Amir Abdullahiyan, “Ameri- ka’nın müdahalelerinin ve yanlış politikalarının bölgede ve Irak’ta ciddi sorunların çıkmasına sebep olduğunu” söyledi. Ülkesinin, Irak’ın milli birliğini ve toprak bütünlüğünü desteklediğini vurgulayan Abdullahiyan, “Irak’ın si- yasal sistemi ülkenin anayasasında açıkça belirlenmiştir. Üst düzey Amerikalı askeri yetkilinin açıkla- maları provokatif, Irak’ta barış ve güvenliğin sağlanmasına karşı ve hatta kendi ülkesinin politikaları ile çelişkilidir” dedi.

Iraklı yetkililerle görüşmesinde İran lideri Ayetullah Hamanei, sık sık ABD’nin IŞİD’i desteklediği- ni ve Irak’ı parçalamaya çalıştığını ileri sürerek, Irak’ın bütünlüğü- nün korunmasını tavsiye etmek- tedir. Mesela, Kasım 2015’te Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum ile Tahran’da görüşen Hamanei, “Irak halkı, Şiisi, Sünnisi, Kürdü ve Arabı yüzyıllardır yan yana ve sorunsuz bir şekilde yaşadı. Fakat, maalesef bazı bölge ülkeleri ve ya- bancılar farklılıkları büyütmeye çalışıyor. Onlarla mücadele edil- meli ve ayrışma yönünde her tür- lü bahaneden kaçınılmalı. (...) Ortam, Amerikalıların açıkça Irak’ın parçalanmasından söz etmesini cesaretlendirecek şekilde olmamalıdır” dedi.

İranlı yetkililere göre Irak’ın ve İran’ın güvenliği iç içe geçmiştir. Irak hem güvenlik hem de bölgesel politikalar açısından İran için son derece önemlidir. Halihazırda Bağdat merkezli hükümet ile ‘it- tifak’ içinde olmanın konforunu yaşayan İran, doğal olarak Irak’ın milli birliğini, toprak bütünlüğünü ve içişlerine müdahale edilmemesi prensibini savunmaktadır.

Abadi’nin Denge Arayışı

İran’ın Irak’a IŞİD’e karşı mücade- lede verdiği destek, dolayısıyla bu ülkedeki ‘askeri varlığı’ hükümet çevrelerinde memnuniyetle karşı- lansa da özellikle Sünni milletve- killerinden ve aşiret liderlerinden sert eleştiriler geliyor. Askeri danış- man desteği olarak neden özellik- le İran’dan askeri alındığı, benzer şekilde diğer bölge ülkelerinden destek alınmadığı soruluyor ve İran’ın niyetleri sorgulanıyor. Bu eleştirilere karşılık Bağdat hükü- meti, İran’ın IŞİD’e karşı mücade- leye destek verdiği için iki ülke ara- sında işbirliğinin gerekli olduğunu savunuyor ve İranlı askeri danış- manların hükümetin isteği üzerine ülkede bulunduğunu belirtiyor.

Bununla beraber, bazı İranlı yetkililerin Irak’ın egemenliğini görmezden gelen fütursuz söylem ve davranışları sadece Sünni poli- tikacılar arasında değil, Şii liderler arasında da tepkiye neden olmak- tadır. Mesela, İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin azınlıklarla ilişkilerden sorumlu özel danışmanı ve eski İs- tihbarat Bakanı Hüccetülislam Ali Yunusi, Mart 2015’te İran kimliği üzerine düzenlenen bir konferansta
şöyle dedi; “Hâlihazırda Irak, sa- dece bizim medeniyetimizin etki sahası içinde değil, kimlik, kül- tür, merkez ve başkentimizdir. Bu mesele hem geçmişte böyle idi hem şimdi böyledir. Çünkü İran ve Irak’ın coğrafyası ayrılamaz ve kültürümüz ayrıştırılamaz. O hal- de birlikte savaşmalıyız veya bir ol- malıyız.” Bu konuşmaya tepki ola- rak Ayetullah Sistani’nin temsilcisi Ahmad al-Saafi “ülkemiz, kimliği- miz, bağımsızlığımız ve egemenli- ğimizle gurur duyuyoruz. Bugün kardeşlerimizin ve dostlarımızın terörizmle savaşmak için her tür- lü yardımını kabul edip teşekkür ederiz, ama bu bizim kimliğimizi ve bağımsızlığımızı ihmal ettiğimiz anlamına gelmez” dedi.

Başbakan Abadi, Nisan 2015’da Washington’da yaptığı bir ko- nuşmada Kasım Süleymani’nin Irak’ta değişik cephelerde çekilmiş fotoğraflarının yayınlanmasını tas- vip etmediğini söyledi. Halk Se- ferberlik Gücü’nün mezhepçilik yaptığı iddiaları üzerine, bu gücü kontrol altına almak için doğrudan başbakanlığa bağladı. Ayrıca, sefer- berlik gücünün orduya destek ver- mesini, özellikle Sünnilerin yoğun olarak yaşadığı yerlere girmemesini istedi. Abadi, Süleymani’den sava- şın planlanmasını Irak ordusuna bırakmasını istedi. Abadi, Ağustos 2015’te Şii liderlerin katıldığı bir toplantıda ‘reform programı’nı eleştirmesi üzerine Süleymani ile sert bir şekilde tartıştı. Ayetullah Sistani’nin de Süleymani’nin ‘ken- di başına buyruk’ davranışlarından duyduğu rahatsızlığı bir mektupla Ayetullah Hamanei’ye ilettiği söy- leniyor. Yer yer tepki gösterse de Abadi hükümetinin İran’ın etkisini dengelemekte başarılı olduğunu söylemek zor.

Sonuç olarak, IŞİD tehdidi, Irak ile İran arasında stratejik or- taklığın derinleşmesinden ziyade İran’ın Irak’taki nüfuzunun oran- tısız biçimde artmasına neden ol- muştur. Abadi hükümeti zaman zaman İran’a karşı kendi egemen- liğini korumaya çalışsa da bu hu- susta başarılı olduğu söylenemez. Bir kere IŞİD ile mücadelede İran’ın askeri desteği oldukça etki- lidir ve Bağdat hükümeti bu des- teğe muhtaçtır. Bölge ülkelerinden ve Batıdan beklediği kadar destek bulamaması, Abadi hükümetini İran’a mecbur bırakmaktadır. İkin- cisi, Irak’ta siyasi elitler arasındaki dağınıklık ve rekabet, Bağdat hü- kümetinin İran’a karşı direnmesini zorlaştırmaktadır. Etkili bir siya- si ve toplumsal tabandan yoksun olan Abadi’nin, İran ile birlikte ha- reket eden siyasi grupların desteği olmadan iktidarını sürdürmesi söz konusu değildir.

ORSAM Danışmanı / Yrd. Doç. Dr. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi 
Ortadoğu Analiz, Kasım-Aralık 2016, cilt 8, sayı 77, s.35-37

http://www.orsam.org.tr/files/OA/77/9_bayramsinkaya.pdf


Comments

Popular posts from this blog

Geçmişten Günümüze Türkiye’nin Ortadoğu Politikası ve Batı Etkisi

ORTADOĞU’DA BÖLGESEL BİR GÜÇ OLARAK İRAN

İRAN-P5+1 MÜZAKERELERİ: TEMKİNLİ VE İYİMSER