İran Genelkurmay Başkanı Bagheri’nin Türkiye Ziyareti

İran Genelkurmay Başkanı Bagheri’nin Türkiye Ziyareti


İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Hüseyin Bagheri, Türk mevkidaşı Org. Hulusi Akar’ın daveti üzerine 15-17 Ağustos tarihlerinde Ankara’ya bir ziyaret gerçekleştirdi. Bagheri’ye İslam Devrimi Muhafızları Ordusu’nun Kara Kuvvetleri Komutanı Muhammed Pakpur dahil çok sayıda üst düzey askeri yetkiliden oluşan bir heyet eşlik etti. Bagheri,ziyaret sırasında Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Nurettin Canikli ve Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan ile görüştü.

Bagheri, Ankara’ya vardıktan sonra İran televizyonuna yaptığı açıklamada Türkiye’yi  bölgede ve İslam dünyasında önemli bir yeri olan mühim komşularından birisi diye nitelendirdi. Bölgesel gelişmeler ile güvenlik meselelerine işaret eden Bagheri, bu çerçevede böyle bir ziyaretin gerekli olduğunu belirtti. Nitekim, Bagheri’nin Ankara temaslarında üç husus öne çıktı; ikili güvenlik ilişkileri, sınır güvenliği ve terörizme karşı mücadele; Suriye’de meydana gelen gelişmeler ve Irak Kürdistan Bölgesi Hükümeti’nin (IKBY) bağımsızlık referandumu hazırlığı.

İkili Güvenlik İlişkileri ve Sınır Güvenliği

Türkiye ile İran ilişkilerinde öne çıkan en önemli hususlardan birisi sınır güvenliği. Türk yetkililer uzun yıllar boyunca PKK’nın İran sınırını kullanarak Türkiye topraklarında terör eylemleri yapmasından şikayetçi oldu. Ayrıca iki ülke arasındaki sınır, kaçakçılık ve uyuşturucu kaçakçılığı sorunlarıyla öne çıktı. Ankara ile Tahran arasında sınır güvenliğinin artırılması, terörizm, kaçakçılık ve uyuşturucu ile mücadele çerçevesinde çeşitli adımlar atıldı. Temelleri 1992’de atılan ortak güvenlik komisyonları (İçişleri bakanlıkları müsteşarlarından müteşekkil Yüksek Güvenlik Komisyonu, müsteşar yardımcılarından oluşan Ortak Güvenlik Komitesi ve sınır bölgelerinde görev yapan güvenlik görevlileri düzeyinde toplanan Güvenlik Alt Komiteleri) belirli aralıklarla toplandı ve bir dizi protokol imzalandı. Ne var ki 2010 yılından sonra ikili güvenlik işbirliği kesintiye uğradı.İkili siyasi ve ekonomik ilişkiler gelişme kaydederken güvenlik ilişkileri sınırlı kaldı. Güvenlik işbirliğindeki kesinti ve sınırdaki sorunların devam etmesi üzerine Türkiye sınır güvenliğini artırmak için İran sınırına 2 metre genişliğinde, 3 metre yüksekliğinde ve 500 kilometre uzunluğunda duvar örmeye karar verdi ve Ağustos ayının başında duvarın inşasına başladı. İran tarafı, Türkiye’nin sınıra duvar inşa etmesini hem sınır güvenliğinigüçlendirmesi, hem de kaçakçılıkla mücadele yardımcı olması temennisiyle ve memnuniyetle karşıladı.

Gerek bazı komşularındaki istikrarsızlık, gerekse çeşitli ayrılıkçı silahlı hareketlerin geçişken sınırları kullanması, İran için sınır güvenliği meselesini hep öne çıkardı.  PKK’nın İran kolu PJAK’ın yanı sıra KDP-İran ve Komala gibi İran Kürt militan hareketlerinin geçtiğimiz yıllarda silahlı faaliyetlerine tekrar başlaması İran’ı batı sınırlarında güvenlik alarmına geçirdi. Geçtiğimiz Mayıs ayında PJAK ile İran güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada iki İranlı askerin ölmesi ve yedi askerin yaralanmasından sonra Sınır Muhafızları Komutanı Kasım Rızayi, saldırganların  Türkiye’den girdiğini belirtmiş, sınırı koruma sorumluluğundan bahsederek Türkiye’yi eleştirmişti. Son aylarda İran’ın batı ve kuzeybatı (Irak ve Türkiye) sınırları ile ilgili hassasiyetini artıran iki önemli gelişme daha oldu. Birincisi, ABD’nin İran üzerindeki baskıyı artırması ve İran ile Suudi Arabistan arasındaki gerilim gibinedenlerle uluslararası güçlerin silahlı İran Kürt hareketini teşvik etmesi ihtimali belirdi. Nitekim bu Kürt milisleri son zamanlarda İran topraklarındaki silahlı faaliyetlerini artırdı. İran’ın sınır güvenliği hassasiyetini artıran ikinci husus ise IŞİD tehdidi. Haziran ayında Tahran’da İran Meclis binasına terörist saldırı düzenleyen IŞİD, bir müddettir İran’ı tehdit etmeye devam ediyor ve ülkedeki Sünnileri (Kürtleri ve Belucileri), Şii rejimine karşı ayaklanmaya çağırıyor.

Bu çerçevede İran, Türkiye ile sınır güvenliğinin artırılmasına büyük önem vermeye başladı.İki ülke arasında güvenlik işbirliğinin geliştirilmesi için içişleri bakanları müsteşarları düzeyinde oluşturulan ortak çalışma grubunun ilk toplantısı 25 Temmuz’da Tahran’da düzenlendi. Bagheri’nin Türkiye ziyaretini değerlendiren Devrim Muhafızları Sözcüsü Ramezan Şerif, ülkesinin sınır güvenliğinin artırılması için Türkiye ile iyi bir anlaşma arayışında olduğunu söyledi.

Bagheri’nin ziyareti sonunda iki ülke arasında güvenlik alanında üst düzey ziyaretlerin sürdürülmesi konusunda mutabakata varıldı. Bagheri’nin açıklamalarına göre iki ülke ortak eğitim programlarının düzenlenmesi, askeri öğrenci değişimi ve terörizme karşı istihbarat paylaşımı yapılması konusunda adımlar atacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Türkiye ile İran’ın PKK’nın yerleştiği Kandil dağına ve Sincar’a ortak operasyonlar yapmasının an meselesi olduğunu söyledi. Erdoğan, bu meselenin uzun zamandan beri gündemde olduğunu ve Bagheri’nin ziyaretinde de bu konunun ele alındığını belirtti.

Bölgesel Meseleler ve Ankara-Tahran İlişkileri

Bagheri’nin Ankara temaslarında öne çıkan ikinci husus Suriye’deki gelişmelerdi. Astana sürecinde işbirliği yapan iki ülke Suriye’de oluşturulacak çatışmasızlık bölgelerinin belirlenmesi için çalışmalarını sürdürüyor. Bagheri’nin ziyaretinde de Suriye’de güvenliğin ve huzurun sağlanması için iki ülkenin çalışmalarını koordine etmesi, Astana müzakerelerinin devam etmesi, çatışmasızlık bölgelerinin kurulması ve soruna nihai çözüm bulunması için siyasi görüşmelerin sürdürülmesi hususları teyit edildi.

Ziyaretin üçüncü önemli gündem maddesi ise IKBY’nin bağımsızlık referandumu hazırlığı idi. Hem Ankara, hem de Tahran mevcut şartlarda bağımsızlık referandumunun Irak içinde ve bölgede istikrarsızlığa neden olacağını ileri sürüyor ve referandumun yapılmasına karşı çıkıyor. Bagheri, Ankara ziyaretinden sonra yaptığı açıklamada ‘referandumun yapılması yalnızca Irak’ı değil, İran ve Türkiye’yi de yakında ilgilendirir’ dedi ve iki ülke yetkililerinin referandumun yapılmaması konusunda hemfikir olduğunu belirtti.

Türkiye ve İran bölgesel politikalarındaki ve vizyonlarındaki farklılıklara rağmen terörizm (PKK ve IŞİD) tehdidine karşı ortak mücadele ile Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması konusunda anlaşıyorlar. ABD’nin Suriye’de PKK’nın kolu PYD ile aktif bir işbirliğine gitmesi her iki ülkeyi de endişelendiriyor. Keza, iki ülke de ABD ile Rusya’nın Suriye’nin güneyindeki topraklar üzerinde yaptığı ateşkes anlaşmasını şaşkınlıkla karşıladı. Bölgede ortak tehditlerin artması, Ankara ile Tahran’ı birbirine yakınlaştırdı. Bu açıdan Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun 4-5 Mart 2016’da Tahran’a yaptığı ziyaret bir dönüm noktası olarak alınabilir. Davutoğlu’nuno ziyaret sırasında yaptığı“bölgenin kaderinin dış güçlere bırakılmaması” çağrısı Ankara ile Tahran ilişkilerine yeni bir ivme kattı. 15 Temmuz darbe girişiminde İran’ın Türkiye’ye destek vermesi ikili ilişkileri daha da güçlendirdi.

Geleneksel olarak her iki ülkede güvenlik elitleri tarihi, ideolojik ve  stratejik nedenlerle mütemadiyen diğerine karşı şüpheci yaklaşıyor. Bu nedenle güvenlik ve askeri işbirliği Türkiye-İran ilişkilerinin en zayıf tarafı olageldi. Bu açıdan bakıldığında geçen yıl Temmuz ayında İran Genelkurmay Başkanlığını devralan Bagheri’nin ilk yurt dışı ziyaretini Türkiye’ye yapması gerçekten tarihi bir olay. Bu ziyaretin Türk ve İranlı askeri yetkililer arasında gerçekleştirilen en yüksek düzeyli görüşme olması, iki ülke arasında ilişkilerin siyasi ve ekonomik ilişkilerin ötesine geçtiğini, iki ülkenin güvenlik alanında ve bölgesel meselelerde işbirliğini artırma eğiliminde olduğunu gösteriyor.Bagheri yaptığı açıklamalarda ziyaretin İran lideri Ayetullah Ali Hamanei’nin de onayıyla yapıldığını belirtti. Bu açıklama, İran devletinin hemen her kademesinin Türkiye ile güvenlik işbirliğini artırma isteğinin işareti olarak değerlendirilebilir.

23.08.2017
http://orsam.org.tr/orsam/DPAnaliz/14494?dil=tr

Iranian Military Chief Bagheri's Visit to Turkey

Iran-Pakistan Relations within the Framework of Regional Competition


Iran-Pakistan Relations within the Framework of Regional Competition

The inauguration of the Trump administration in January 2017 has begun to affect geopolitics of Middle East.  Unlike his predecessor, Obama, who advised the regional countries to reconcile with Iran, President Trump believes that Iran, a state sponsor of terrorism, have hands in every problem in the region. In order to contain Iranian threat in Trump administration has tended to improve partnership with conventional American allies in the region. These developments have energized the Saudi Arabian campaign against Iran. Recently, Prince Mohammed B. Salman, then Deputy Crown Prince and Defense Minister stated in a TV interview on May 2: "We are a primary target for the Iranian regime. We won’t wait for the battle to be in Saudi Arabia. Instead, we’ll work so that the battle is for them in Iran.” He argued that there is no room for dialogue with the Iranian regime. Iran heavily reacted to the statement of Prince Salman. Iranian Defense Minister Hussein Dehqan threatened Saudi Arabia: "If they do something stupid, we will leave nowhere untouched apart from Mecca and Medina."

The growing tension between Iran and Saudi Arabia has affected not only the Mashreq and the Persian Gulf, but also the 'wider Middle East.' Pakistan is one of the countries that are highly vulnerable to these effects. Bordering with Iran, Pakistan used to have close relations with Saudi Arabia for long years. But the growing tension between Tehran and Riyadh forces the Pakistani government to face tough choices. On the one hand it tries to develop good relations with Iran for economic concerns, on the other hand it is concerned with antagonizing Saudi Arabia by getting closes to Tehran. In this context, recently there have been two eye-catching developments in Iran-Pakistan relations. First one is the escalation of clashes between the regime opponents and security forces in the province of Sistan and Baluchistan, adjacent to the Iran-Pakistan border. Secondly, former Pakistani Chief of General Staff Raheel Sharif's has taken the command of the Islamic Military Alliance Against Terrorism, which is established under the leadership of Saudi Arabia.

The Baluchistan Question

Despite having considerable mineral reserves, Sistan and Baluchistan province, located on the border of Pakistan and on the southeast of Iran, is one of the least developed regions of the country. These regions is considered as challenging in terms of security since it is regarded as functional route for smuggling, drug trafficking, human trafficking coming through Afghanistan and Pakistan. Additionally, the majority of people living in the region is Baluchi. There are some reactions against the Iranian government among the Baluchis, who are numbering around two million, speaking the Baluchi language, and mostly Sunnis in terms of denomination.  Moreover, there is a considerable Baluch population living next to the Iranian border in Pakistan. This fact makes the Iranian government more anxious with regard to this region. After 2003, the region has witnessed the rise of Militant Salafi movements that have carried out armed attacks targeting Iranian security forces and officials. The most known among these movements is the Jundallah organization led by Abdolmalek Rigi. It is claimed that, over the past decade, Iran has lost around three thousand guards in the armed clashes that took place in the region for different reasons.

The Baluchistan question constitutes one of the important subjects in the Iran-Pakistan relations. Iranian officials repeatedly blamed Pakistan, who is dealing with its own "Baluch question", for allowing activities of organizations fighting against Iran. It is known that Pakistan helped Iran in February 2010 to arrest Jundallah's leader Rigi, who was executed later. The execution of Rigi, led to the dissolution of Jundallah, which led to the emergence of new militant organizations. One of these new organizations is called Jaish al-Adl (Army of Justice) under the leadership of Abdolrahim Mollazadeh, whose alias is Salahuddin al Farooqui. Having an anti-Shia position, Jaish al-Adl claims to fight against "Rafidas" and the "Safavid regime". This organization that has been settled in Pakistan territories has been targeting Iranian border guards since 2013.

Jaish al-Adl claimed responsibility for an attack that killed ten border guards patrolling Iran-Pakistan border in the Mirjaveh region, on 26 April 2017. The assailants fired at soldiers with long barreled guns at the zero point of border and fled into Pakistan soils after the incident. This attack led Iranian reaction against Pakistan for it did not "fight effectively against terrorist groups and armed bandits in its territory," and that it did not take necessary measures on border security. Shortly after the attack, Iranian President Hassan Rouhani penned a letter addressing Pakistan's Prime Minister Nawaz Sharif, in which he asked that perpetrators of the attack to be arrested and handed over to Iran. Soon after then, Iranian Foreign Minister Javad Zarif visited Islamabad on 3 May, met with Pakistani senior officials and asked for increased security measures at the border. Pakistani authorities assured Zarif that the necessary measures, including the deployment of additional troops in the region, would be taken.

Despite the assurances of Islamabad, Iranian military officials continued to make statements targeting Pakistan. In his speech on May 8, M. Bagheri, Chief of Staff of the Iranian Armed Forces argued; "Unfortunately, Iran's eastern border regions with Pakistan have become a safe haven for training and equipping terrorists recruited by Saudi Arabia and supported by the United States." He asked Pakistani officials to control the borders, arrest the terrorists and shut down their bases. “If the terrorist attacks continue, we will hit their safe havens and cells, wherever they are!” he said.

Sharif’s Command of the ‘Islamic Military Alliance’

Armed attacks on Iran originated from Pakistan territories are partly responsible for the rise of tension between Islamabad and Tehran. Another reason for the tension is the improvement of military and security cooperation between Saudi Arabia and Pakistan. As a matter of fact, Iranian officials have been accusing Saudi Arabia for provoking minorities and supporting armed groups against the Iranian government.  Additionally, it is also claimed that the Saudis have organized and supported the Baluch rebels, while the Pakistan government has glossed over it. Hence, Pakistan's growing security partnership with Saudi Arabia may be considered as the root cause of heavy Iranian reactions against Pakistan.

Military cooperation between Pakistan and Saudi Arabia dates back to the 1980s. Thousands of Pakistani officers have already provided "consultation" services to Saudi Arabia. As an extension of the Pakistan-Saudi Arabia cooperation, former Pakistani military members were recruited into Bahrain security forces to suppress the upheavals in Bahrain in April 2011. Today, nearly thirty percent of the Bahrain security forces are reportedly consisted of Pakistanis. Nonetheless, the alliance between two countries was shadowed in 2015. Saudi Arabia that militarily intervened in Yemen in March 2015 in response to Houthi takeover, asked Pakistan to support the Saudi military coalition through providing warplanes, warships and troops. Pakistan, which at that time tried to develop its relations with Iran and fought against militant organizations within its country, remained neutral on the Yemen issue and did not provide any military support to Riyadh. However, the Pakistani government declared that it would take side with Saudi Arabia in case of a direct threat to its security. It is claimed that the absence of Pakistan is responsible for the weakness of the coalition.

Although Saudi Arabia did not receive any support from Pakistan in the Yemen war; it pressured over the Pakistani government to participate in the Islamic Military Alliance against Terrorism established in December 2015. Finally, it is announced in January 2017 that Pakistan's former Chief of General Staff Raheel Sharif was appointed as the commander of the 41-member alliance headquartered in Riyadh. Following the approval of Pakistani authorities in early April, Sharif moved to Riyadh. Iran, excluded from the Islamic Alliance, has been disturbed by this appointment. While talking to the Pakistani press on April 4 Mehdi Honardost, Iranian ambassador to Islamabad said, "this issue needs an explanation." Having noted that the Pakistani government informed Iranian authorities before giving an approval to Shariff's appointment, "this does not mean that Iran accepted this decision," Honadost stated. Pakistani officials have tried to ease Tehran by arguing that General Sharif’s appointment does not carry hostile intentions against Iran. “The Islamic alliance is against terrorism, not any country,” Pakistani Foreign Minister Tehmina Janjua stated by emphasizing that Pakistan will not go against Iran’s interests. Defense Minister M. Asif also underlined that Pakistan's role in alliance will be within the Saudi borders and will not take a role in Yemen.

It is difficult to say that Iran and Pakistan are enjoying good relations in general, as the Iranian Ambassador Honardoost acknowledged. However, both Pakistan and Iran want to develop bilateral relations due to some economic and strategic interests, and in the last couple of years they have taken remarkable steps in this respect. Mutual high-level have taken place between the two countries, which addressed issues such as promoting the trade volume to five billion dollars within five years, completing Iran-Pakistan gas pipeline and making it operative, and the involvement of Iran in “China-Pakistan economic corridor.” Nevertheless, both the increasing armed attacks on the Iran-Pakistan border, and the rising tension between Iran and Saudi Arabia make Pakistan to face with difficult choices.

Bayram Sinkaya
Translation of 'Bölgesel Rekabet ve İran-Pakistan İlişkileri,' Ortadoğu Analiz, cilt 9, sayı 80 (Mayıs-Haziran 2017), http://orsam.org.tr/files/OA/80/15_bayramsinkaya.pdf 

Bölgesel Rekabet ve İran-Pakistan İlişkileri



Bölgesel Rekabet ve İran-Pakistan İlişkileri

Trump yönetiminin Ocak 2017’de işbaşına gelme- si Ortadoğu jeopolitiğini etkilemeye başladı. Trump, böl- ge ülkelerine İran ile uzlaşmaları tavsiyesinde bulunan selefi Oba- ma’nın aksine her sorunun altında terörizm destekçisi İran’ın parmağı olduğunu düşünüyor. İran tehdi- dinin kuşatılması için de bölgede geleneksel Amerikan müttefikleriy- le iş birliğinin güçlendirme eğili- minde. Bu gelişmeler, Suudi Ara- bistan’ın İran karşıtı kampanyasını ateşledi. Son olarak Suudi Savun- ma Bakanı Prens Muhammed b. Salman 2 Mayıs’ta televizyonda yayınlanan konuşmasında “İran ile diyaloğun mümkün olmadığı- nı” söyledi ve şöyle dedi: “Biliyoruz ki, biz İran’ın asıl hedefiyiz. Savaşın Suudi Arabistan topraklarına ulaş- masını beklemeden İran sınırları içinde gerçekleşmesi için çalışaca- ğız.” Prens Selman’ın bu konuşma- sına İran’dan aynı derecede sert bir açıklama geldi. Savunma Bakanı Hüseyin Dehgan “Suudiler düşün- cesizce bir harekette bulunurlarsa, Mekke ve Medine hariç tüm kral- lıkları İran ordusu tarafından yok edilecek.” tehdidinde bulundu.

İran ve Suudi Arabistan arasın- da artan gerilim sadece Maşrık ve Basra Körfezi’ni değil ‘Geniş Or- tadoğu’yu da etkisi altına almaya başladı. Bu etkiye en açık ülkeler- den birisi de Pakistan. İran’ın sınır komşusu olan Pakistan’ın uzun yıllardan beri Suudi Arabistan ile yakın ilişkileri var. Fakat Pakistan hükümeti, Tahran ile Riyad ara- sında artan gerilim nedeniyle zor seçimlerle karşı karşıya. Pakistan bir taraftan ekonomik beklentiler- le İran ile ilişkilerini geliştirmeye çalışırken, diğer taraftan Tahran’a fazla yaklaşarak Suudi Arabistan’ı kızdırmak istemiyor. Bu bağlamda son zamanlarda İran-Pakistan iliş- kilerinde dikkat çeken iki gelişme var: Birincisi, İran-Pakistan sını- rında yer alan Sistan ve Belucistan eyaletinde rejim karşıtı örgütlerle güvenlik güçleri arasındaki çatış- maların şiddetlenmesi. İkincisi ise Pakistan eski Genelkurmay Başka- nı Rahel Şerif’in Suudi Arabistan öncülüğünde kurulan Terörizme Karşı İslam Askeri İttifakı’nın ko- mutasını üslenmesi.

Belucistan Sorunu

İran’ın güneydoğusunda, Pakistan sınırında yer alan Sistan ve Belucis- tan vilayeti, önemli maden yatak- larının varlığına rağmen ülkenin en az gelişmiş bölgelerinden birisi. Bu bölge, Afganistan ve Pakistan üzerinden gelen kaçakçılık, uyuştu- rucu ticareti, insan kaçakçılığı vb. güzergahı olması nedeniyle güven- lik açısından sorunlu görülüyor. Ayrıca, bölgede yaşayan insanların çoğunluğu Beluç etnik kökenine mensup. İki milyon civarında nü- fusu olan, Beluç dili konuşan ve mezhep açısından çoğunluğu Sün- ni olan Beluçlar arasında İran yö- netimine karşı çeşitli tepkiler var. Üstelik sınırın hemen öte yanında, Pakistan’da yoğun bir Beluç nüfusu yaşıyor. Bu durum İran hüküme- ti için bölgenin hassasiyetini daha da artıyor. Bölgede 2003’ten sonra İran güvenlik güçlerini ve yetkili- lerini hedef alan silahlı saldırılar gerçekleştiren militan selefî hare- ketler ortaya çıktı. Bunlardan en çok bilineni Abdülmelik Rigi’nin önderliğindeki Cundullah hareke- ti. İran’ın bu bölgede çeşitli neden- lerle yaşanan çatışmalarda son on yılda üç bine yakın güvenlik gö- revlisini kaybettiği iddia ediliyor.

Belucistan sorunu İran’ın Pa- kistan ile ilişkilerindeki önemli meselelerden birisi. İranlı yetkili- ler, sık sık kendisi de ‘Beluç isya- nı’ ile meşgul olan Pakistan’ı İran aleyhine faaliyet gösteren örgütlere müsamaha göstermekle suçluyor. Gerçi Cundullah lideri Rigi’nin Şubat 2010’da tutuklanmasında –sonra idam edildi– Pakistan’ın yardımcı olduğu biliniyor. Rigi’nin idamından sonra Cundullah dağıl- ma sürecine girdi ve yeni örgütler ortaya çıktı. Bu örgütlerden birisi Selahaddin el-Faruki takma adını kullanan Abdürrahim Mulazade liderliğindeki Ceyş el-Adl (Adalet Ordusu). Açıkça Şii karşıtı bir du- ruşu olan Ceyş el-Adl ‘râfizîlere’ ve ‘Safevî rejimine karşı’ savaş verdi- ğini iddia ediyor. Pakistan toprak- larında yerleşen bu örgüt 2013’ten beri İran sınır muhafızlarını hedef alan saldırılar gerçekleştiriyor.

Ceyş el-Adl, son olarak 26 Ni- san 2017’de İran-Pakistan sınırında Mirjaveh bölgesinde devriye gezen on sınır muhafızının öldürüldüğü saldırıyı üstlendi. Saldırganlar sı- nırın sıfır noktasından uzun nam- lulu silahlarla askerlere ateş açtı ve çatışmadan sonra Pakistan içlerine kaçtı. Bu olay İran kamuoyunda, ‘kendi topraklarında terörist grup- lara ve çetelere karşı etkili şekilde mücadele etmediği’ ve sınır güven- liği konusunda gerekli tedbirleri al- madığı gerekçesiyle Pakistan’a karşı tepki oluşmasına neden oldu. Sal- dırıdan kısa bir süre sonra Pakistan Başbakanı Navaz Şerif ’e hitaben bir mektup yazan İran Cumhur- başkanı Ruhani saldırının sorum- lularının tutuklanmasını ve İran’a teslim edilmesini istedi. Ardından İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif 3 Mayıs’ta İslamabad’ı ziyaret ede- rek üst düzey yetkililerle görüştü ve sınırda güvenlik tedbirlerinin artı- rılmasını istedi. Pakistanlı yetkili- ler bölgeye ilave askerî birliklerin sevkiyatı dâhil gerekli önlemlerin artırılması konusunda Zarif’e gü- vence verdi.

Zarif’in İslamabad ziyaretinde aldığı güvencelere rağmen İranlı as- kerî yetkililer Pakistan’ı hedef alan açıklamalar yapmaya devam etti. Genel Kurmay Başkanı M. Bage- ri, 8 Mayıs’ta yaptığı bir konuşma- da Pakistan topraklarının “Suudi Arabistan tarafından devşirilen ve ABD tarafından desteklenen terö- ristlerin donatımı ve eğitimi için güvenli bir barınağa dönüşmüş” olduğunu iddia etti. “Pakistan yet- kililerinden sorumluluk gösterme- lerini, sınırlarını kontrol etmeleri- ni, teröristleri tutuklamalarını ve illegal oluşumların kapatılmasını” isteyen Bageri, “terörist saldırılar devam ederse sığınakları ve hücre- leri nerede olursa olsun vururuz!” dedi.

Şerif’in ‘İslam Askerî İttifakı’nın Komutasını Alması

İslamabad ile Tahran arasındaki ilişkilerin gerilmesinin bir sebebi Pakistan toprakları üzerinden ya- pılan saldırılarsa, bir sebebi de Pa- kistan’ın Suudi Arabistan ile askerî ve güvenlik iş birliğini geliştirmesi- dir. Nitekim, İranlı yetkililer Suudi Arabistan’ı azınlıkları kışkırtmak ve rejim karşıtı silahlı örgütlere destek vermekle suçluyor. Suudi- lerin Beluç isyancıları örgütleyip desteklediği, Pakistan’ın da buna müsamaha gösterdiği iddia edili- yor. Dolayısıyla, İran’ın Pakistan’a yönelik sert tepkisinin arkasında bu ülkenin Suudi Arabistan ile gü- venlik iş birliğini artırması var.

Pakistan ile Suudi Arabistan arasında geçmişi 1980’lere kadar giden askerî iş birliği var. Bin kadar Pakistanlı subay halihazırda Suudi Arabistan’da ‘danışmanlık’ hizmeti veriyor. Pakistan-Suudi Arabistan
iş birliğinin uzantısı olarak Nisan 2011’de Bahreyn’de ortaya çıkan is- yanların bastırılması için Pakistanlı eski ordu mensupları devşirilerek Bahreyn güvenlik güçlerine dâhil edildi. Bugün Bahreyn güvenlik güçlerinin neredeyse %30’u Pa- kistanlılardan oluşuyor. Bununla birlikte iki ülke arasındaki iş bir- liği 2015’te sekteye uğradı. Mart 2015’te Husi isyanına karşı Ye- men’e askerî müdahalede bulunan Suudi Arabistan, Pakistan’dan savaş uçağı, savaş gemisi ve asker gön- dererek koalisyona destek verme- sini istemişti. O dönemde İran ile ilişkilerini geliştirmeye çalışan ve içeride de militan örgütlere karşı mücadele veren Pakistan, Yemen konusunda tarafsız kaldı ve Riyad’a istediği askerî desteği vermedi. Bu- nunla birlikte Pakistan hüküme- ti, Suudi Arabistan güvenliğine doğrudan bir tehdit olması duru- munda Suudi Arabistan’ın yanında duracağını söyledi. Pakistan’ın ek- sikliği, koalisyonun performansı- nın zayıf olmasının nedeni olarak gösteriliyor.

Suudi Arabistan, Yemen sava- şında Pakistan’dan beklediği des- teği alamadı; ama Aralık 2015’te kurulduğu ilan edilen ‘Terörizme Karşı İslam Askerî İttifakı’na ka- tılması için Pakistan hükümetine baskı yaptı. Nihayet Ocak 2017’de Pakistan eski Genel Kurmay Baş- kanı Rahel Şerif ’in merkezi Ri- yad’da bulunan ve 41 üyesi olan ittifakın komutanı olarak atanacağı açıklandı. Pakistan makamlarının bu atamayı Nisan ayının başların- da onaylamasından sonra Şerif, Riyad’a hareket etti. Şerif ’in bu göreve gelmesi, İslam İttifakından dışlanan İran’ı rahatsız etti. İran’ın Pakistan’daki Büyükelçisi Mehdi Honardost, 4 Nisan’da Pakistan basınına yaptığı açıklamada “bu konunun izaha muhtaç olduğu- nu” söyledi. Pakistan hükümetinin atamaya onay vermeden önce İran makamlarına bilgi verdiğini belir- ten Honardost, “bunun İran’ın bu karara razı olduğu anlamına gelme- diğini” söyledi. Pakistanlı yetkililer ise Şerif ’in bu görevi üslenmesinin İran’a karşı hasmane bir hareket ol- madığını belirtti. Pakistan Dışişleri Bakanı Tehmina Janjua, ittifakın herhangi bir ülkeye karşı değil te- rörizme karşı olduğunu belirtti ve ülkesinin “İran’ın çıkarları aleyhi- ne hareket etmeyeceğini” söyledi. Savunma Bakanı M. Asif de Pakistan’ın ittifak içindeki görevinin Suudi sınırları içinde olacağını ve Yemen’de bir rol almayacağını söyledi.

İran Büyükelçisi Honardost’un da belirttiği gibi İran ile Pakistan arasındaki ilişkilerin genel olarak çok iyi olduğunu söylemek müm- kün değil. Fakat hem Pakistan hem de İran gerek ekonomik gerekse stratejik nedenlerle ikili ilişkileri- ni geliştirmek istiyor ve bu yönde geçtiğimiz yıl önemli adımlar da atıldı. İki ülke arasında karşılıklı üst düzey ziyaretler yapıldı. Bu zi- yaretlerde ticaret hacminin beş yıl içerisinde 5 milyar dolara çıkarıl- ması, İran-Pakistan gaz boru hat- tının tamamlanması ve faaliyete geçirilmesi, İran’ın ‘Çin-Pakistan ekonomik koridoru’na dâhil ol- ması gibi meseleler ele alındı. Ne var ki hem İran-Pakistan sınırın- da artan saldırılar hem de İran ile Suudi Arabistan arasında yükselen gerilim Pakistan’ı zor seçimlerle baş başa bırakıyor.

 Yrd. Doç. Dr., Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, ORSAM Ortadoğu Danışmanı 
Ortadoğu Analiz, Mayıs-Haziran 2017 Cilt: 9 Sayı: 80 
http://orsam.org.tr/files/OA/80/15_bayramsinkaya.pdf

U.S. and Israeli Military Attacks Against Iran: Regional and Global Consequences

  1. Introduction On February 28, 2026, U.S. military elements and the Israel Defense Forces (IDF) launched coordinated and joint missile an...