AB’nin Devrim Muhafızları’nı Terör Listesine Almasının Nedenleri ve Olası Sonuçları

 Esnafın 28 Aralık 2025’te Tahran’da, İran riyalinin hızla değer kaybetmesi ve diğer ekonomik sorunlara tepki olarak başlattığı gösteriler, kısa sürede İslam Cumhuriyeti yönetimi üzerindeki iç ve dış baskıyı artırdı. İran hükümeti protestoların, ABD ve İsrail tarafından kışkırtıldığını öne sürerken bazı bölgelerde güvenlik güçleri ile göstericiler arasında çatışmalar meydana geldi. Gösterilerin yayılması ve şiddetin artması üzerine İran yönetimi, 8 Ocak 2026’dan itibaren iki haftadan uzun süre ülke genelinde internet erişimini tamamen kapattı ve protestoları kontrol altına almak için sert önlemler aldı.

ABD merkezli insan hakları örgütü HRANA’ya (Human Rights Activists News Agency) göre bu süreçte altı binden fazla kişi hayatını kaybetti. İran’dan 21 Ocak’ta yapılan resmî açıklamaya göre ise önemli bir kısmı güvenlik güçlerinden olmak üzere olaylar sırasında üç binden fazla kişi öldü. ABD Başkanı Donald Trump bir yandan yardım vaadiyle göstericilere destek verirken diğer yandan İran yönetimini protestoculara karşı şiddet kullanmaması konusunda uyardı. Ardından ABD’nin İran üzerindeki askerî baskıyı artırmak amacıyla Basra Körfezi ve Umman Körfezi açıklarında askerî yığınağını artırdığına dair haberler gündeme geldi.

Benzer biçimde Avrupa’dan da gösterilere destek açıklamaları ve İran yönetimine şiddet kullanmaması yönünde uyarılar geldi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, 9 Ocak’ta AB adına yaptığı açıklamada İran halkının daha iyi bir yaşam için meşru talepler dile getirdiğini belirtti. Kallas, güvenlik güçlerinin orantısız ve sert müdahalesini, keyfî tutuklamaları ve yıldırma uygulamalarını kınadı. Kaja Kallas ayrıca haksız yere gözaltına alınanların derhal serbest bırakılmasını ve İran’ın ifade özgürlüğü, örgütlenme ve barışçıl toplantı hakkını korumasını istedi.

29 Ocak 2026’da Brüksel’de toplanan AB Konseyi ise İtalyan Dışişleri Bakanı Antonio Tajani’nin önerisi doğrultusunda, hükümet karşıtı barışçıl gösterilerin kanlı biçimde bastırılmasındaki rolü nedeniyle İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) AB terör listesine ekleme kararı aldı. Ayrıca İçişleri Bakanı İskender Mümini, Başsavcı Muhammed Movahedi-Azad ve DMO komutanlarının da aralarında bulunduğu on beş kişi ile altı kuruluş, insan hakları ihlallerinden sorumlu tutularak 2011’den bu yana uygulanan İran yaptırım listesine eklendi.

DMO’nun terör listesine eklenmesi

AB’nin yeni yaptırımları içinde en dikkat çekici adım, DMO’nun terör örgütü olarak tanımlanması oldu. Kaja Kallas’a göre DMO’nun listeye alınması, İran yönetiminin sert müdahalesi ve artan can kayıpları karşısında İran’a güçlü bir mesaj vermeyi amaçlamaktadır. Benzer biçimde AB Parlamentosu’nun İran’la ilişkilerden sorumlu heyetinin başkanı Hannah Neumann, bu kararı “yoğun şiddetin ve sınır ötesinde muhalifleri bastırma faaliyetlerinin artık cevapsız kalmayacağına” dair bir işaret olarak değerlendirdi.

DMO’nun terör listesine alınmasına yönelik girişimler yeni değildir. ABD’nin Nisan 2019’da DMO’yu terör örgütleri listesine eklemesinin ardından, AB’nin de benzer bir adım atması için sürgündeki İranlı muhalifler ile ABD ve İsrail bağlantılı kuruluşlar tarafından çeşitli kampanyalar yürütülmüştü. İran’ın Avrupa ülkelerinde muhaliflere karşı istihbarat faaliyetleri yürütmesi, suikast ve saldırı iddiaları nedeniyle soruşturulan bazı kişilerin DMO ile bağlantılı olduğunun ortaya çıkması, bu talebi güçlendiren unsurlar arasında yer alıyordu.

Öte yandan özellikle 2022’de Mehsa Emini protestoları sırasında gösterilerin sert biçimde bastırılması ve bazı protestocuların idam edilmesi üzerine, kimi AB üye ülke yetkilileri, dönemin Avrupa Komisyonu Başkanı ve Avrupa Parlamentosu DMO’nun terör listesine alınması çağrısı yapmıştı. Ancak o dönemde AB Konseyi, insan hakları ihlalleri gerekçesiyle yaptırım listesine yeni kişi ve kurumlar eklemekle yetinmişti. Dönemin AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Joseph Borrell, bir kişi ya da kuruluşun terör listesine alınabilmesi için bir Avrupa mahkemesinin bu yönde karar vermesi gerektiğini savunmuştu.

Ayrıca DMO’nun resmî bir devlet kurumu olması, İran’la diplomatik ilişkilerin tamamen kopması ihtimali ve AB vatandaşlarının İran’daki yakınlarının ve çıkarlarının korunması gibi kaygılar nedeniyle Fransa ve İspanya gibi bazı ülkeler bu adıma karşı çıkmıştı. Neticede Fransa’nın itirazını geri çekmesiyle, 29 Ocak 2026’da AB üyeleri ve kurumları DMO’nun terör listesine alınması konusunda mutabakata varmışlardı.

AB terör listesi

AB’nin terör listesinin yasal dayanağı, 11 Eylül saldırılarının ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) terörizmin finansmanını önleyici tedbirler alınmasını öngören 1373 (2001) sayılı kararının uygulanması amacıyla kabul edilen 931 sayılı Ortak Tutum belgesidir. Bu belgeye göre, “bir halka gözdağı vermek” amacıyla, ölümle sonuçlanabilecek şekilde kişilerin hayatına veya vücut bütünlüğüne yönelik saldırılar terör eylemi kapsamına girmektedir.

Bu çerçevede AB Konseyi, üye devletler arasında terörle mücadele alanında iş birliği ve koordinasyonu güçlendirmek amacıyla kişi, grup ve kuruluşları terör listesine eklemektedir. Halihazırda listede 13 kişi ve 22 örgüt bulunmaktadır. Son olarak İran’da protestoların bastırılmasında aktif rol oynadığı ve göstericilerin ölümünden sorumlu tutulduğu gerekçesiyle DMO da bu listeye dahil edilmiştir.

AB’nin İran’a yönelik yaptırımları halihazırda geniş kapsamlıdır. İran’ın nükleer programı, insan hakları ihlalleri ve Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşa sağladığı askerî destek gibi nedenlerle İran’a kapsamlı yaptırımlar uygulanmaktadır. DMO da bu yaptırımlardan kısmen veya kurumsal düzeyde etkilenmektedir. DMO’ya bağlı kuruluşlar ve üst düzey komutanlar, mal varlıklarının dondurulması, seyahat yasağı, para ve fon transferi kısıtlamaları gibi tedbirlerle karşı karşıyadır. Dolayısıyla DMO’nun terör listesine eklenmesi, ilk bakışta yaptırımların niteliğinde köklü bir değişiklik yaratmayacaktır. Zira terör listesinde yer alan tüm kişi, grup ve kuruluşlar da benzer şekilde seyahat kısıtlamalarına ve fonların dondurulmasına tabi tutulmaktadır. Ayrıca bu listede yer alan kişi ve yapılara doğrudan ya da dolaylı biçimde herhangi bir fon, mali varlık veya ekonomik kaynak sağlanması yasaktır.

Bununla birlikte terör yaptırımlarını diğer yaptırım türlerinden ayıran temel unsur, terör örgütlerine mali veya maddi yardımın suç sayılmasıdır. Bu suçların önlenmesi, soruşturulması ve kovuşturulması süreçlerinde üye ülkeler arasında, ayrıca üye ülkeler ile diğer ülkelerin istihbarat, güvenlik ve adli birimleri arasında daha ileri düzeyde iş birliği yapılması öngörülmektedir. Bu kapsamda ilgili kurumlara geniş soruşturma yetkileri tanınması, terör listesine eklemenin pratikteki en belirgin sonuçlarından biri olarak öne çıkmaktadır.

Terör listesine eklenmenin sonuçları

Mevcut yaptırımlara ek olarak DMO’nun terör listesine alınması, AB’nin İran sivil toplumunu destekleme ve İran yönetimi üzerindeki baskıyı artırma konusunda daha kararlı bir çizgiye geçtiğini göstermektedir. Kallas’ın ifadesiyle DMO artık DEAŞ, Hizbullah, Hamas ve el-Kaide gibi örgütlerle aynı kategoriye konulacaktır. Bu kararın ardından, özellikle İngiltere başta olmak üzere diğer ülkeler üzerinde benzer adımlar atılması yönündeki baskının artması beklenmektedir.

DMO’nun terör listesine eklenmesi, İranlıların Avrupa’da ticari faaliyet yürütmesini daha da zorlaştıracaktır. Ayrıca İran’a bağlı kültür merkezleri ve dinî kuruluşlar üzerindeki baskıların artması, DMO ile bağlantılı medya kuruluşlarının faaliyet ve yayınlarına kısıtlamalar getirilmesi olasıdır. Buna karşın, DMO’nun uzun süredir farklı başlıklar altında AB yaptırımlarına maruz kalması nedeniyle, bu kararın İran tarafında kayda değer bir davranış değişikliği yaratması beklenmemelidir. Nitekim DMO’nun ABD tarafından terör örgütü ilan edilmesi de örgütün faaliyetlerinde belirgin bir değişime yol açmamıştır. “Terörist” etiketi iş yapmayı zorlaştıran güçlü bir caydırıcı unsur olsa da DMO’nun çalışma yöntemleri, ortakları ve faaliyet alanları dikkate alındığında yeni yaptırımlardan sınırlı ölçüde etkilenmesi muhtemeldir.

Bununla birlikte İran anayasasında devletin resmî silahlı kuvvetlerinden biri olan DMO’nun terör listesine alınması, AB-İran ilişkilerinde bazı hukuki ve diplomatik sorunlar doğurabilir. Zorunlu askerlik hizmetini DMO bünyesinde yapanlar ve DMO ile diğer devlet kurumları arasındaki geçişkenlikler dikkate alındığında, kimlerin DMO mensubu ve dolayısıyla “terörist” sayılacağı sorusu ortaya çıkacaktır. Ayrıca diplomatik görüşmelerde İran heyetlerinde DMO bağlantılı kişilerin bulunması ihtimali, ilişkilerde yeni riskler yaratabilir.

Benzer şekilde DMO’nun etkin rol oynadığı Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı gibi alanlarda, deniz kazaları veya acil durumlar sırasında askerî angajman kurallarının uygulanmasında da bazı zorluklarla karşılaşılabilir. Son olarak, bu karardan sonra AB-İran ilişkilerinde öne çıkacak başlıklardan birinin, muhtemelen İran’ın müzakere şartı olarak, DMO’nun terör listesinden çıkarılması olacağı öngörülebilir.


İRAM, 5 Şubat 2026  

https://www.iramcenter.org/abnin-dmoyu-teror-listesine-almasinin-nedenleri-ve-olasi-sonuclari-2720

Conceptualizing Compartmentalization in International Relations: The Case of Turkish Foreign Policy

 1. Introduction

Globalization has deepened complexity in international politics by diffusing power, multiplying the number of actors, and creating interdependencies among actors across various issue areas and regions. While states pursue multiple agendas, external and domestic issues have become increasingly entangled. The widening complexity in international politics has given way to puzzling patterns and forms of bilateral relations among states, diverging from the conventional and holistic understanding of amity, enmity, or neutrality (Aydinli & Rosenau, 2005). A particularist and compartmentalized approach to foreign relations is also gaining ground, whereby states work with other counterparts in various issue-areas or loci in order to realize mutual gains and mitigate shared concerns. There has been no shortage of scholarly attention to decipher those apparently contradictory foreign policy behaviors by states in this complex, globalized yet transitioning world system.

We study here compartmentalization as a ‘form of foreign policy behavior practiced by states’ and a ‘cognitive prior adopted by leaders’ (Acharya, 2009) to cope with challenges arising from complex interactions in contemporary world affairs. We will argue that compartmentalization essentially involves a practical-cognitive approach to foreign policy decision-making at times of contradictory pressures arising from competing or mutually exclusive alternative sets of relationships or choices at either domestic or external levels. Such usually high-stake decision-points are more likely to arise during times of systemic polarity, intense strategic rivalry, systemic transitions, or in the case of multifaceted relations, wherein interest divergence in some areas goes hand-in-hand with shared interests in other areas which are worth not foregoing. At such junctures, compartmentalization emerges as one of the alternative avenues to make cooperation possible, by allowing the parties to ‘agree to disagree,’ as the popular saying goes.

Although compartmentalization has been used in the literature for quite some time to describe contradictory positions and complex relations between various states, there is no systematic analysis of this concept, nor has there been a well-established operational definition instructing such analyses. Most uses of ‘compartmentalization’ are idiosyncratic, as scholars employ the term in a casual sense. The purpose of this article is to develop a comprehensive framework which can be used for foreign policy analysis, by conceptualizing compartmentalization as a foreign policy behavior at practical and cognitive levels. What follows is an attempt to define compartmentalization, by suggesting a typology of different forms of this behavior and its main components. This section will also delineate the concept further to differentiate it from other similar concepts used in foreign policy analysis, particularly transactionalism and hedging. Then the article will engage in an extensive review of the literature employing the concept of compartmentalization in the study of Turkish foreign policy. In addition to tracing the evolution of how this concept has been applied, this section will overview various manifestations of issue-based and actor-based compartmentalization. Rather than engaging in a detailed case study analysis to test the applicability of the compartmentalization hypothesis, the purpose of this inquiry will be to provide an illustrative survey of how Türkiye’s relationship with several countries, such as Russia, Iran, Israel or the United States, had elements of compartmentalization. Next, the discussion on the drivers of compartmentalization in Turkish foreign policy conduct will also highlight how it has emerged as a cognitive prior, shaping the leaders’ approach to foreign policy. The concluding section will revisit the role of compartmentalization as a strategic-cognitive process in Turkish foreign policy of late, referring to the pressures exerted by the securitization of the regional environment.

2. What is Compartmentalization? Delineating the Boundaries

How do we conceptualize compartmentalization as a foreign policy behavior? Compartmentalization may refer to a number of interrelated phenomena. Traditionally, compartmentalization in foreign policy studies referred to the division of power and labor among various bureaucratic institutions (Clifford, 1990; Mueller, 2013; Delreux & Earsom, 2024). This practice is mainly justified on rationalist grounds, as decision-makers are often assumed to separate different issues from each other at cognitive and practical levels to manage simultaneous and complex challenges. As Smyth notes (Smyth, 2021, pp. 414-415) it refers to “the way in which decision-making processes organize themselves to isolate specific issues for consideration within discrete compartments” that “fit well with economic rationalist perspectives on human action that see people as rational actors seeking to maximize their utility in any given situation.”

The concept is also used to refer to the insulation of domestic politics from foreign policy, the delinking of economic and trade policies from diplomatic and security relations, or the detachment of a specific foreign policy issue from other disputes. In a related sense, different issue domains can be delineated as “compartments,” which are usually driven by distinctive focus, logics or dynamics (Choiruzzad, 2017, p. 46). In this respect, a typical example for compartmentalization is the isolation, at the height of the Cold War, of nuclear risks from the entire set of problems in relations between the two superpowers, which agreed on a compromise in that issue area. Likewise, the Joint Comprehensive Plan of Action (JCPOA) of July 2015 could be viewed as a textbook example of compartmentalization, in which the concerned parties, namely Iran and the United States, successfully insulated the nuclear issue from other questions and reached a compromise (Akbarzadeh, 2024). Recently, there were references to this concept in the Biden administration’s approach to the relations with China in the context of climate change.[1]

Compartmentalization is also increasingly used as an analytical tool to explain contradictions and apparent inconsistencies in state behavior. Several recent studies employed the concept of compartmentalization as an explanatory framework to understand puzzling foreign relations of various countries, especially in their bilateral relations with certain counterparts (Délano, 2009; Patrick & Bennet, 2014; Cornell, 2016; Kang & Kim, 2017; Kundnani & Puglierin, 2018; Rudd, 2022; Brugier, 2022; Tsintsadze-Maas, 2024).  In that genre, the concept has been employed in the analyses of Turkish foreign policy, particularly in its relations with Russia and Iran, as will be reviewed below. Before moving to the Turkish case, this section will seek to delineate the analytical boundaries of the concept.

2.1. Issue-based vs. Actor-based Conceptualization

Compartmentalization can be divided into two broad categories. Firstly, compartmentalization can have an issue-based meaning in the sense that it refers to the separation of policy domains from one another in a relationship with a single actor. In that respect, states may resort to this instrument to maintain cooperative forces against the backdrop of conflictual dynamics. It thus, for instance, offers a balance between long-term security and short-term economic interests. Secondly, compartmentalization also has an actor-based meaning, whereby it implies the tendency to conduct relations with one actor in isolation from others. States may use this instrument in pursuit of mutually exclusive partnerships, i.e., with two or more rival actors or blocs. Thus, for instance, it may particularly help states balance off treaty-based and long-established alliance dynamics with the ad hoc or emerging relationships with non-allies.

In a related sense, the concept may also be used to refer to the role of the leaders at the domestic-external nexus. Considering the contradictory expectations by the domestic and international audiences, leaders often confront challenges in decision making. Compartmentalization can be a tool to reconcile the tensions arising from differences in the domestic agenda and foreign policy priorities.

2.2. Compartmentalization at Cognitive and Practical Levels

Compartmentalization operates at two distinct but interrelated levels: cognitive and practical. Firstly, it functions as a cognitive process on the part of decision-makers, who may employ it to manage contradictory pressures for cooperation and contention arising from various sources. Relying on their previously held ideas, perspectives, worldviews or rational calculations, decision-makers may adopt compartmentalization at a cognitive level, as they decide with whom (actor-based compartmentalization) or on which issues (issue-based compartmentalization) they will cooperate. Secondly, at the practical level, compartmentalization can be conceived as a foreign policy behavior, whereby policy makers take actions such as detaching the country’s bilateral relations with various actors from each other (actor-based compartmentalization), or forging cooperative frameworks in order to handle complex, multifaceted and otherwise conflictual relations with certain counterparts (issue-based compartmentalization).

Here, Acharya’s (2012, p. 193) conceptualization of “cognitive priors” as “the preexisting ideas … of individuals or societies -whether they are worldviews, causal ideas, or principled ideas” can help us better understand the cognitive dimension of compartmentalization. Actors could bring various preexisting beliefs, ideas or schemas to new situations as they respond to them. There is a wealth of political-psychology scholarship looking at how those cognitive priors are informed or how individuals -leaders- organize the world in their mind. These are beyond this article’s focus, and for our purposes here, what matters is whether cognitive factors matter causally. At this point, while it is also beyond the scope of this study to analyze the role of ideas in international relations, it is helpful to recall Goldstein and Keohane’s (1993, p. 12) contention that ideas have the potential to influence policy outcomes through various causal pathways. They could serve as roadmaps, affect strategic interactions, or become embedded in institutions. In that respect, compartmentalization can also be viewed as part of the cognitive priors that leaders bring with them, which eventually affect the way they process information, respond to strategic environment, and eventually make foreign policy decisions. Thus, compartmentalization emerges as a result of a cognitive-strategic process, whereby the ideas shared by the elites and the policy practices -material factors- mutually interact.

for the rest of the article visit:

https://www.allazimuth.com/2025/11/26/conceptualizing-compartmentalization-in-international-relations-the-case-of-turkish-foreign-policy/

https://www.allazimuth.com/wp-content/uploads/2025/11/Kardas-and-Sinkaya-2025_online.pdf 

The Structure of Iran’s Armed Forces and the IRGC–Army Relationship

 

Key Takeaways


- Artesh, which literally means "army," is a branch of Iran’s armed forces that

surpasses the Islamic Revolutionary Guard Corps (IRGC) in both manpower and

conventional firepower.


- Army’s Pahlavi-era origins, coupled with the fact that many of its senior officers

had received training in the US, fostered suspicion among the revolutionaries in

terms of its fidelity and in the aftermath of the 1979 Revolution, certain measures

were swiftly undertaken to restructure it into a force loyal to the emerging Islamic

Republic.

 

- Established in April 1979 as a militia force tasked with maintaining public order

and safeguarding the revolution in its immediate aftermath, the IRGC gradually

developed in parallel to Army and eventually came to possess its own ministry,

distinct from the Ministry of Defense.


-  During the Iran–Iraq War, significant rivalries and tensions emerged between the

Army and the IRGC, particularly over issues of command, control, and military

strategy.


- While the Army approached the war through a conventional military

lens –emphasizing weaponry, technology, and manpower– the IRGC prioritized

ideological commitment, emphasizing faith, martyrdom, and revolutionary zeal

as the core elements of its strategy.


- Despite undergoing “Islamization,” proving loyalty to the regime, and playing a

critical role during periods of crises, the Army remained largely sidelined in favor

of the IRGC, which was consistently entrusted with the most prestigious and

influential assignments.


- Although the Army occupies a central role in Iran’s overall defense strategy,

the IRGC holds a clear advantage in terms of access to advanced weaponry and

military technology.


- In recent decades, the IRGC –particularly through its Quds Force– has emerged

as a central instrument of Iran’s regional projection, extending its influence from

Iraq and Lebanon to Syria and Yemen.


- The Army was deliberately excluded from political affairs and confined strictly to

its role within the framework of military doctrine.


- The Army is often regarded as more conciliatory and as a potential partner in the

event of a prospective regime change. Nevertheless, there remains little doubt

about its overall loyalty to the Islamic Republic and its adherence to the principle

of Wilayat-e Faqih.


For the rest of the analysis in Turkish see, https://www.iramcenter.org/uploads/files/I%CC%87ran_Silahli_Kuvvetlerinin_Yapisi_ve_Devrim_Muhafizlari-Ertes%CC%A7_I%CC%87lis%CC%A7kisi_Son_b_.pdf 

İran Silahlı Kuvvetlerinin Yapısı ve Devrim Muhafızları-Ordu İlişkisi


Temel Çıkarımlar


- Ordu (Erteş), İran silahlı kuvvetleri içinde hem nicelik hem de ateş gücü açısından

Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) daha güçlü bir askerî güçtür.


- Ordu'nun Pehlevi kökenleri ve o dönemde üst düzey subaylarının çoğunun ABD’de

eğitim almış olmaları nedeniyle devrimciler arasında bu ordunun sadakatine

yönelik kuşkular oluşmuş ve Ordu'nun İslam Cumhuriyeti rejiminin hizmetinde

bir birime dönüştürülmesi için çalışmalar başlatılmıştır.


- Devrimden sonra asayişi sağlamak ve devrimi korumak amacıyla Nisan 1979’da

milis teşkilatı olarak kurulan DMO, zamanla Ordu’ya paralel olarak teşkilatlanan

ve hatta Savunma Bakanlığı’ndan ayrı bir bakanlığa sahip büyük bir askerî güce

dönüşmüştür.


- İran-Irak Savaşı sırasında kuvvetlerin sevk ve idaresi ile taktikler konusunda

Ordu ile DMO arasında ciddi rekabet ve görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır.


- Ordu, savaşa silah, teknoloji ve insan gücüne dayanan geleneksel bir yaklaşımla

bakarken DMO ideolojik adanmışlık, iman ve şehadet boyutunu ön plana

çıkarmıştır.


- Aradan geçen süreçte “İslamileştirilmesine”, rejime sadakatini kanıtlamış

olmasına ve kriz durumlarında sağladığı önemli katkılara rağmen Ordu DMO’ya

nispetle kenarda tutulmaya devam etmiş, prestijli görevler DMO’ya verilmiştir.


-Ordu, savunma stratejisinde merkezî bir konuma sahip olmasına rağmen

sofistike silahlara erişim açısından DMO daha avantajlıdır.


- Son on yıllarda DMO, bilhassa Kudüs Gücü aracılığıyla Irak’tan Lübnan’a,

Suriye’den Yemen’e kadar İran’ın Ortadoğu’daki varlığının temel unsuru hâline

gelmiştir.


- Ordu, siyasetin dışında tutulmuş ve askerî doktrindeki rolüyle sınırlı kalmıştır.


- Ordu, olası bir rejim değişikliğinde daha uzlaşmacı ve potansiyel bir işbirlikçi

olarak değerlendirilmektedir ancak Ordu’nun rejime ve Velayet-i Fakih ilkesine

sadakati konusunda şüpheye yer yoktur.


https://www.iramcenter.org/uploads/files/I%CC%87ran_Silahli_Kuvvetlerinin_Yapisi_ve_Devrim_Muhafizlari-Ertes%CC%A7_I%CC%87lis%CC%A7kisi_Son_b_.pdf

Scope, drivers and manifestations of the realist turn in Turkish foreign policy: a case of delayed strategic adjustment


Scope, drivers and manifestations of the realist turn in Turkish foreign policy: a case of delayed strategic adjustment

Turkish foreign policy has been on a steep-learning curve since 2015, whereby reliance on hard power has come to undergird its external conduct. Through a levels-of-analysis framework, the article will delineate its meaning, boundaries, and limitations, and problematize how it fits into underlying trends in Turkish foreign policy and security culture. It will argue that while the literature highlights the quest for strategic autonomy, middle power activism, realist turn, and militarization as the main characteristics of the qualitative change, it was the convergence of these longer-term trends and especially the increased propensity to use coercive instruments as part of a realist turn that defined this period. The discussion section will offer a plausible account of the transformation, drawing on insights from neoclassical realism. It will argue that the post-2015 transformation of Turkish behaviour represents an adjustment failure, namely a delayed reaction to external-systemic contingencies by devising corresponding strategies.


Kardaş, Ş., Sinkaya, B., & Pehlivantürk, B. (2025). Scope, drivers and manifestations of the realist turn in Turkish foreign policy: a case of delayed strategic adjustment. Southeast European and Black Sea Studies, 25(1), 11-30.

https://www.researchgate.net/publication/389256776_Scope_drivers_and_manifestations_of_the_realist_turn_in_Turkish_foreign_policy_a_case_of_delayed_strategic_adjustment 

AVRUPA BİRLİĞİ – İRAN İLİŞKİLERİ

 AB - İran ilişkileri

Avrupa ülkelerinin çoğunun, bilhassa Almanya, Fransa ve İngiltere’nin İran ile geçmişi çok eskilere giden siyasi ve kültürel ilişkileri vardır. Avrupa Topluluğu’nun (AT) kurulmasından sonra üye ülkeler İran ile ilişkilerini ayrı ayrı yürütmüş, AT’nin İran ile kurumsal bir ilişkisi olmamıştır. Ancak AT ülkeleri 1980’lerden itibaren siyasi birlik vizyonu çerçevesinde İran ile ilişkilerinde koordinasyona gitmiştir. 1990’ların başından itibaren Avrupa Birliği (AB) İran ile kurumsal ilişkiler geliştirmiş ve bu ülkeye yönelik olarak görece tutarlı politikalar izlemiştir. AB İran’la angajmana girmiş, bir taraftan ticari ve ekonomik ilişkileri geliştirirken diğer taraftan diyalog mekanizmaları üzerinden İran hükümetinin içeride baskıcı, dışarıda radikal politikalarını ılımlaştırmayı hedeflemiştir. Bu süreçte bazı iniş çıkışlar yaşansa da AB ülkelerinin İran ile siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerinde önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Ancak 2003 yılından sonra İran’ın nükleer programı ikili ilişkilerin gündemini belirlemiştir. AB bu dönemde de Tahran ile angajman siyasetini sürdürerek nükleer meselenin müzakereler yoluyla çözülmesi için çalışmış, nihayet Temmuz 2015’te bu konuda anlaşmaya varılmasında ekili bir rol oynamıştır. Hatta, nükleer anlaşma (Kapsamlı Ortak Eylem Planı, KOEP) AB’nin en önemli dış politika başarılarından birisi olarak görülmektedir. Bu bölümde Avrupa Birliği’nin İran ile ilişkileri tarihsel süreç içerisinde değerlendirilmekte ve Birliğin İran’a yönelik politikaları ele alınmaktadır. Bu kapsamda özellikle nükleer anlaşmaya giden süreçte AB’nin rolü ve anlaşma sonrasında AB–İran ilişkilerinde meydana gelen gelişmeler incelenmektedir.



  • İlhan Sağsen & Mehmet Dalar (eds.), Avrupa Birliği'nin Küresel ve Bölgesel Politikaları, (Nobel, 2022) içinde.

U.S. and Israeli Military Attacks Against Iran: Regional and Global Consequences

  1. Introduction On February 28, 2026, U.S. military elements and the Israel Defense Forces (IDF) launched coordinated and joint missile an...